İsrail’in parçalanan zırhı

  • GİRİŞ14.04.2026 08:45
  • GÜNCELLEME14.04.2026 08:45

İtalya'nın köklü dergilerinden L'Espresso'nun sarsıcı kapağını gördünüz mü? 

Harabeye dönmüş, taş üstünde taş kalmamış bir Batı Yaka sokak manzarasının önünde, objektife küstahça sırıtan bir İsrail askeri... O vampirleşmiş sırıtış çok şey anlatıyor; "Bize kimse dokunamaz, hesap soramaz" diyen hastalıklı ruh halinin vesikası adeta.

Bu kapağın Avrupa medyasının merkezinde yayınlanması, Siyonizme artan tepkilerin boyutunu ve İsrail diplomasisinin nasıl bir panik sarmalına girdiğini de gözler önüne serdi. İsrail'in İtalya Büyükelçisi Jonathan Peled, alelacele resmi bir kınama yayınlayarak, dergiyi "gerçekliği manipülatif bir şekilde çarpıtmakla" suçladı. Ancak işin trajikomik tarafı, Büyükelçi Peled yeri göğü inletirken, derginin piyasaya çıktığı gün İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in yeni bir "Büyük İsrail" (Greater Israel) genişleme planı açıklamış olmasıydı. Bu ironi, L'Espresso'nun kapağının ne kadar isabetli bir tespit olduğunu kanıtlamış oldu. 

Siyonist akla teslim olan Washington'ın bu vahşeti "demokrasi" ve "Hristiyan milliyetçiliği" kılıfıyla pazarlama çabası, bizzat Hristiyan dünyasının kalbinden de tarihi bir tokat yedi. Papa, "Tanrı hiçbir çatışmayı kutsamaz. Barış Prensi'nin müridi olan hiç kimse, bugün bomba atanların yanında yer alamaz" diyerek bu kanlı ittifakı adeta aforoz etti. Trump'ın bugünlerde panik halinde kiliseye savaş açmasının altında yatan sebep de içine düştüğü bu hezimettir. Zira Amerika’nın en etkili üç Katolik kardinali, ana akım medyanın (CBS) ekranlarına çıkarak, Oval Ofis'in kanlı Orta Doğu siyasetini sert bir dille mahkûm etti. Bu, sıradan bir itiraz değil; kardinallerin kameralara bakarak doğrudan Trump’ın varlık sebebi olan "dindar seçmen tabanına" seslenmesiydi. Siyasi gücünü dini bir kılıfla desteklemeye alışmış olan Trump için, Hristiyanlığın merkezi tarafından vahşetle suçlanmak derin bir çatlak oluşturuyor.

Kiliselerden yükselen bu isyan, Amerikan sokağında da çoktan karşılığını bulmuş durumda. Pew Research Center’ın son araştırması, Siyonist tahakkümün Amerikan toplumu üzerindeki çöküşünü ilan ediyor. ABD halkının yüzde 60'ı artık İsrail'e açıkça olumsuz bakıyor. Bu oran sadece bir yıl içinde devasa bir sıçrama yaşarken, "çok olumsuz" diyenlerin yüzde 28'e fırlaması toplumsal tepkinin kemikleştiğini gösteriyor. Daha da vahimi; bu kırılmanın kalbinde yer alan 18-49 yaş arasındaki genç kuşakta, İsrail'e olumsuz bakış artık ezici bir çoğunlukta. ABD halkının yüzde 59'u Binyamin Netanyahu’ya zerre güvenmezken, İsrail'in peşine takılan Trump’ın politikaları da halkın yüzde 55'i tarafından reddediliyor.

Sokağın ve kilisenin bu vicdan isyanı, Batı'nın "özgür düşünce" kaleleri sayılan üniversitelerde de akademik reddiyeye dönüşmüş durumda. Batı akademisi, yıllardır ortak projelerle kurulan Siyonist baskı ağını yırtıp atmaya başladı. Londra’nın köklü kurumlarından SOAS'ın Senatosu (School of Oriental and African Studies - Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu), Gazze'deki yıkımı "eğitim soykırımı" olarak ilan ederek, entelektüel başkaldırının manifestosunu yazdı. Ardından gelen dalga ise Tel Aviv'de adeta deprem etkisi yaptı. Manchester Üniversitesi'nde öğrencilerin yüzde 94 gibi ezici bir oyla, İsrail ordusu ve silah şirketleriyle içli dışlı olan Tel Aviv Üniversitesi ile tüm akademik bağların koparılmasına karar vermesi, akademik camiadan da tecridin işaret fişeğiydi. Cambridge'den Hollanda'ya, Brezilya'dan CERN laboratuvarlarındaki yüzlerce bilim insanına kadar yayılan bu 'ilişki kesme' kararları; İsrail'in yıllardır güvendiği normatif üstünlüğünü tamamen kaybettiğini, 'yumuşak gücünün' ise gerek senato kararları gerekse kitlesel boykotlarla Batı kampüslerinde yerle yeksan olduğunu somut bir şekilde belgeliyor. 

Peki, diplomatik sahayı, medyayı, akademiyi, kiliseyi ve Amerikan sokağını kaybeden İsrail buna nasıl tepki veriyor?

Devasa bir panik ve acziyetle... İsrail Diaspora ve Antisemitizmle Mücadele Bakanlığı,'Soykırım Anma Günü' arifesinde çaresizlik vesikası olarak alelacele bir kara liste yayınlıyor. Düşünün ki; eskiden sadece Orta Doğu'daki siyasi aktörleri hedefe koyan Siyonist varlık; bugün çevre aktivisti Greta Thunberg'den, Amerikalı muhafazakâr sağın güçlü sesi Tucker Carlson'a; apolitik bir poker milyoneri olan Dan Bilzerian'dan, Mısır kökenli ABD’li komedyen Bassem Youssef'e kadar uzanan absürt bir listeyi 'varlığına tehdit' olarak görüyor.

Savaş uçağıyla binaları yıkabilir, masumları katledebilirsiniz; ancak küresel meşruiyeti kaybettiğiniz an aslında mağlup olmuşsunuzdur. Bir önceki yazım da belirttiğim gibi, İsrail içinden de bu felaketi gören rasyonel sesler giderek yükseliyor. Ordunun içinde Netanyahu'nun siyasi bekası uğruna yürütülen bu "yasadışı savaşa" katılmayı reddeden binlerce yedek askerden, hükümetin eylemlerini "savaş suçu" olarak kınayan yüzlerce İsrailli akademisyene kadar içeride devasa bir toplumsal kırılma yaşanıyor.

Bütün bu sosyolojik çöküşün üzerine, şimdi de ağır bir siyasi iflas eklenmiş durumda. İsrail muhalefetinin Netanyahu'yu "tarihin en büyük diplomatik felaketine" imza atmakla suçlamasının sebebi tam olarak şudur: Aylarca İsrail halkına anlatılan "mutlak zafer" masallarının sonunda, ABD'nin dayattığı bir ateşkeste masada bile yer bulamayan, hiçbir stratejik hedefine ulaşamadan küresel karar alma süreçlerinden dışlanmış bir "uydu devlete" dönüşmek... İşte Haaretz gazetesinin İsrail'i bekleyen "bölgesel bir Kuzey Kore" olma tehlikesine yaptığı o sarsıcı vurgu, içerideki bu çöküşün ve acziyetin en net özeti. L'Espresso'daki o sırıtan asker fotoğrafıyla tescillenen ve bu ağır dışlanma hezimetiyle derinleşen süreç, tam da 'parya devlet' olma yolundaki ayak sesleridir. Yıkılan sadece Gazze, İran ve Lübnan'ın binaları değil; üzerine kan sıçramış Siyonizmin yıllardır arkasına saklandığı dokunulmazlık zırhı ve Amerikan hegemonyasının küresel meşruiyetidir.

Yeni Akit

Yorumlar2

  • Öz gürcü 1 saat önce Şikayet Et
    Yeter denmesi gereken zamanın hızla yaklaştığını düşünüyorum
    Cevapla
  • Ahmet feyzi inceöz 5 saat önce Şikayet Et
    Kalemine ve yüreğine sağlık.milyonların hissiyatına tercüman olmuşsunuz .Rahmetli Erbakan hocamın bir sözü hasmın şahitliği en kuvvetli delildir derdi . İbrahim hakkı hazretleri de derki: Hak kulundan intikamını yine abd ile alır.ilmi ledun bilmeyen anı kul yaptı sanır.hasanlar ve hanslar anlıyor artık çok şükür .masumların ahı arştanda nasibini alacak inşallah.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat