Sıfır Atık diplomasisi
- GİRİŞ06.06.2026 10:13
- GÜNCELLEME06.06.2026 10:13
Geleneksel tasavvurumuzda tabiat, üzerine tahakküm kurulacak ve pervasızca tüketilecek bir nesne değil; ihtimam gösterilecek, şefkatle muamele edilecek kudsi bir emanettir. Modern çağın “sınırsız tüketim” dogması, bugün dünyayı sadece ekolojik bir çıkmaza değil, aynı zamanda derin bir varoluşsal krize sürüklemiş durumda. Açıkça ifade etmek gerekir ki; çevrenin israfı, doğrudan doğruya insanın, insanlığın ve geleceğin israfıdır. Mevcut küresel nizamdaki bu derin kırılmayı ve tahribatı onarmanın yolu, insanın tabiatla kurduğu hastalıklı ilişkiyi kökünden değiştirmekten geçiyor.
İşte tam da bu şuurla, Türkiye’nin kalbi İstanbul, bugünlerde yeni bir küresel medeniyet çağrısına ev sahipliği yapıyor. 1-7 Haziran tarihleri arasında şahitlik ettiğimiz ‘İstanbul Sıfır Atık Haftası’, megakent sathında vatandaşla buluşturulan 1500’ü aşkın projeyle, sıfır atık felsefesini bir devlet politikasından çıkarıp adeta toplumsal bir yaşam kültürüne dönüştürüyor.
Atatürk Havalimanı’nda dün açılışı gerçekleştirilen ve dünyanın gözünü İstanbul’a çeviren Sıfır Atık Forumu, ulaşılan bu vizyonun uluslararası arenadaki en somut tezahürü. Dile kolay; 183 ülkeden yüzü aşkın bakanın, onlarca eski devlet başkanının, 200’den fazla belediye başkanının ve binlerce uluslararası misafirin ağırlandığı, alanında dünyanın en büyük sivil toplantısı. Üstelik bu zirve, Sanayi Odası (İSO) ile atılan imzalarla sanayide döngüsel ekonomiye geçişten, tarımda gıda kayıplarının önlenmesine kadar son derece stratejik ve çok katmanlı bir diplomasi masası kuruyor.
Eş zamanlı olarak düzenlenen Sıfır Atık Festivali ise “Enerji Verimliliği” ana temasıyla bir başka ilke imza atarak, tüketilen elektriğin tamamını yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılıyor. Dünyanın ilk “yenilenebilir kaynak sertifikalı” festivali unvanını taşıyan bu organizasyon, lafzi bir çevreciliğin ötesine geçerek eylemsel bir model inşa ediyor.
Bütün bu şümullü çabaların ve uluslararası iş birliklerinin ufuk çizgisine baktığımızda ise asıl büyük resmi görüyoruz: COP31.
2026’nın Kasım ayında Antalya’da ev sahipliği yapacağımız ve küresel iklim diplomasisinin rotasını çizecek olan COP31 İklim Zirvesi öncesinde, İstanbul’daki bu forum adeta bir “ısınma turu” ve vizyon inşası. BM nezdinde 30 Mart’ın ‘Uluslararası Sıfır Atık Günü’ ilan edilmesiyle başlayan bu diplomatik zafer, Türkiye’nin yeni dünya düzeninde pasif bir izleyici değil, çevre ve iklim politikalarında küresel bir yol gösterici olduğunu göstermiş oldu.
Meseleyi rakamların diliyle somutlaştırmak, karşı karşıya olduğumuz tehlikenin ve çözümün boyutlarını idrak etmemizi kolaylaştıracaktır. Zira “Sıfır Atık” mefhumu, devasa tesislerin ötesinde, bizzat gündelik alışkanlıklarımızda gizli. Örneğin; ofislerimizde veya evlerimizde israf etmekten imtina ettiğimiz sadece 16 top kâğıt, gölgesinde soluklandığımız yetişkin bir ağacın kesilmekten kurtulması demektir. Daha makro bir perspektifle bakarsak; çöpe atmayıp geri dönüştürdüğümüz 1 ton kâğıt, 17 ağacın hayata tutunmasını ve 26 bin litre suyun heba olmamasını sağlar. Keza doğaya terk etmediğimiz 1 ton plastik atığın geri kazanımı, küresel enerji krizini konuştuğumuz şu günlerde %95 oranında enerji tasarrufu demektir. Çöpe atılan gıdaların sadece beşte birini kurtarmanın, dünyadaki açlık krizini bitirebilecek bir potansiyele sahip olması ise meselenin ne denli hayati olduğunu gözler önüne seriyor.
Aslında bu vizyonun kökleri, inancımızın temel düsturlarına ve medeniyetimizin derinliklerine uzanmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir gün abdest alan Sa’d bin Ebi Vakkas’ın (r.a.) suyu gereğinden fazla kullandığını görünce, ‘Bu ne israf ey Sa’d?’ buyurmuştur. Sa’d Hazretleri’nin ‘Abdestte de israf olur mu?’ şeklindeki şaşkınlığına mukabil, İki Cihan Serveri o evrensel ölçüyü ifade etmiştir: ‘Evet, akan bir nehrin kenarında abdest alıyor olsan bile!’ İşte bugün küresel bir krize dönüşen çevresel meselelerin panzehiri, asırlar öncesinden gelen bu ince idrakte gizlidir. Dün coşkun akan nehirlerin yetip artacağını, uçsuz bucaksız denizlerin kirlenmeyeceğini düşünürdük. Bugün ise su savaşları gündemimizde; okyanus kirliliğinin, deniz canlılarının hayatını yok etme tehdidini konuşuyoruz.
Dolayısıyla Sıfır Atık Hareketini, enerjiden sanayiye, eğitimden şehirleşmeye kadar uzanan, merkezinde insanın ve insani değerlerin bulunduğu şümullü bir kalkınma modeli olarak değerlendirmek mümkün.
BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan’ın; “Ben merkezli anlayıştan, insan merkezli anlayışa geçmezsek her şey için çok geç olacak” uyarısı önemli.
Netice itibarıyla; İstanbul’dan yakılan bu meşale, sadece bugünü kurtarmanın değil, yeryüzünü yeniden insanlık için güvenli ve bereketli bir “ortak ev” kılmanın mücadelesidir. Çünkü Yaradan’ın emaneti olan tabiata merhamet etmeyen, geleceğine de merhamet edemez.
Refik Tuzcuoğlu / Yeni Akit Gazetesi
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol