Kılavuzu karga olan

  • GİRİŞ25.07.2026 09:48
  • GÜNCELLEME25.07.2026 09:48

Toplumsal krizleri, devletlerin içine düştüğü çıkmazları ve liyakatsizliğin faturasını özetleyen muazzam bir evrensel irfan vardır. Antik Yunanlılar, "Kral çılgınsa, halk gözyaşı döker" der. Gücü elinde tutanların yaptıkları hatanın bedelini her zaman toplumlar ödüyor maalesef. İskoçlar ise durumu çok daha dramatik bir boyuta taşıyarak, "Gemi batarken kaptanın aptallığı limanda tartışılmaz" derler.

Bugün dünya gemisi Orta Doğu'da fena halde su alırken, Washington'daki kaptan köşkünün içine düştüğü stratejik savrulmayı tartışmak için maalesef limana dönecek vaktimiz yok. Çünkü ABD’yi ve küresel sistemi bu uçuruma sürükleyen asıl neden, kılavuzun yanlış seçilmesi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance bu yanlış kılavuz konusuna geçtiğimiz günlerde bir açıklık getirdi. Beyaz Saray’da İsrail hükümetindeki şahinlere hitaben, "Artık kuyruk köpeği sallamayacak!" çıkışını yaptı. Süper güç olmanın getirdiği kibir çoğu zaman zaafları gizler ama ABD, İsrail adlı çıban başının kendisini nasıl karanlık bir çıkmaza sürüklediğinin nihayet farkında. Vance’in bu sözleri, faturasını tüm dünyanın ödediği stratejik bir bedelin en üst düzeyden itirafıydı.

Tam bu noktada, Vance’in metaforunun ister istemez bizim o manidar atasözümüzü hatırıma düşürdüğünü itiraf etmeliyim: “Akılsız köpeği yol kocatır.” 

Devlet aklının süzgecinden geçmeden girilen her yol, yürüyeni fena halde yorar. Sırf İsrail’in güvenlik paranoyalarını tatmin etmek için hesapsızca atılan adımlar, küresel güçleri bile çıkmaz bir yola sokar. Düşünün; Amerikan ordusu geceler boyunca İran mevzilerini bombaladı. Sonuç? Koca bir sıfır.

Bu hedefsiz ve amaçsız çabanın yaptığı enkazı temizlemek ise her zamanki gibi iyi niyetlerle araya girmek isteyen bölge ülkelerine düştü. İşte tam burada, diplomasi masasında yaşananları özetleyen o ikinci büyük atasözümüz devreye giriyor: “Bir delinin kuyuya attığı taşı, kırk akıllı çıkaramamış.”

Netanyahu'nun kışkırtmasıyla Orta Doğu kuyusuna atılan o devasa taşı çıkarmak için Umman ve Katar haftalarca yoğun bir diplomasi yürüttü. Türkiye, çatışmanın bölgesel bir yangına dönüşmemesi için diplomatik ağırlığını sahaya yansıtarak tarafları itidale davet eden o ince mekik diplomasisinin mimarlarından biri oldu. Son olarak Pakistan ciddi bir inisiyatif alarak binbir zahmetle bir ateşkes planı hazırladı.

Ne var ki, bu ateşkes masası sadece üç hafta dayanabildi. Kuyuya atılan taş o kadar ağırdı ki; Katar'ın, Umman'ın, Türkiye'nin ve Pakistan'ın omuzladığı çözüm arayışları, en başından yapılan bu stratejik hesap hatasını telafi etmeye yetmedi. Zaten asıl mesele, o taşı kuyuya hiç atmamaktı. Şimdi ise faturayı, küresel ekonomiyi ayakta tutmaya çalışan onlarca “akıllı” ödemek zorunda kalıyor. 

Hürmüz Boğazı'nda sular kaynarken, kriz Babülmendep'e sıçradı. Husilerin Kızıldeniz'de Suudi tankerlerini vurmasıyla Pasifik'ten Avrupa'ya uzanan küresel tedarik zinciri felç oldu, petrol fiyatları 100 doları aştı. Haydi buna bir de o meşhur Arap atasözünü ekleyelim: "Aptalın açtığı gediği, bin usta kapatamaz."

Nitekim bu stratejik körlük Batı'nın kendi entelektüel mahallelerinde de yüksek sesle itiraf ediliyor. New York Times’ta yayınlanan bir analiz tablonun net bir özetini yapıyordu: "Üç Dünya Lideri. Üç İnanılmaz Kötü Karar." Makale; Donald Trump, Binyamin Netanyahu ve Vladimir Putin’i dünyayı içinden çıkılmaz savaşlara ve küresel felaketlere sürüklemekle itham ediyordu. Benzer bir feryat, İngiliz basınının dış politika yorumcusu Simon Tisdall’ın Guardian’daki analizinde de yankı buldu.

Fakat tüm bu jeopolitik enkazın ortasında Başkan Trump’ın tavrı trajikomik bir tablo çizmeye devam ediyor. Köprüleri vuran, nükleer santralleri vurmakla tehdit eden, Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji verip (ki bu İsrail'i kelimenin tam anlamıyla çıldırtıyor) İbrahim Anlaşmaları'na yeni bir bağlam oluşturmaya çalışan Trump, günün sonunda çıkıp "İran büyük bedel ödüyor, yok ediliyorlar" diyerek zafer ilan edebiliyor. 

Eee, hal böyle olunca da hatırıma Nasreddin Hoca’nın o meşhur hikayesi geliveriyor. Hani Hoca gece vakti kuyudaki Ay’ın yansıyan aksini görünce, Ay'ın suya düştüğünü sanır ya... "Eyvah, Ay boğuluyor!" diyerek bir kanca sallar, ip taşa takılır. Bütün gücüyle asılır, ip kopar ve Hoca sırtüstü yere çakılır. Üstü başı toz toprak bir halde gökyüzüne bakar; Ay yerli yerindedir. Gülümseyerek mırıldanır: "Çok acı çektim, belim koptu ama neyse ki Ay'ı da kurtardık!"

İşte Trump'ın durumu tam olarak bu. Küresel ekonomi çökmüş, diplomatik masalar devrilmiş, Körfez ülkeleri panik içinde, müttefik İsrail ise yeni jeopolitik hedefleri için pusuya yatmış durumda. Ama Trump, sırtüstü çakıldığı Orta Doğu zemininden gökyüzüne bakıp "İran'ı yola getirdik" tesellisiyle Ay'ı kurtardığını ilan ediyor.

Peki, Türkiye ne yapıyor?

Hürmüz ve Süveyş'in alev alması, Türkiye'nin mimarı olduğu "Orta Koridor", "Kalkınma Yolu" ve “Hicaz Demiryolu” projelerini küresel ticaretin yegane can damarı haline getiriyor. Mısır ile imzalanan tarihi askeri pakt, Körfez ordularının envanterini doldurmaya başlayan Türk savunma sanayii ürünleri ve sınır ötesindeki askeri üs ağı... Türkiye, ABD'nin bıraktığı boşluğu ve İsrail'in oluşturduğu kaosu, usta bir satranç oyuncusu gibi kendi bölgesel liderliğini tahkim ederek yönetiyor. 

Günün sonunda, İsrail aklıyla hareket eden ABD'nin Orta Doğu'daki durumunu özetleyen bir söz daha aklıma gelmez mi?

“Kılavuzu karga olanın, burnu pislikten kurtulmaz.” 

Netanyahu'nun peşine takılan Washington, burnuna bulaşan kokuyu temizlemek için daha çok yol kocatacak. 

Refik Tuzcuoğlu / Yeni Akit Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat