Ergenekon kararları, meşruiyet ve demokrasi

  • GİRİŞ06.08.2013 09:37
  • GÜNCELLEME06.08.2013 14:02

 66 tutuklu 275 sanığın yargılandığı davada 21 Sanık hakkında beraat kararı verilirken 9 sanığa ağırlaştırılmış müebbet, 10 sanığa müebbet hapis,  diğer sanıklara da 7 yıldan başlayan ağır hapis cezaları verildi. Hükümle birlikte 17 tutuklu sanık tahliye edilirken 13 sanık hakkında tutuklama ve yakalama kararı çıkarıldı.

Detaylarını yan sütunlarda okuyacağınız kararın ceza alan sanıkları ve yakınlarını üzdüğü bir gerçek. Bu anlamda duygusal tepkileri normal karşılamak gerekir. Durduk yerde bir kısım insanların hapis yatmasını talep etmek doğru değil, ancak hukuk ve adalet talep etmek bütün vatandaşların en tabii hakları.

Anlaşılabilen duygusal tepkileri bir tarafa bırakırsak, karar üzerine verilen tepkileri hukuk penceresinden şöyle değerlendirebiliriz.

Meşruiyet sorunu

Ana muhalefet ve paraleli değerlendirmeler kararı ve kararı veren mahkemeyi "gayrı meşru" ilan ettiler.

Bu yaklaşımın ciddiye alınabilmesi ve itibar edilmesi için "meşru" dayanaklarının da beraberinde açıklanması gerekirdi.

Mahkeme meşruiyetini Anayasa ve kanunlardan alıyor. Tabii hakim ilkesine uygun görevini ifa eden bir mahkeme. Ergenekon sanıklarını yargılamak için özel kurulmuş, hakimleri özel olarak atanmış değil. Bu hususu en başta önemli. Darbe dönemlerinde emirle teşekkül ettirilen mahkemeleri gayrı meşru görmeyenlerin 13. Ağır Ceza Mahkemesini gayrı meşru ilan etmeleri, demokrasi ve evrensel hukuk ilkeleri açısından haklı ve tutarlı bir gerekçeye dayanmıyor.

Aleniyet sorunu

Ergenekon duruşmalarının aleni olarak herkese açık yapıldığında bir kuşku yok. Diğer yargılamalarda tutanaklar mahkeme başkanları tarafından dikte ettirilerek tutanaklara geçirilirken, bu davada sesli ve görüntülü kayıt sisteminin kullanıldığı, tutanakların da bu kayıtlara göre yazıldığı ve yargısal denetime elverişli olduğu takip edenler tarafından biliniyor.

Kararın açıklandığı dünkü duruşması öncesi İstanbul Valiliğinin alınan tedbirleri açıklarken, mahkemenin talimatı gereği seyirci alınmayacağını açıklaması üzerine haksız tepkiler verildi. Yargının işine Valiliğin karışmasının yargı bağımsızlığına müdahale olduğundan kararın halktan gizli verildiğine kadar varan değerlendirmelerin sağlıklı olmadığı doğru bilgiye dayanmadığı anlaşıldı. "Vali işine baksın" açıklama gerekiyorsa başsavcılık yapar değerlendirmesi de doğru değildi.

Zira gelen istihbarata dayalı olarak mahkeme seyirci alınmayacağına karar vermiş, gerekli önlemlerin alınmasını idari makamlardan istemişti. Yani seyirci alınmaması kararı İstanbul Valisi'nin değil mahkemenin kararıydı bu bir. İkincisi mahkemenin kararını uygulamak yargı görevi ifa eden savcılığın değil Mülki idarenin göreviydi. Bu açıklamayı yapmayan ve tedbir almayan idari makamlar görevini yapmamış olurdu.

Üçüncüsü, sanıkların, taraf avukatlarının, medya mensuplarının huzurunda, yerel ve uluslararası medyanın naklen yayınladıkları karar açıklama duruşmasında aleniyet olmadığını iddia etmek abesle iştigaldi.

Usul hataları sorunu

Yargılamada usul hataları olduğu, sanıkların savunmalarının kısıtlandığı, savunmanın istediği bilirkişi incelemeleri ve delil değerlendirmeleri yapılmadığı iddiaları, temyiz aşamasında yargısal denetime tabi hususlar. Yargıtay bu konularda nihai kararını verecek. İddialar hangi sanıklar açısından doğrulanırsa belki de bozma kararı verilebilecek. Usul ve kanuna aykırılık varsa görmezden gelinemez. Yargılama hem usule uygun olmalı hem de verilen mahkumiyetler şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillere dayanmalıdır. Bizim gözlemimiz hazır edilen tanığın davaya bir katkısı olmayacağı gerekçesiyle dinlenmemesi yönündeki ara kararı hariç genel anlamda soruşturma ve kovuşturmanın usul ve kanuna uygun yapıldığıdır. Aykırılık varsa Yargıtay aşamasında değerlendirilecektir. Adil yargılamada ilk derece mahkeme kararlarının kesin olmaması, temyiz incelemesine tabi olmasının sebebi de varsa bu hataların giderilmesidir.

Cezaların fazlalığı

Balyoz davasıyla kıyaslandığında sanıklara verilen cezaların fazlalığı ve farklılığı ortadadır. Davalara dayanak teşkil eden iddianameler incelendiğinde, her iki dava arasında benzerlikler yanında farklılıkların olduğu görülecektir. Balyoz'da sadece darbe teşebbüsü suçlaması varken, sanık sayısı daha az olan Ergenekon davasında, terör örgütü kurma yönetmek, üye olmak, örgütün amaçları doğrultusunda eylemlerde bulunmak, izinsiz silah ve mühimmat bulundurmak, gizliliğin ihlali, örgütün amacı doğrultusunda öldürme, yaralama, bombalama, Örgüt faaliyeti çerçevesinde cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs vs. şeklinde devam eden suçlamalar vardır. Bu nedenle farklı cezaların çıkması, TCK'da yazılı farklı suçların işlendiğinin mahkemece kabulüne bağlıdır. Suçun sübutu kabul edildiği takdirde kanunun öngördüğü asgari ve azami sınırlar dışında bir ceza verilemeyeceği için cezaların fazlalığının nedenini mahkemenin uygulamasında değil yasal düzenlemede aramak gerekir.

Sonuç olarak, insan hakları, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ve demokrasi ortak paydasında uzlaşılarak barış içinde yaşamayı amaçlayanlar, vesayet altında bir yargı ve demokrasiyi kabullenmeyeceklerdir. Ergenekon kararı elbette eleştirilebilir ve yargısal denetimde bu iddialar dillendirilir. Ancak demokratik hukuk devletinin üç temel erkinden yargıyı gayrı meşru ilan etmekle, tutuklulara tutsak deyip ülkeyi savaş ortamında gibi kamplara ayırmakla bu ülkeye hizmet edilmeyeceği bilinmelidir.

Reşat Petek
petekresat@gmail.com

www.resatpetek.net

Yorumlar5

  • Haydar Kolcu 12 yıl önce Şikayet Et
    SAYIN SAVCIM SANA ÇOK GÖRDÜM !. Sayın Savcı ben size Sühely Batum gibi kalitesiz,dibi üstü belli olmayan bir kişi ile aynı mekanda o havayı nasıl tenefüs ettiniz.Onunla yanyana gelmizi size çok gördüm.Babamın bana tavsiyesini size anlatarak bitirmek istiyorum. Derdi'ki Bir adama laf söylediğin zaman lafa değecek Tokat attığın zaman tokata değecek ) Batum her ikisinede uymuyor.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Özgür 12 yıl önce Şikayet Et
    Süheyl Batum. Yahu bu adama iyi dayandınız canlı yayında. Ben olsam dayanamaz ana avrat söverdim. Ne saygısız, ne ahlaksız bir meczupmuş o şahıs
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • Fatih Sultan Mehmet 12 yıl önce Şikayet Et
    İlker Başbuğ terör örgütü lideri ise örgüt TSK mı?. Eskiden Anadolu Ajansı'ndan dinlerdik Zambiya, Somali, Nijerya da olurdu bunlar.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • turgut1 12 yıl önce Şikayet Et
    bazı siyasilerin seçim malzemesi çıkmış oluyor. adamların bu ülke için akıllı uslu plan ve projeleri olmayınca yayagaralardan medet umma yoluna giderler...ne yani hakimler araştırdı soruşturdu ve suçsuzdularda suçsuzlara ceza mı verdi...ayrıca bu benzeri çirkin davalara taraf olarak siyasi duruş sergileyen partiler ülkeyi kanunsuzluğa mı sürüklemeyi vaad ediyor..dürüst olunacak,insan acır vah tüh eder fakat adaletin tecelli etmesi gerekiyor..hiç kimse ceza alanların cezası gibi bir cezayı almak istemez fakat hiç kimsede onlar gibi suç işlemek de istemez..yani ne şamın şekeri ne arabın yüzü diye bir laf vardır..suç işeyene de bırakın işlediği suç yanına kar kalmasın.
    Cevapla Toplam 9 beğeni
  • Abdullah 12 yıl önce Şikayet Et
    Teşekkürler Savcı Bey. Meşruiyetten bahsedenler asıl bu ülkede meşru bir duruş sergilemeyenlerdir. Bu ülkeyi bu hale getiren bu meşruiyetsizlerin, bu zihniyetin ta kendisidir.. Biri savaştan, biri ayaklanmadan, birisi gayri meşru bir meşruiyet arama teleş ve hezayanından ne yapacağını şaşırıyorlar.
    Cevapla Toplam 13 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat