Zeynep bebek...
- GİRİŞ19.09.2010 11:09
- GÜNCELLEME19.09.2010 11:09
Zeynep bebeğin yüzü... Elleri... Saçları... İri gözleri... Gözlerinde 15 aylık bir bebekte olmaması gereken, beni şaşırtan tuhaf bir bakış.
Uzun bir süre oturduğum yerden kalkamadım.
Zeynep bebeğin gözlerine baktım.
Yaşama direnci fotoğraftan bile taşan gözlerden gözlerimi alamadım. Görene bir şey söylüyordu.
Hakkari’de içinde çocukların, kadınların, erkeklerin olduğu bir minibüs mayına çarptı. 9 kişi öldü.
15 aylık Zeynep ve 3 yaşındaki ablası Sudenaz kurtuldu, 23 yaşındaki anneleri Şirin öldü...
Sonra Zeynep bebeği, Sudenaz’ı, Şirin’i, kendi ‘kârlı’ savaşlarının parçası yapan adamları düşündüm.
Bu kararı aldıkları anı... “Bir sivil minibüs patlatalım. Özellikle çocuk falan olsun içinde, etkili olur...”
Dün Taraf gazetesinde yazar Muhsin Kızılkaya, Hakkâri’yi anlatmıştı:
“Hakkâri yolun bittiği yerdir, buraya gelirsin, geri dönersin.”
Geçitli köyündeki yalnızlığı düşündüm sonra. Bir tepede tek başına duran bir ağaç geldi aklıma...
Güneşin gidip gecenin de gelmediği o sahipsiz zaman parçasına çöken koyu mor renkli akşam alacasında, ıssız bir tepenin üstünde tek başına duran bir ağaç... Yalnız, hüzünlü ve sessiz...
Hakkâri...
Yaşamanın bile zor olduğu bir yerde ölmek...
23 yaşında ölen, iki çocuğu olan Şirin’i düşündüm... Kendini nasıl da kocaman bir kadın gibi hissediyordu kim bilir, bu genç yaşında.
O mayını neden patlattınız?
Tanımadığınız insanları öldürmek nasıl bu kadar ‘kârlı’ sizin için?
Nasıl bir plan var kafanızda...
Barış olursa, insanlar ölmezse neden sizin işiniz bozuluyor?
Siz kimsiniz, işiniz ne sizin... Zeynep bebeğin gözleri size ne diyor biliyor musunuz?
“Aslında ne için çabaladığınızı biliyorum ama beceremeyeceksiniz...”
Yazının devamını okumak için tıklayın
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol