Yaşamaktan korkanlara “Bak acımıyor” diyecek biri lazım...

  • GİRİŞ27.02.2011 12:09
  • GÜNCELLEME27.02.2011 12:09

Sürekli olarak yaşamın kenarında dolanıyor ama bir türlü gerçekten yaşamaya cesaret edemiyoruz.

Küçücük bir fanusun içinde dolanan küçük kırmızı balık gibiyiz.

Hep aynı çemberin içinde dönüp duran balık gibi tekdüze, aynı sıkıcı hareketleri tekrarlayarak dünyada vakit dolduruyoruz.

Yaşayamamamızın nedenine bazen para, bazen aradığımız aşk, bazen doğduğumuz aile ve geleneğin yapısı, bazense kader diyoruz.

Ama aslında yaşamaktan korktuğumuzu hiç söylemiyoruz.

Çoğumuz düpedüz yaşamaktan korkuyoruz işte...

Yaşamaya kendimizi bırakacak kadar yürekli değiliz. En büyük cezamız da aslında bunu biliyor olmamız...

Niye korkuyoruz acaba dolu dolu yaşamaktan?

Ölmekten bu kadar korkarken yaşamaktan da korkmanın ne anlamı var?

Bizi ölümden ayıran, ölümle aramıza koyabildiğimiz tek mesafe olan hayatı hiç yaşamadan nasıl pas geçebiliriz ki?

Sadece “varolmak”, sadece canlı olmak nasıl yeter bize?

Düşünüyorum... Bir kırmızı balık gibi varolmak yerine gerçekten yaşamaya başlar başlamaz aslında birer ölü olduğumuzun anlaşılmasından mı çekiniyoruz? Yoksa yaşamın canımızı acıtacağından mı korkuyoruz?

O yüzden mi yaşarken ölü taklidi yapıyoruz?

Ölü taklidi yaparsak canımız acımaz mı sanıyoruz?

***

Yahya Kemal Beyatlı’nın şiiri ne güzeldir, değil mi?

“Gördüm ve anladım yaşamak mâcerâsını,

Bâkiyse rûh eğer dilemezdim bekasını.

Hülyâsı kalmayınca hayâtın ne zevki var?

Bitsin, hayırlısıyla, bu beyhûde sonbahar!

Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi,

Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.”

Ölmeden önce ölmek...

Çok gençken okumuştum, çok etkilendiğim için olacak sonra bir daha hiç unutmadım:

Eski Romalı aristokratlardan Pautus, imparatoru devirmek için bir darbe hazırlamış. Ama harekete geçmeden yakalanıp idama mahkûm olmuş.

Eski Roma’da idama mahkûm olan asiller, bir odaya konur, masanın üzerine de kendisini öldürmesi için bir bıçak bırakılırmış.

Pautus’a da aynı şey yapılmış.

Kapının önüne aile fertleri toplanmış. Ama odadan sürekli ayak sesleri geliyor ve Pautus kendisini bir türlü öldüremiyormuş. Aile, Pautus’un bu korkaklığından utanmaya başlamış. Romalı bir asilzade için ölümden korkmak büyük bir onursuzlukmuş.

Pautus‘un karısı daha fazla dayanamayıp kapıyı açarak içeri girmiş ve masadaki bıçağı alıp kendi karnına saplamış. Sonra da çıkarıp kanlı bıçağı kocasına uzatmış, “Pautus non dole” yani “Pautus bak acımıyor” demiş.

Pautus ölmekten korkuyor, biz yaşamaktan... Bize de Pautus’un karısı gibi cesur biri gerek herhalde...

Ölmeden önce ölmememiz için, korkmadan yaşamamız için, gözlerimizin içine bakarak haykıracak biri lazım.

- Bak, acımıyor...

Yazının devamını okumak için bu linki tıklayabilirsiniz

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat