Nasıl, günah kâr olur, biliyor musun?

  • GİRİŞ04.07.2011 08:51
  • GÜNCELLEME04.07.2011 08:51

Sık sık şu tür mektuplar alırım. “Ben bittim, mahvoldum. Bir günaha bulaştım.” Başkasından gelmesine de gerek yok aslında. İçimin içinden de gelir o mektup: “Hiç ummazdım kendimden. Oysa beni herkes güzel bir insan sanıyor. Ah, ben nasıl ettim!” Sonra sözler daha bir kanlanır.  Ha kendi yüreğimden gelmiş, ha adını bile bilmediğim bir kardeşimden. O kadar tanıdık ve o kadar ortaktır ki: “Rabbimin yüzüne nasıl bakacağım bundan böyle. Yüzüm yok namaz kılmaya, oruç tutmaya… Beni Allah affeder mi ki…”

Hiçbirimize yabancı değil ki bu cümleler. İçimizin yangını. Pişmanlık nehrimizin yatağı. Sanırız ki hep günahsız kalacağız. Umarız ki hiç hatasız tamam eyleyeceğiz ömrü. Böyle olursa Rabbimize karşı bir iddiamız olacaktır: “Bak, ben günahsızım işte…” “Hiç hata etmedim ki…”  Bu iddianın içinde Allah’a muhtaç olmama arayışı saklıdır. O’nun affına, merhametine ihtiyaç duymama tavrı. 

Çok sık düştüğümüz hatadır: Sınanmadığımız günahlar konusunda kendimize güveniriz. “Ben kim, öyle işler kim!” “Ben o günahı işleyecek adam mıyım, hıh!”lar eksik olmaz içimizden. O kadar çok eminizdir ki düşmeyeceğimizden; düşenleri kınarız. Alay ederiz. Aşağılarız, dışlarız. Boş durmaz, derhal ona buna gammazlarız. Ayıplarız. Ama farkında değilizdir ki, başkasını ayıplamanın ardında şu varsayım saklıdır:  “Ben o hataya düşmem!” Gıybetini ettiğimiz her kişi için şu cümleyi söyleriz zımnen: “Ben ondan üstünüm!”

Kendimizi günah işlemeyecek biri görmemiz, başlı başına bir günahtır oysa.

Günah işlediğimizde bağışlanmayı bekleyen bir aciz oluveririz. Kolumuz kanadımız kırılır. Çareyi Allah’tan bekleriz. Bizde bir şey yoktur. Bağışlanacak mıyız, bağışlanmayacak mıyız? Nefsimiz Rabbimizin merhametine rehindir artık.

Affedilecek miyiz gerçekten? Affedildiğimiz haberini kimden alacağız? Benden mi? Şeyhimizden mi? Abimizden ablamızdan mı? Elbette ki kimse kimsenin günah çıkartıcısı olamaz. Hiçbir kul için böyle bir makam yok.

Kimi, niye bağışlayacağını Allah bilir. Ancak, kendimizi bağışlanmaz bilmek de haddimize düşmüş değil. Allah affetmez demek, Allah’ın rahmetine sınır getirmek demeye gelir. Nasıl başkalarını O’na affettirme yetkimiz yoksa O’nu bizi affedemez saymak da, kendimizi O’nun tarafından affedilmez bilmek de haddimiz değil.

İnsanın kendine günahı yakıştıramaması, kibrinden kaynaklanır. Elbette ki ben de sen de onlar da hataya düşebiliriz. Rabbimiz bizden hatasızlık bekliyor değil. Asıl beklediği, hatamızı hata bilmek, hata edebilir olduğumuzu kabullenmektir. Böylesi daha bir “kulca”dır.

Kim bilir o ummadığın günaha kaymasaydın, nasıl da gururlanacaktın. “Ben öyle şeyler yapmam!” edası bir büyük günah olarak yutacaktı seni.

Peki, şimdi o büyük günah sonrası haline bir bak: Duadasın. Yakarıştasın. Gözün yaşlı. Mahcupsun. “Rabbim beni affeder mi ki?” diyorsun. İşte bu kulluk halidir. Rabbinin hoşlandığı haldir. Sınanmışsın o konuda ve daha bir kula yakışır şeyler söylüyorsun.  

“Ben bu günahı yapacak adam mıydım?” sorgusu bile gurur içeriyor, farkında mısın? Demek ki yapabilirmişsin. Demek ki acizmişsin.  Demek ki kendine güvenmek yerine Rabbine sığınmalıymışsın.

Demek ki sınanmadığın günahtan sınanıncaya kadar kendini o günahtan uzak bilmemeliymişsin. İşte bunlardır kulluk dersi. Gerçek şu ki, her birimizin dikişlerinin zayıfı bir yeri vardır. Hiç ummadığımız bir yerimizde açık yaramız vardır. Zorlanıncaya kadar dikişimizi sağlam sanırız, yaramızı kapanmış biliriz.  Ama ne zaman ki bir rüzgâr eser, kırılır belimiz. Ne zaman ki bir yokuşa denk geliriz, patlar dikişlerimiz.

Kış görmeyen ağaçların baharda dik duruşu sınanmamış bir duruştur. Güze erişmemiş dalların yapraklı oluşu “şimdilik”tir. Şimdilik.

Senin sağlam duruşunun kırılma yeri düştüğün o günah işte…  İşte şimdi aldın boyunun ölçüsünü. Kimmişsin şimdi öğrendin. Bundan böyle o yaranın acısıyla daha çok merhem olacaksın kendine ve kardeşlerine…

Biliyorsun: “Olanda hayır vardır.” Mademki oldu günahın; günahının oluşunda “hayır” ara… Günahın en kârlısı tövbe ve istiğfar üretenidir. Günahından ümitsizlik çıkarırsan, yeni günahlar için yol açılır ki, işte o zaman başlar zararın. Asıl “günahkâr” günahını derin bir pişmanlığa dönüştürüp kula yakışır mahcubiyet ve mahviyet çıkarandır. Günah, kâr olur o zaman.

Öyleyse kaldır başını ve Rabbinin mağfiretiyle yürümeye başla.

Seni bağışlayacak olan ben değilim elbette… Allah’ın bağışlayıp bağışlamayacağının haberini de ben veremem biliyorsun. Bildiğim şu: Bir günahın ardından gelen mahcubiyet bir sevabın ardından gelen gururdan hayırlıdır…  Bu mahcubiyet, işte bu mahcubiyettir seni kul eyleyen.

Günaha düştüğün için ve günahından o eşsiz mahcubiyeti ve gözyaşını çıkardığın için, sen Rabbinin daha onurlu ve şerefli bir kulusun.

Senai Demirci - Haber 7
senaidemirci@gmail.com

Yorumlar8

  • Mustafa 7 yıl önce Şikayet Et
    Rabbim sizden razı olsun senai abicim içimizi ferahlattın rabbimde seni her konuda rahatlatsın inşallah
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Yeliz 9 yıl önce Şikayet Et
    Rabbim ilminizi anlayisinizi dahada artirsin Rabbim sizden memnun olsun
    Cevapla
  • ismail 12 yıl önce Şikayet Et
    Tam istediğimiz konuya değinmiş... evet hakikaten öyle. senai abi alla cc razıolsun cok yararlı olmuş
    Cevapla
  • Müslüm 12 yıl önce Şikayet Et
    Tövbe Sadece Dille Değil, Kalp İle De Tasdik Etmek Gerek.. Şu Rahmete bakın ki, İnsanlar bütün azalarıyla günah işlerken, sadece diliyle yaptığı tövbeyle af olunuyor.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • Ömer faruk 4 yıl önce Şikayet Et
    Nasuh tövbesi dil ile olduğundan fazla beden ile yapılan yani o günaha tekrar dönmeyerek esasen tüm azalar ile yapılan bir tovbefir..öyle bir ibadet ki tıpkı namaz gibi...her aza ile yapılan...saygilar:)
  • mevhibe inal 12 yıl önce Şikayet Et
    Olanda hayır!. Helallik alır, kendimizi affettirir, üstüne dostluk kurarsak, kar olur herhalde. Çunkü Allah c.c. "Bana kul hakkıyla gelmeyin" demiş, onu affetmenin kendisine düşmediğini söylemiş ...böylece en değersiz zannedilen bir Kulun bile değerli olduğunu bize hatırlatmak istemiş. Kul hakkına gelince..çok ince bir mesele, her sınıftan insan, sabahtan akşama, dünya meselelerinde, evde-dışarda ne çok kul hakkı yiyoruz, bilerek-bilmeyerek bir düşünelim...
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat