Kenyalı Muhammed aradı!

.

  • GİRİŞ27.10.2022 08:24
  • GÜNCELLEME27.10.2022 08:24

Etrafındaki nesneleri merakla kurcalayıp yeni geldiği dünyayı tanımaya çalışan bebek, büyüklere baktığında, kimi zaman sevginin sıcaklığını kimi zaman da “tehdit” ve “psikolojik şiddet”in caydırıcılığını görüyor.

Çatık kaşlarla, tehdit vâri sallanan işaret parmağıyla "hizaya" getirmeye çalışıyoruz bebeklerimizi ve çocuklarımızı...

Bebeklik günlerinden itibaren bu “dile” alışan insan da, büyüdüğünde etrafındakilere böyle davranıyor.

Henüz “kendini bilme” çağına gelmemiş çocukları “Bacaklarını kırarım senin!” diyerek tehdit etmenin çok yanlış olduğu söylendiğinde, “Canım lâfın gelişi işte, hangi anne-baba çocuğunun bacağını kırmış ki?” savunmasıyla şiddeti meşrulaştırmaya, vicdanımızı rahatlatmaya çalışıyoruz ama…

“Öylesine söylenmiş” gibi görünen bu tehditler, birike birike “karakter” haline geliyor.

Ve gücü yetenin kol, bacak, kafa kırdığı bir topluma dönüşüyoruz…

Başka çeşitleri de var psikolojik şiddetin.

Mesela…

Küçüklüğümden hatırlarım, dikkatle dinlediğim konuşmanın bir yerinde söze girmek istediğimde, çatık kaşlı bir “bakıcı”, “Büyükler konuşurken küçükler söze girmez!” diye ikaz ederdi beni.

Çocuk nereden bilsin, büyükler konuştuğunda kendisinin niçin “susmak” mecburiyetinde olduğunu?

Bırakın o çocuğu, bu yaşa geldim hâlâ öğrenemedim bunun sebebini!

*

Efendim, başlıkta “Kenyalı Muhammed Aradı!” dedik ya…

Oraya gelelim:

Bir vakitler bahsini etmiştim, “Kenya”dan “fakir” bir genç gelmişti üniversite okumak için Türkiye’ye, 20’li yaşların başlarında bir genç.

Kendisiyle MÜSİAD’dan bir genç kardeşimiz vasıtasıyla tanışmıştım.

Dilimizi bilmiyordu ama çok rahat davranıyordu.

İlerleyen zamanlarda sık sık ziyaretime geldi Genç Muhammed.

Her gelişinde de Türkçe’yi hızla ilerlettiğini fark ettim.

Kenya ve Etiyopya'daki yerel dillerden bazılarını biliyormuş,İngilizce’yi zaten biliyor, Arapça’sı çok çok iyi, Urduca’yı da öğrenmiş…

Yedi dil bilen bir genç!

“Nasıl oluyor bu?” diye sordum kendisine…

Dedi ki,

“Siz yabancı dili çok zor öğreniyorsunuz çünkü hata yaparım da etrafa madara olurum diye korkuyorsunuz. Ben ise, tek kelime Türkçe bilsem bile onu kullanıyor, ikincisini öğreniyor, onu da kullanıyorum.

Kullanmadığın senin değildir!..”

“Peki ya genç yurt dışına çıkamıyorsa?” diye sordum:

“Şimdi dünya çok küçük, evine getirebiliyorsun dünyayı. Yeter ki azimli ve özgüvenli ol!”

Bir de (mealen) şunu söyledi:

“Siz çocukları küçük yaşlarından itibaren acayip baskı altına alıyorsunuz. Onların kendi başlarına bir şeyler yapmalarına hemen hiç fırsat vermiyorsunuz…Bunu siz de yapıyorsunuzdur mutlaka!”

“Evet, kardeş, maalesef!” diye kabullendim.

Muhammed devam etti:

“Bak Abi, ben bu kadar ülke gezdim.

Babam bir uçak biletimi aldı, bir de cebime üç, dört hafta yetecek kadar para koydu.

Ben ne yaptım?

Gittiğim yerlerde iş buldum, çalıştım, masrafımı çıkarttım. Ne bileyim; araba yıkadım, büfede çalıştım…

işte Türkiye’den üniversite kazandım ve buraya geldim.

Annem, babam küçük yaşta azarlayıp dursaydı, her harekete karışsaydı bunları yapabilir miydim?

Ya vazgeçecektim ya da bir takım grupların kanatları altına girmeye çalışacaktım.

Dil öğrenme meselesi de böyle;

‘Özgüveni sarsılmış kişi, orta derecede yabancı dil öğreniyor ama bildiği kadarıyla ‘amel etme’ cesaretini kendinde bulamıyor.

İlle de çok düzgün, aksanı tam oturtarak konuşamıyorsa piyasaya çıkmıyor!..

Oysa görüyorsun abi, ben de Türkçe’yi çok iyi bilmiyorum, pek çok kelimeyi sizin çıkarttığınız gibi çıkartamıyorum ama…

Öğrenmek istediğim dili bildiğim kadarıyla konuşmaktan da çekinmiyorum.

Abi, sen ben sizin dilinizi çok düzgün konuşamıyorum diye benimle dalga mı geçiyorsun Allah aşkına?”

“Yok, elbette geçmiyorum” diye cevap verdim ve gülümseyerek devam ettim:

“Ama yanında çok iyi Türkçe bilen bir Kenyalı olsa, yarım yamalak konuşmanla dalga geçebilir…”

“Yok, bizde böyle yapılmaz.

Üstelik yapılsa da beni ilgilendirmez.

Kim ne derse desin…

Ben yoluma devam ederim Allah’ın izniyle…

Kadere iman et, tevekkül et, vesileleri değerlendirmeye çalış, namazını düzgün kıl, helâlinden kazan…

Budur abi!

*

Bir ay kadar oluyor…

İnternet üzerinden bir yabancı numara…

Açmadım.

Sonra “durum”a baktım, arayan Muhammed, Kenyalı Muhammed.

Dönüş yaptım.

“Abi seni çok özledim” dedi, gayet düzgün Türkçe ile…

“Seni takip ediyorum Abi.” diye de ekledi.

Onunla birlikte Kastamonu’nun birkaç köyüne gitmiştik uzun yıllar önce.

Tanıştıklarının isimlerini unutmamış!

Muhammed bir Hafız.

İlk başta bunu yazmam gerekiyordu, aslında…

Ona Hafızlık eğitimini Babası vermiş.

Muhammed de, iki yaş küçük kardeşine Kur’an-ı Kerim’i ezberlemesi için yardımcı olmuş…

O da küçük kardeşine…

Ailedeki herkes hafızmış…

Ne güzel aile değil mi?

*

Hafızsanız, bu kadar da dil biliyorsanız ve küçüklüğünüzde özgüveniniz bastırılmamışsa çok şey aklınızda kalıyor işte.

*

Sohbet güzeldi.

İngilizce’yi unutup unutmadığımı sordu.

Biraz konuştuk, “Epeydir kullanmamışsın Abi” dedi.

“Evet, araya hastalıklar girdi, bir yandan da Arapça’ya başlamıştım ama dağıldık… Toparlarız İnşaAllah.” diye karşılık verdim.

“Amin” dedi.

*

Hafız Muhammed işlerinden bahsetti ben sorunca…

Buradaki sanayi bölgelerinden “makine” getirtip satıyormuş yıllardır, bir de inşaat yaptırıyormuş…

“Şükür devletle ticari ilişkim yok, sadece özel sektör”dedi..

Hafız Muhammed, “Abi, kısmetse yakında Türkiye’ye geleceğim, mutlaka ziyaret etmek isterim seni.” haberini verince…

“Köye gider miyiz?” diye sordum…

“Teyzemiz” o güzel poğaçadan yapacaksa, gideriz Allah’ın izniyle dedi!

"Pogaça kolay Allah'ın izniyle...Çoluķ çocuğu da al, onlar da görsün Güzel Anadolu"yu" diyerek dile getirdim davetimi.

MİLAT

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat