"Bütünleştirme siyaseti" ya da "kızgın demiri" soğutmak!

.

  • GİRİŞ01.11.2022 08:57
  • GÜNCELLEME01.11.2022 20:14

“Kimlik siyaseti yerine birlik siyaseti,

Kutuplaşma siyaseti yerine bütünleştirme siyaseti,

İnkâr siyaseti yerine kucaklama siyaseti,

Tahakküm siyaseti yerine özgürlük siyaseti,

Nefret siyaseti yerine sevgi siyaseti.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan,”Türkiye Yüzyılı” vizyonunu açıklarken yeni dönemin yol haritasına dair bu çarpıcı ifadeleri kullandı.

Söylenenleri işitir işitmez yakın geçmişteki, “Kızgın Demiri Soğutma” arayışı geldi aklıma.

Döndüm baktım.

Tarih 18 Nisan 2019.

Sayın Cumhurbaşkanı diyordu ki o gün:

“DÖNEM kızgın demiri soğutma, musafahalaşma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemidir. Gayemiz, milletimizin refahını artırmak, güvenlik ve özgürlük dengesini koruyarak devletimizin bekasına yönelik tehditleri bertaraf ederek Türkiye’yi 2023 hedeflerine ulaştırmaktır.”

Başta kendisi üzere, bütün topluma sürekli olarak “Hilm ve Teennî” davetinde bulunan bendeniz, bu sözleri “manşetime” taşımış, büyük bir heyecanla paylaşmıştım.

Ne var ki, burası Türkiye işte.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Dönem kızgın demiri soğutma dönemidir!” mesajını vermesinin üzerindenhenüz üç gün geçmişti ki…

PKK Terör Örgütü’nün şehit ettiği Merhum Askerimiz Yener Kırıkçı’nın Ankara-Çubuk’taki cenazesinde olay çıktı.

Cenaze Merasimi’ne katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na tepkiler, olaylar, yaşananlar…

*

Bildik mevzular:

Ne vakit “Kızgın Demiri Soğutmak İçin” bir adım atılsa, bir şeyler oluyor, ortam geriliyor, kamplaşma tırmanıyor…

Herkesin öfkeden kabarmış suratlarla birbirlerine hakaret ettiği ortamlarda da, sağduyulu mesajlar gürültüye gidiyor.

Olsun…

Biz yine de, Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Türkiye Yüzyılı Vizyonunu” açıklarken ilân ettiği yeni “Kızgın Demiri Soğutma” hamlesine destek verelim.

Ümitsiz olmayalım.

“Kimlik siyaseti yerine birlik siyaseti,

Kutuplaşma siyaseti yerine bütünleştirme siyaseti,

İnkâr siyaseti yerine kucaklama siyaseti,

Tahakküm siyaseti yerine özgürlük siyaseti,

Nefret siyaseti yerine sevgi siyaseti.”

*

Böyle bir atmosferin seçim sürecinde, hele hele böylesine “hayati” seçimlerin sürecinde oluşturulması son derece zor gibi görünse de hepimiz üzerimize düşeni yapalım hele.

Yapalım zira, gerilimin, kamplaşmanın, çatışmanın kimseye faydası olmaz.

Ülkemize de çok büyük zararları olur.

Bu tür kritik süreçler, “karanlıkları” sevenler için en iyi zaman dilimleridir.

Belli yerlerde bulunanların ağızlarından çıkacak, kalemlerinden-klavyelerinden dökülecek her söze etmeleri gerekir.

Söz ağzınızdan çıkana kadar esirinizdir, ağzınızdan çıktıktan sonra siz ona esir olursunuz!

Bugüne kadar söylemediğiniz için pişman olduğunuz pek olmamıştır ama söylediğiniz için pişmanlık duyduğunuz çok olmuştur.

Özellikle sosyal medyada bambaşka bir ruh haline bürünüyor insan.

İlmî çalışmalar, farklı sosyal medya platformlarını aktif olarak kullanmanın birçok psikolojik sıkıntıya yol açtığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Günlük sıkıntılardan uzaklaşmak için sosyal medyayı “mağara” olarak kullanan, oraya sığınan insanlar yüklü geldikleri ortama yüklerini boşaltıyorlar.

Oralarda “iki kere iki dört” deseniz bile birilerinden hakaret işitebiliyorsunuz…

Bana biçimsiz ifadelerle saldıranlardan bazılarına “telefon” vasıtasıyla ulaştığımda, aslında hiç de öyle “kötü” kişiler olmadıklarını görüyorum.

Sosyal medyadaki o saygısız, ahlâksız tiplerden bambaşka insanlar çıkıyor karşıma.

Özetle, oralara dikkat etmek gerekiyor yani.

Gaza gelmemek, pişman olacağımız lâflar etmemek.

Ona buna uymamak…

*

Vaktimizin büyük bölümünü oralarda harcamayalım, hele hele oralardaki kirli dilin bir parçası olmayalım…

Olur mu?

Burası böyle.

Bir de “akademisyen, yazar, gazeteci, siyasetçi ” gibi ünvanlarla ekranlarda boy gösterenlerin, sağda solda yazanların çok dikkatli olmaları gerekiyor.

Bazen “tarihi” gerçekleri dile getirdiğinizi düşünerek mesela, zamana zemine dikkat etmeden “topa” giriyorsunuz…

Bunu yaptığınızda da, hem muarızlarınızdan hem de –işin çok daha kötüsü- kendi camianızdan tepki alıyorsunuz.

Sonrasında cevap yetiştirmeye, durumunuzu, maksadınızı izah etmeye çalışsanız da, “çırpındıkça batmak” gibi bir noktaya düşüyorsunuz.

İçinde bulunduğumuz ortam çok “sıkıntılı” bir ortam, sözleriniz başından sonundan kırpılarak, bağlamından kopartılarak bambaşka noktalara çekilebiliyor.

Kötü niyetlilere, kötü kalplilere sonuna kadar engel olamazsınız ama elinizden geleni yapabilir, “az konuşmanın” nimetlerinden istifade edebilirsiniz.

Bize emir ve tavsiye edilen çok konuşmak değil, az ve öz konuşmak…

Hazret-i Peygamber (s.a.v.) “Hayır şeyler konuşmak sukûttan daha iyidir, sukût da kötü şeyler konuşmaktan daha iyidir!” buyuruyor.

*

Ben etraftakilerle “az”, kalbimle “çok” konuşmaya çalışıyorum hayli zamandır.

Alışkanlıklar paslı çiviler gibi, çıkartırken gacır gucur ediyor ama…

Çıkartıyorum Allah’ın izniyle teker teker…

Gaza getirmeye çalışan tiplere aldırmaksızın!.

MİLAT

Yorumlar2

  • Muammer 2 ay önce Şikayet Et
    Sayın Serdar Arsever ,sizden öncelikle ve önemle bir konuyu da yazmanızı arz ediyorum.Geçmişe dayalı bir hukukunuzun olduğunu tahmin ettiğim Sayın Remzi ÇAYIR'ın,bunca kötü ve düşmanca hareket eden,neredeyse terör örgütleriyle beraber saldıran,gavur elçilerinden direktif alıp abd'den icazet dilenen,heykel karşısında iman tazeleyen ,iktidara gelmeleri halinde tek kurşun atmadan ülkeyi adeta peşkeş çekecek gibi davranan bir muhalefet gurubu varken bunlara tek kelime söz etmeden hırçın bir şekilde iktidara saldırmasının sebebini sorarak yazarsanız sevinirim.Arz ederim.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Kaan 2 ay önce Şikayet Et
    Allah razı olsun
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat