Manevi Vatan’ın zemini kayıyor!
- GİRİŞ05.04.2026 11:42
- GÜNCELLEME05.04.2026 11:42
Dostlar, 28 Şubat’ta 15 Temmuz’da neler oldu?
Bizim silahlarımız bize yöneldi, bizi vurdu!
Siz istediğiniz kadar modern silahlar yapın, istediğiniz kadar “savunma alanında millileşme oranını şuradan şuraya çıkarttık!” deyin…
MANEVİ VATAN’ın zemini kayarsa ürettiğiniz ne varsa düşmanı değil, bizi vurur Allah muhafaza.
Namlular düşmana değil, millete döner!
Ve bir Yiğit çıkar.
Bir “Muhsin” insan çıkar.
“Namlusunu millete dönmüş tanka selam durmam!" der.
Bu aziz millet bağrından Şehit Muhsin Yazıcıoğlu gibi yiğitleri çıkartır.
*
Bunları nice kereler yaşamadık mı?
İçimizden vurulmadık mı?
Düştüğümüz yerlerden kalkmak mecburiyetinde bırakılmadık mı?
Peygamber Ocağı bizim ocağımız.
O bizim gözbebeğimiz.
Şimdilerde oralarda da “öze dönüş” çabaları görüyoruz.
Caydırıcılığımızın arttığını görüyoruz.
Savunma alanındaki yerlilik oranımızın yüzde 80’lere ulaşması hepimizi mutlu etmiyor mu?
Şöyle bir yakın geçmişe bakıp, “neredeyse tam bağımlılık” tablosunu gördüğümüzde, bugünkü hal için şükretmiyor muyuz?
Kayıp yıllarımıza kahretmiyor muyuz?
Zaferlere sadece topla tüfekle, füzeyle ulaşılmaz…
“Peygamber Ocağı” ruhuyla ulaşılır.
Rabbim bütün şehitlerimizden, gazilerimizden razı olsun.
*
Maneviyat varsa maddiyat nimet.
Maneviyat yoksa maddiyat felâket!
Piyango zengini olmuş nicelerinin sonraki dönemlerde büyük yıkımlara uğradıklarını, hayatlarının kaydığını biliriz.
Para insanı mutlu etseydi dünyanın en zengin insanları en mutlu insanlar olurdu.
Paralar nereden geliyor ve nerelere harcanıyor.
Haramdan geliyorsa nereye harcanırsa harcansın, felâket!
Haram paranın girdiği evlerde bereket olmaz.
Duaların kabulüne en büyük engel “haram” lokma!
Paranın dini imanı yok!
Kapitalizmin dini de imanı da para!
Ailesinde huzur bulamayan, en yakınlarına bile güvenemeyen insan, ne kadar parası olursa olsun bataktadır.
Her gün karşı karşıya kaldığımız berbat hadiseler, bize mesaj vermiyor mu?
Kumar bataklığını konuşuyoruz, uyuşturucu bataklığını konuşuyoruz…
Zina bataklığını konuşuyoruz.
Farklı partilerden birçok makam sahibinin “pis işler” çevirdiğini, makamını mevkisini, parasını en rezil işlerde kullandığını görüyoruz.
Politikanın tarafları rezillikleri karşıdakileri vurmak için kullanıyor.
Rezillikler üzerinden politika üretiyor.
Oysa, bu hemen her kesimin problemi.
Parayı bulanların, yüksek mevkilere ulaşanların çoğu İslam’ın “haram” dediği pisliklere bulaşıyor.
Söylemler farklı, kullanılan kavramlar farklı ama “haram”a meyil aynı!
*
Televizyonlar bunları iyice görünür kılıyor.
Hatta, bazı programlar “sinsi sinsi” MANEVİ VATAN’ın zeminine dinamitler döşüyor.
Ekranlara sıkça çıkan “arkadaşlardan bazıları”, oralarda başka şeyler söylüyor, bizle konuşurken bize hak veriyor!
“Madem ortada büyük sıkıntılar var, madem MANEVİ VATAN’ın zemini kayıyor… Gelin birlikte çalışalım, haramlarla hep birlikte mücadele edelim!” dediğinizde pek yanaşan olmuyor.
Zira…
Makam, mevki, para, dünyevi güç arzusu…
Çıkarlardan olma kaygısı ağır basıyor.
“Böyle yaparsam işten atılırım. Koltuğumu kaybederim. İyice gösteriş hastası haline gelen evin taleplerini karşılayamam. Hayatım kayar!” demiyorlar ama kaçışları endişelerini gösteriyor.
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, yarın ölecekmiş gibi yaşamak işlerine gelmiyor.
Aslında işlerine gelen bu da, “Müslüman” dünya malı için ahretini yakmayı göze almaz da…
Güzel kavramları istismar ediyor, içlerini boşaltıyorlar.
Maneviyatı kaybettikleri için yaptıklarına kılılar üretiyorlar.
Kendilerini ve izleyenleri kandırdıklarını zannediyorlar!
*
Sonra bir tablo çıkıyor karşılarına…
Karı-kocalarıyla, çocuklarıyla kavgalı, en yakınına güvenemeyen…
“Vurulursam evden vurulurum!” endişesiyle yaşayan tipler!
Bir ailenin içine “senin param, benim param” çekişmesi girdiyse…
Saygı ve sevgi tükendiyse…
Bir yastığa baş koyanlar “En yakınımdaki en büyük düşmanım olabilir!” diye düşünüyorsa…
“Şehir dışına çıkan” karısının ya da kocasının “kötü şeyler” yapmadığından emin olamıyorsa…
Milyar dolarları olsa neye yarar?
*
Resmi rakamlar, boşanmaların hızla arttığını, evlenme isteğinin iyice düştüğünü, insanımızın artık “anne baba olmayı” bile külfet gördüğünü ortaya koyuyor.
“Maddi yetersizliklerden dolayı” evlenemeyenler, geçim yükünü taşıyamayacağını, hele “3 çocuk” yapacak olursa iyice batacağını düşünenler var.
Bundan endişe ederek evlenmekten, çocuk yapmaktan vazgeçenler var.
Bunların seslerini duyurmaya çalışıyoruz.
Ne var ki zenginler de çocuk yapmak istemiyor artık.
Milyonlarca insan yalnız yaşıyor.
Resmi rakamlar yalnızların sayısının hızla arttığını gösteriyor.
En yetkili isimler bunlardan şikâyet ediyor.
Şikâyet ediyor ama netice değişmiyor…
Aksine mümkün olduğunca çok kadını evden kopartma çabası söylemlere, projelere, protokollere yansıyor.
Boşanmış ya da boşanma aşamasındaki ailelerin çocukları, bunalımlara sürükleniyor.
Bir bölümü de çetelerin, terör örgütlerinin “tuzağına” düşüyor.
Bir de yasal kumar var!
Yerli ve milli kumar!
Bir tuş kadar yakın!
*
MANEVİ VATAN’ın zeminini kaydıracak ne varsa devrede!
*
Savunma alanındaki büyük atılımlarla gurur duyarken…
MANEVİ VATAN’ın zemininin hızla kayması endişelendiriyor bizi.
Bunları yazıyoruz diye bizi durdurmak isteyenler oluyor.
Alttan alta mesajlar geliyor.
*
“Şu şu işlerinizin millete, devlete, MANEVİ VATAN’a ne faydası var? Bana izah edin!” dediğinizde de…
Boş gözlerle bakan tipleri görüyorsunuz!
*
Bu çilesizlik beni kahrediyor!
Sonra toparlanıyorum.
“Serdar, inancın sana atalarından miras kalmadı! Rabbim tefekkür kapılarını açtı, inandın.
Kalbine para, pul, mevki, makam sevgisini bulaştırmazsan…
Niyet hayr, akıbet hayr İnşaAllah!” diyorum.
Neticeye değil, gayrete yoğunlaşıyorum.
Kalbim yamulmaya başladığında da mezarlıklara, kanser hastaların yattığı yerlere gidiyorum.
Bir de camiye çekilince…
Yenileniyorum.
Bana dua eder misiniz?
Sizden başka bir iyilik beklemiyorum.
Milat Gazetesi
Yorumlar5