Nüfus nasıl artar?
- GİRİŞ04.08.2026 09:03
- GÜNCELLEME04.08.2026 09:42
Türkiye bazı alanlarda hasretini çektiğimiz hamleler yapıyor.
Savunma alanındaki hamlelerin kıymetini en çok 28 Şubat karanlığını yaşamış, o günlerdeki dışa bağımlılığın acısını çekmiş bizim nesiller bilir.
Ulaşım alanında dev hamlelere imza atmış bir ülkede yaşıyoruz.
Eskiden Almanya’dan gelen yakınlarımız Avrupa yollarını anlatırdı da ağızlarımız bir karış açık dinlerdik.
Şimdi, bizim yollar çok daha iyi.
Hızlı trenimiz var ve memleketin her köşesine gitmek için emin adımlarla ilerliyor.
Eskiden hastanelerde sürünürdük.
Gece yarıları kuyruklara girerdik.
Zor bela muayene olabilirsek, hastanelerdeki eczanelerin kuyruklarında ömür tüketirdik.
Hastalıklarımıza hastalık eklenirdi.
Oralarda rehin kalırdık.
Köpek kadar kıymetimiz yoktu, işitmediğimiz azar kalmazdı.
Bugün durumlar çok daha farklı, artık hacet için ara veren doktora “10 dakikadır yoksunuz!” diye fırça çekme lüksümüz bile var!
Etrafımız yanarken “istikrar yarımadası” olarak göze batmamız, dışarıdaki itibarımızın hiç olmadığı kadar yükselmesi de unutulmaması gereken notlardan.
Pekçok alanda büyük mesafeler aldık ama…

Aile, eğitim, kültür alanlarında maalesef bir türlü dikiş tutturamıyoruz.
Mesela…
Bugünkü konumuz.
Nüfus artış hızımız gittikçe düşüyor.
Bu alanda rekor üstüne rekor kırıyoruz.
Doğurganlık hızı 2025 itibarıyla 1,42’ye geriledi.
Ortanca yaş 34,9’a yükselirken, 65 yaş üstü nüfusun oranı yüzde 11’i aştı.
Bu tablo yalnızca istatistiksel bir değişim değil; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “varoluşsal bir tehdit, bir felaket” diye nitelediği, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın ise “Bu gidişle 20-25 yıl sonra askere gönderecek genç bulmakta zorlanacağız” sözleriyle somutlaştırdığı ulusal güvenlik meselesi haline geldi.
Nüfus, bir ülkenin en büyük stratejik gücüdür.
Genç nüfusun erimesi, işgücü piyasasını, sosyal güvenlik sistemini, savunma kapasitesini ve uzun vadede ekonomik dinamizmi doğrudan tehdit eder.
Mecburi eğitim süresinin 12 yıla çıkarılması, üniversite kontenjanlarının şişmesi, gizli işsizlik, evlilik yaşının yükselmesi ve usta-kalfa açığı gibi yapısal sorunlarımız gittikçe büyüyor.
Peki, durum bu kadar vahimse, gidişatı durdurmak için neler yapılıyor ve bunlar niçin yeterli olmuyor?
İktidarın Attığı Adımlar:
Hükümet son yıllarda konuyu ciddiyetle ele almaya başladı. 2025 “Aile Yılı”, 2026-2035 dönemi ise “Aile ve Nüfus On Yılı” ilân edildi. Nüfus Politikaları Kurulu ve Aile Enstitüsü kuruldu.
Somut destekler devreye girdi:
- Evlenecek gençlere faizsiz kredi (yaşa göre 200-250 bin TL, 2 yıl geri ödemesiz, 48 ay vadeli; çocuk sahibi olunursa ek erteleme),
- Doğum yardımlarının artırılması (ilk çocuk için tek seferlik 5 bin TL, ikinci çocuk için aylık 1.500 TL, üçüncü ve sonraki için aylık 5 bin TL – 5 yaşına kadar),
- Doğum izninin 24 haftaya çıkarılması, babalık izninin 10 güne yükseltilmesi,
- Çok çocuklu ailelere sosyal konutlarda öncelik,
- Yarı zamanlı çalışma düzenlemeleri ve çeşitli indirimler.
Bunlar doğru yönelimler. Ancak nüfus artış hızı düşmeye devam ediyor.
Teşvikler yetersiz kalıyor.
Ekonomik belirsizlik, yüksek konut ve yaşam maliyetleri, iş güvencesizliği ve gençlerin geleceğe dair umut kırıklıkları karşısında yeterli etkiyi meydana getiremiyor.
ATILMASI GEREKEN ADIMLAR
-
Ekonomik Temelleri Güçlendirmek
Gençlerin evlenip çocuk yapmasını engelleyen en büyük faktör geçim kaygısı. Enflasyonla mücadelede başarı, reel ücret artışı, istihdam güvencesi ve özellikle genç işsizliğini azaltacak istihdam politikaları olmadan hiçbir teşvik kalıcı sonuç vermez. Konut politikası radikal biçimde gözden geçirilmeli; aile tipi (3+1 ve üzeri) konut üretimi teşvik edilmeli, stüdyo tipi 1+1 konutların baskınlığı kırılmalıdır. -
Meslekî Eğitimi ve İşgücü Uyumunu Yeniden Tasarlamak
12 yıllık zorunlu eğitimin yan etkileri (gizli işsizlik, evlilik gecikmesi, usta-kalfa açığı) kabul edilmelidir. Meslek liseleri ve çıraklık sistemi prestijli hale getirilmeli, üniversite kontenjanları işgücü ihtiyacına göre plânlanmalı, erken yaşta beceri kazandıran, iş garantili programlar yaygınlaştırılmalıdır. “Diploma enflasyonu” yerine nitelikli ara eleman yetiştirmek öncelik olmalıdır. -
Aile Kurumunu Destekleyen Hukuki ve Sosyal Reformlar
Evliliği kolaylaştıran, boşanmayı zorlaştırmayan ama aileyi koruyan dengeli düzenlemeler yapılmalı. Nafaka, velayet ve aile içi şiddet konularında adalet duygusunu zedeleyen uygulamalar gözden geçirilmeli. Gençlere yönelik aile danışmanlığı, evlilik öncesi eğitim ve psikososyal destekler yaygınlaştırılmalıdır. Süresiz nafaka uygulamasına bir an evvel son verilmelidir. -
Bölgesel ve Kırsal Dengelenme
Kırsalda yaşayan ailelere ek destek, tarımsal istihdam ve yerinde kalkınma politikaları uygulanmalıdır. Nüfusun büyük şehirlere yığılması engellenmelidir. -
Uzun Vadeli, Ölçülebilir ve Şeffaf Hedefler
10 yıllık vizyon belgesi önemli bir adımdır. Ancak hedefler net, ölçülebilir ve yıllık takip edilebilir olmalıdır. Doğurganlık hızının belirli bir tarihe kadar 1,8-2,0 bandına çıkarılması gibi somut hedefler konulmalı, sonuçlar kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşılmalıdır. Sadece “En az üç çocuk!” çağrısı yetmez; bu çağrıyı destekleyen gerçekçi ekonomik ve sosyal ortam oluşturulmalıdır. -
Kültür ve Değerler Boyutu
Aile kurumunun toplumsal değeri güçlendirilmeli, bireycilik ve “çocuksuzluk kültürü”nün yaygınlaşması karşısında bilinçli bir kamuoyu çalışması yapılmalıdır. Televizyonlardaki yuva yıkıcı gündüz kuşağı programlarına ayar verilmelidir!
Sonuç Olarak:
Türkiye hâlâ demografik fırsat penceresinin tamamen kapanmadığı bir dönemde. Ancak bu pencere hızla daralıyor. Mevcut teşvikler iyi niyetli ve gerekli adımlar olsa da, gidişatı durdurmaya yetmiyor. Asıl çözüm; ekonomik istikrar, iş güvencesi, konut, çocuk bakımı ve meslekî eğitim gibi yapısal alanlarda köklü reformlardan geçiyor.
Bugüne kadar çok vakit kaybettik.
Zaman daralıyor.
İşler iyice çıkmaza giriyor!
28 Şubat zihniyeti seviniyor!
Serdar Arseven / Haber7
Yorumlar13
-
Yalçın
10 dakika önce
Şikayet Et
Hocam ,bu konu hep ekonomik sebeplere bağlanıyor ama bence yanlış..ekonomik sebepler sadece bahane...şuan biz ahlaki bir çöküntünun içindeyiz..fuhuş sapıklik almış başini gidiyor..gençler de ötle bir pis yaşam var ki geç evleniyorlar,evlenselerde çocuk ya olmuyir ya da yapmak işlerune gelmiyor..farklı düşünceler var hocam..bu bakış açısindan bakalim bir de....
Beğen
Cevapla
-
mehmet
13 dakika önce
Şikayet Et
Kesinlikle daha fazla çalışma ve planlamalar yapılmalı,
Kamu ve özel sektörde eşi çalışmayanlara devlet katkısı oranı mesela bugünkü fiyattan 20.000 tl veya (maaş oranına göre yüzde 30 katkı ) vb. yükseltilse çoğu çalışanlar, çalışan eş aramayacak hem ekonomik hem de kültürel olarak aile kurumu desteklenmiş olur. Çocuk sayısı çalışmayan eşler için ayrıca yük olmayacağından artış sağlanır.
Beğen
Cevapla
-
Keleş
15 dakika önce
Şikayet Et
Değerli hocam ağzına sağlık nokta atışı tespit
Beğen
Cevapla
-
Nihat Gün
16 dakika önce
Şikayet Et
Serdar Arseven doğruya doğru.
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
Yasin
18 dakika önce
Şikayet Et
Ek olarak; evlat sahibi olabilmek için hastanelerde bir yığın para harcayan aileler var. Devlet böyle vatandaşlarına hangi hastane olursa olsun ister özel, ister devlet hastaneleri olsun tamamen ücretsiz tedavisini karşılaması, ayrıca yaptığı yol, yemek ve barınma ihtiyaçları içinde extradan ailelere asgari düzeyde de olsa ödeme yapması gerek.
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle