Operasyon gazeteciliği!
- GİRİŞ01.09.2026 08:57
- GÜNCELLEME01.09.2026 08:57
Bir zamanlar “kartel medyası” ile uğraşıyorduk.
Meşhur 28 Şubat sürecinde medya alanına hâkim olan güçler, iktidarları belirleme, beğenmediklerini indirme yetkisini kendilerinde görüyorlardı.
Söylediklerini yapmayan, çıkarlarına aykırı davranan iktidar önde gelenlerini analarından doğduklarına pişman etmek için her türlü oyunu sahneye sürüyorlardı.
Çoğu iktidar bunlardan korkuyordu.
Şerlerinden emin olmak için de hazineyi hortumlatıyordu.
Bunların “genel yayın yönetmeni” etiketli tetikçileri vardı, tepe tepe kullandıkları “hergele”leri vardı.
“Operasyon yazarları” vardı.
Biz o zamanlar bir avuçtuk.
Bir avuçtuk ama hepsine kök söktürüyorduk.
“Temiz Medya”ya ulaşmak için varımızı yoğumuzu ortaya koyuyorduk, bundan dolayı da hep hedeflerinde oluyorduk.
Sonra…
“Taraf” diye bir gazete çıktı piyasaya.
Oradakilerden bazıları da “operasyon gazetecileri” olarak bol bol kullanıldılar.
Gel zaman git zaman…
Medyada dengeler değişti.
Hâkimiyet büyük ölçüde “halkın değerleri ile çatışmayan”, ülkeye kurulan tezgâhlarda rol almayan medya organlarının eline geçti.
Lâkin…
Zamanla işler yine bozuldu.
Yeni dönemin fırsatlarından faydalanmak için her türlü yalakalığı yapan “yeni operasyon gazetecileri” öne çıktı.
Kirli ilişkiler kulağımızı tırmalar oldu.
Mesleğimiz yine itibar kaybetti.
Biz hep “Gazeteci hata yapabilir ama yanlış yapmamalı!” dedik.
“Gazeteci iş takipçiliği yapmamalı, ‘propagandist’ olmamalı, haber kaynakları ile arasına mesafe koymalı” dedik.
“Konuşma başı para alan”, “övgü ya da karalama operasyonlarına katılma karşılığında zarf dağıtılan” gazetecilere göndermelerde bulunduk.
“Sizin yüzünüzden mesleğimiz irtifa ve itibar kaybediyor!” dedik.
Dinletemedik…
Bugünlerde bir “temizlik harekâtı” yürütülüyor.
Soruşturmaya uğrayanları kafadan suçlu ilân etmek elbette yanlış olur ama ortadaki ilişkilerin gazetecilik ahlâkı ile bağdaşmadığını net bir şekilde görebiliyoruz.
Gazetecilik, herkesin yapabileceği sıradan bir iş değildir.
Bir makam değildir.
Bir nüfuz alanı değildir.
Güç gösterisi alanı değildir.
Gazetecilik, her şeyden önce ahlâk ve sorumluluk mesleğidir.
Gazetecinin elindeki kalem, toplumun güveninden aldığı güçle değer kazanır. O kalem gerçeği yazmak için kullanılıyorsa gazetecilik vardır.
Birilerinin çıkarını korumak, birilerini parlatmak, birilerini susturmak veya birileriyle kurulan ilişkilerin bedelini ödemek için kullanılıyorsa artık orada “gerçek gazetecilikten” söz etmek zorlaşır.
Son dönemde ortaya çıkan kimi ilişkiler, iddialar ve görüntüler, bu mesleğin temel ilkelerinin ciddi biçimde tartışılması gerektiğini gösteriyor.
Gazeteci kimlerle ne tür ilişkiler kuruyor?
Hangi ilişkiler haberlerini, yazılarını etkiliyor?
Kimleri neden koruyor?
Kimleri neden hedef alıyor?
Bir gazeteci gazeteciliği sayesinde mi güç kazanıyor, yoksa güç sahipleriyle kurduğu ilişkiler sayesinde mi gazeteci olarak etkili hale geliyor?
Birilerinin adamı olmayı nasıl oluyor da içine sindirebiliyor?
Bu soruların cevabı önemlidir.
Gazetecilik ile nüfuz ticareti arasındaki çizgi kaybolduğunda, toplumun sağlıklı haber alma hakkı da tehlikeye girer.
Gazetecinin görevi, ilişki kurduğu kişi veya çevrelerin çıkarlarını korumak değildir.
Gazeteci, yakın olduğu kişiye de gerektiğinde soru sorabilmelidir.
Dün yakın olduğu, hatta bugün yakın olduğu insanı eleştirebilmelidir.
Kendisini eleştiren kişiye de hakkını teslim edebilmelidir.
Çünkü gazeteciliğin ölçüsü yakınlık değil, gerçektir.
Gazeteci birilerinin adamı olduğu gün, toplumun gazetecisi olmaktan çıkar.
Bir haber “yakınlık kurulanı” korumak için yazılıyorsa o haberin gazetecilik niteliği tartışılır.
Bir haber intikam almak, birilerini kayıtsız şartsız savunmak ya da karalamak için yapılıyorsa yine aynı sıkıntı ortaya çıkar.
Bir gazeteci aldığı bilgiyi araştırmadan yayıyorsa, sırf birilerini memnun etmek için gerçeğin bir bölümünü saklıyorsa veya kişisel ilişkilerini haberlerinin önüne geçiriyorsa mesleğin temel duvarlarından biri yıkılmış demektir.
İşte kirlenme böyle başlar.
Ve bir gün bakarsınız ki taviz istisna olmaktan çıkmış, mesleğin kendisi haline gelmiştir.
Bir gazeteci çıkar ilişkisine girer, meslektaşları susar.
Bir başkası aynı yolu izler, yine susulur.
Sonra üçüncüsü gelir.
Bir süre sonra ilkeli davranan gazeteci “saf”, ilişkileri güçlü olan gazeteci ise “başarılı” kabul edilmeye başlanır.
İşte asıl tehlike budur.
Çünkü o zaman mesleğin pusulası şaşmıştır.
Bugün yapılması gereken, bütün gazetecileri töhmet altında bırakmak değildir.
Her ilişkiyi “kirli ilişki” olarak yaftalamak da değildir.
Kanıtsız suçlamalarla yeni bir linç kültürü oluşturmak, gazetecilikteki sorunları çözmez.
Tam tersine, başka adaletsizliklere sebep olur.
Yapılması gereken basittir:
Gazetecilikte hesap verebilirlik yalnızca başkalarına yönelik olmamalıdır.
Gazeteci başkalarından şeffaflık istiyorsa kendi ilişkileri konusunda da şeffaf olabilmelidir.
Gazeteci siyasetçilerin, bürokratların, iş insanlarının ilişkilerini sorguluyorsa kendi ilişkilerinin sorgulanmasından rahatsız olmamalıdır.
Çünkü gazetecilik bir dokunulmazlık alanı değildir.
Gazeteci soru soruyorsa, kendisine de soru sorulabileceğini kabul etmelidir.
Burada medya kuruluşlarının da ciddi bir sorumluluğu vardır.
Gazetecinin meslek ilkelerini koruyamadığı, çıkar ilişkilerini denetleyemediği bir medya düzeninde yalnızca gazeteciyi suçlamak kolaycılıktır.
Tam da burada soruları sıralayalım:
Editoryal bağımsızlık nerede?
Etik kurullar nerede?
Çıkar çatışması denetimi nerede?
Yanlış haber yapan, gerçeği çarpıtan veya kişisel ilişkilerini mesleğinin önüne koyanlar için hangi mekanizmalar çalışıyor?
Meslek örgütleri ne yapıyor?
Meslektaşlar neden susuyor?
Bunların hepsi cevaplanması gereken sorulardır.
Çünkü bir mesleğin itibarı, yanlış yapanların üzerine sessizlik örtüsü çekilerek korunamaz.
Tam tersine, yanlış yapanla meslek arasında mesafe koyarak korunur.
Yorumlar4