Günlerden Ayasofya
- GİRİŞ10.05.2013 08:21
- GÜNCELLEME10.05.2013 08:20
1.Jüstinyen tarafından Tarihi yarımadadaki eski şehrin merkezine inşa ettirilen katedral.. Fatih Sultan Mehmed'in 1453 yılında İstanbul'u fethinden sonra camiye çevirdiği Ayasofya .. Orta çağın bittiği, Yeni çağın başladığı tarihte camii olan Ayasofya …
Basit bir araştırmayla herkesin ulaşabileceği 24 kasım 1934 tarihli Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesi kararı;
"Bakanlar Kurulunca, Ayasofya Camiinin müzeye çevrilmesine ilişkin 24.11.1934 tarihindeki karar döneminde, müzeler Maarif Vekaletine bağlıdır. (2530 sayılı Müze ve Rasathane Teşkilat Kanunu m.1). Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) Müzeler Müdürlüğü, tarihi ve bedii kıymeti haiz eserlere mahsus müzelerin idare, tesis ve idameleri, tarihi abidelerin muhafaza ve tamiri işleriyle iştigal etmektedir (2287 sayılı Maarif Vekaleti Merkez Teşkilatı ve Vazifeleri Hakkında Kanun m. 1,16).
Bakanlar Kurulunca Ayasofya Camii müzeye çevrildikten sonra, 1935'te müze olarak ziyarete açılmış ve yapının avlusu da açık hava müzesi olarak düzenlenmiştir.Ayasofya Camiinin müzeye çevrilmesi nedeni, bir "kültür varlığı" olmasıdır. Ayasofya Camii, tarihi devirlere ait kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili görkemli bir yapıdır."
Diye beyan edilir ..
Bu durumda; "Hagios Andreas" adına yapılan ve "Aya Andrea Enti Kristi" adıyla kutsanan, yapım tarihi kesin olarak bile bilinmeyen ve dehlizlerle yapılmış bir kilisenin, İstanbul'un fethinden sonra camiye çevrilmesi, Kocamustafapaşa adıyla kullanılmaya devam edilmesi, yöredekilerin Sümbülefendi diye andıkları bu camiin avlusundaki çınar ağacının altında, Hz Hüseyin'in Kerbela Faciasından sonra esir edilen iki kızının da yatıyor olması; ve hatta bu çınar ağacının çürümüş köklerinin bütün dünyayı sardığına ve yıkıldığında dünyanın sonunun geleceğine inanıldığı düşünüldüğünde; Ayasofya gibi Kocamustafapaşa Camii'nin de "tarihi bir kıymetle kültür varlığı" olarak nitelendirilip müzeye çevrilmesi gerekmez miydi?
Veya;
"Lips Manastırı" diye tarih kayıtlarına geçen fakat,15. yüzyılda II. Beyazıt döneminde camiye çevrilen Fatih semtindeki "Molla Fenari İsa Camii" ;
İlk adıyla "Pantepoptes Manastırı" diye bilinen ve 15. yüzyılda camiye çevrilen "Eski İmaret Camii" ;
Eski adı "Pantokrator" olan; 15. Yy'da camiye çevrilen ve semtine de adını veren "Zeyrek Camii" ;
Eski adıyla "Ayios Teodoros" kilisesi ,Fatih Sultan Mehmed döneminde camiye çevrilen "Vefa Kilise Camii" ; gibi örneklerini daha da çoğaltabileceğim bu eserler nasıl olur da "tarihi bir kıymetle kültür varlığı" olarak değerlendirilmez ve müzeye çevrilmez?
Bu durumda Ayasofya'nın bir simge haline dönüşmesi bugünlerde değil, 1934'ler de başlar!
Ayasofya'nın somutlaştırılarak camii olarak kullanılmasından ziyade manevi olarak simgeleştirildiğini göz ardı edemeyiz. Rivayet odur ki; Başbakanı'mızın Ayasofya'nın camii olması hususundaki talebe; Sultanahmet Camii'nin boş olması noktasıyla cevap verdiğidir.
Ben Sayın Başbakan'ın böyle cevap vereceğini sanmam; çünkü bu cevap Ayasofya karşısında hissedilenleri bildiğini ümit ettiğim bir başkana yakışmaz. Ayrıca yazılarımda da hep savunduğum ihtiyaç mukabilinde camii inşasıdır. Aynı mahalle içinde, ihtiyaç yokken; sabah ve yatsı namazlarındaki cemaati takip edilerek anlaşılan bu durumda, ikinci bir camiye gerek olmadığıdır. Bugüne kadar adım başı açılmış camiiler varken, aynı semt içinde bile; Küçük Ayasofya Camii, Beyazıt Camii, Şehzade Camii, Yeni Camii, Nuruosmaniye Camii, Laleli Camii, Süleymaniye Camii, Sultanahmet Camii varken yeni bir camii inşasına tabi ki gerek yoktur. Yalnız burada önemle altını çizmek gerekir ki; yeni bir camii inşası isteyen hiç kimse yoktur. Sadece simgeleşen Ayasofya'nın kaybettiği ruhun O'na geri verilmesi talebi vardır .. Ayasofya ile beraber kaybedilen ruhun geri verilmesi talebi vardır ve bu da en doğal haktır! Ayasofya açılmalıdır!
"
Biz kimden, neyi istiyoruz.
Yemen'den Viyana'ya Fas'tan Kafkasya'ya kadar en aşağı 10 milyon kare bir zemin üzerinde … Evet, böyle bir zemin üzerinde .. Atalarımızın .. Tohum atarcasına her tarafa serptiği kubbelerden birini .. 700 bin kilometre kareye indikten ve bu halin ismine milli kurtuluş dedikten sonra .. Evet; bütün bunlardan sonra .. Toprağı kaybedilmiş kubbelerden birini mi istiyoruz?
Ayasofya; incecik mildir, çividir, onu İslâm kıskacına yerleştiren Fatih Sultan Mehmed'dir.
Salibin ağırlığından kurtarılıp hilalin kanatlarıyla kendisine gökkube yolu açılan, böylece yirminci asır dünyasına gerçek medeniyet ve ebediyet mimarisinin ne olduğu onunla gösterilen, Batı aklı ve Doğu ruhunu birleştiren eski Bizans eseri ve artık yeni tekbir yuvası tarihi kubbe …
İşte bütün bunları sembolize eden, remzlendiren de cihanın en güzel beldesi İstanbul ve onun kalbi Ayasofya ..
Demek ki Ayasofya; ne taş, ne çizgi, ne renk, ne cisim, ne de madde senfonisi; sadece mâna, yalnız mâna ..
Ayasofya açılmalıdır. Türk'ün bahtıyla beraber açılmalıdır .
Çünkü Ayasofya'nın kapılarıyla beraber ruhumuzu kilitlediler. Her mâna, her hikmet, her münasebet Ayasofya'ya bağlı ….
" Necip Fazıl KISAKÜREK / "AYASOFYA Hitabesi"
seymakisakureksonmezocak@gmail.com
Yorumlar1