Safımı soranlara cevaben - Üstad'ın vasiyeti!
- GİRİŞ19.07.2013 09:40
- GÜNCELLEME19.07.2013 09:40
Ben yalnız Üstad'ın kelamının savunucusu, ben yalnız O'nun emrettiği gibi “ham yobaz, kaba softa”lardan “arındırılmış”, yalnız ve yalnız kalplerde nakış gibi işlenen, kuru akıldan çok uzak, görünenin çok ötesinde, şekilde değil gönülde aşkla büyüyen; güzeller güzeli dinim İslam'ın yolcusuyum. Adım adım, hazmederek büyüyen, gönüllerde sindirerek aşkla bağlanan, edebin, ahlakın çizgisinde kâmilleşerek, her adımında” Rabbim” diyen, ham yobazlıktan çok uzak masum ve mazlum Müslümanların yanındayım. Safım da, kelamım da belli; Üstad! Allah yolunda çileler çekmiş Üstad'ımın, adını karalamaya çalışan, “İslam'ı buldurma” adı altında, güzelleştirme yerine çirkinleştirme, müjdeleme yerine korkutmaya çalışan, “doğru yolun sapık kolları”yla güzel dinimi,güzel Allah'ımı, bu yoldaki Üstad'ımı karalamaya çalışanlar ; Üstad'ın beklediği gençlik, asla sizin yanınızda olmayacaktır! Üstad'ın adını kullanarak, sapık işlerine âlet edenler; başka çevrelerin Üstad'ın tertemiz yolunu bir vahşet yoluymuş gibi tahayyül etmelerine; sapıklığın; bizzat şahıslardan çıktığına değil de, Üstad'ın fikriyatından çıktığını düşünmelerine sebep olmakta; ve tahayyül bile edemediğiniz güzellikteki dinimin yolunu gölgelemektedirler! Safım; gayet net; yalnız ve yalnız Üstad Necip Fazıl Kısakürek! Başka hiçbir isim yoktur! Yolumda ilerlerken desteklediğim fikriyatlar, yalnız ve yalnız Üstad'ın düsturundan çıkma oldukları için desteklenmiş, karşısında durduğum her fikir ve her isim de , Üstad'ın hayatında, ailesinde, ideolojisinde ters düşmüş köktedir. Üstad'ın kendi hayatında da bahsettiği “yaşanmış gafletler” gibi, bir köşesinden Üstad'ın eteğine yapışmış ; daha sonra, aynı o gafletlerin def'i gibi; def edilmiş hiçbir isim, benim yolumda yoktur. Bu yolda yürürken, karalama yapmak isteyen, hakaret etmek isteyenler arzu ettikleri ve kendilerine yakıştırdıkları her hareketle bulunabilirler . Bu tip tutumların, yolumu ve beni yıpratmaları mümkün bile değilken; aksine ne kadar başarılı yolda olduğumu ispatlarken, Üstad'ın yoluna taş koymaya çalıştıkları gibi; aynı şahısların çerme hamleleri beni yalnız ve yalnız şereflendirir!
Bu yolda; Üstad'ın beklediği gençliğin görevlerinden biri; dinimizi “Ham yobaz ve kaba softa”lardan arındırmaktır! Bu “görev”i layıkıyla yerine getirebilmek için, kimdir bu ham yobaz ve kaba softalar önce öğrenelim! Üstad'ın kelamıyla;
“HAM YOBAZ VE KABA SOFTA
Mezhep olmaktan ziyade, mezheplerin en tehlikelisinden betermeşrep sapıklığını, Bektaşîlikten sonra hemen “Ham yobaz ve Kaba softa” diye yaftalayabileceğimiz modalaşmış ruh haleti koluna bağlayabiliriz. Yaygın bir modalaşma ve kronikleşme …
Felaketin felaketi bu kol, despotça hükümranlığını, Tanzimat'tın başına kadar getirmiş, ve nihayet memleketin tam muallakta bırakıldığı Tanzimat ve doğrudan doğruya İslâm'dan nefrete sürüldüğü Cumhuriyet devrelerinde, nasipsiz mayasının tersinden tecellisi halinde karşımıza küfür yobazı ve batıcılık softası olarak çıkmıştır.
Bu eser(Doğru Yolun Sapık Kolları), her faslı ayrıca bir cilt kitaplık mikyasta bir davayı kuşatma ve (dinamik) bir (sentez)e bağlama işi olduğu için(analitik) ilmi metotlara iltifat etmiyor ve daha ziyade müspet gerçeklere dayalı kıymet hükümleri ve hikmet teşhisleri üzerinde duruyor. Birkaç kere temas ettiğimiz bu inceliği yine göz önüne oturtur. Ve olanca felaketimizin müsebbibi “Ham Yobaz ve Kaba Softa”yı bu ölçüyle resmetmek isteriz.
O, inandığı veya Ezbere benimsediği meseleler üzerinde kafası betonlaşmış, ve bütün “elastikiyet-esneklik” kabiliyetini yitirmiş bir tip … Ona, dar alınlı, kirpi saçlı, nefret çakan gözlü, iştiha hortumu burunlu, kazma dişli, çalı süpürgesi sakallı bir (fizik) biçebilirsiniz. Bütün bu mübarek uzuvların nurunu atmış ve cesedini alıkoymuştur. Kahr ile rahmet, inad ile sebat, gurur ile vekar, nefretle muhabbet, posayla öz, acı ile tatlı, hulasa zıtlar ve makbul olanlarla olmayanlar arası, yerine göre müspet ve ahenk duygusundan mahrum, hadiselerin tersine döne döne giden daire kavislerinden gafil, tek çizgi üzerinde dar ve hasis bir ruh …
Neticede ve din sahasında, sabit ve mukaddes ölçüleri çileli bir idrakle anlayan değil, kaba nefsaniyetine indiren bir seciye çıkıyor karşımıza .. Eğer daima ve her sahada hak ve hakikati katleden bu seciyeye karşı durmak için hiçbir nokta üzerinde kenetlenmemek ve muallakta kalmak gibi bir ölçüye varacak olursak bu defa da gerçeği büsbütün elden kaçırır ve yobazlıkların belki en felaketlisine düşmüş oluruz.
Öyleyse?
Her şey zıtlar arası bir kıvam meselesinden ibarettir ve yobazda bu kıvam dehasından eser yoktur.
Aşksız, çilesiz, bilgisiz, hikmetsiz yobaz, saffet devrimizde ortada görünmez. O devrin Emir Buhari, Molla Fenari, Zenbilli, İbn-i Kemal, Ebusuud Efendi gibi, şeriat bağı ve din hakikati, İslam Ahlakı ve iman celadeti, tasavvuf zevki ve meçhule hürmet şiarı içindeki büyükleri tarafından yoğurulan İslam İklimi; hemen bir devre sonra Kanuni'nin Şeyhülislamları nasb ve tayin ile getirmeye başlamasını takip ederek bozuldu ve artık hatır, gönül, korku, ve menfaat fetvaları yağmaya başladı. Böylece, din hükümlerini sertlikte veya yumuşaklıkta keyfine göre mübalağa eden, yani kıvam ve ayarını bozan ham yobaz ve kaba softaya yer açıldı. Kanuni'den evvel Şeyhülislamlar meşveret yoluyla gelirken, “denizler ve karalar hakanı”nın bu tutumu üzerine aynı yobazlık karakteri orduda ve medresede yuvalandı ve bu defa doğru yolun yanlış şekilde zahirine mıhlanıp batınını elden kaçırmak diye çerçeveleyeceğimiz başka bir sapık kol peydahlandı ve Tanzimat'a kadar geldi.
Miladi 16. Asırdan yola çıkıp 19. Asır başlarına değin, bu üç buçuk asırlık devre, tek cümleyle ham yobaz ve kaba softa çığrıdır ve o zamanlar İslam'ı heybet ve şevkle temsil eden Türk'ü zaman ve mekan dışına itici bir şeamet berzahı …. ” (DOĞRU YOLUN SAPIK KOLLARI)
ŞUCULAR VE BUCULAR
Mahut şucular ve bucular kadrosunda ne İslam davasının cemiyet meydanında muhtaç olduğu bir aksiyon kahramanı var, ne de -laf aramızda- bağlı oldukları zatlarda böyle kahramanları yoğurabilme iktidarı ..
Bu kadrolarda her şey kuru bir nispet iddiasından ve hesapsız, dirayetsiz, taktiksiz şekilde fincancı katırlarını ürkütme patavatsızlığından ibaret kalıyor. Çoğu, ne geldiği ve ne gittiği yeri bilir birtakım cahillerden kurulu bağlılar halkası da yüzbinlere varılmış sanılıyor, ve planlı şekilde muazzam bir davayı gerçekleştirmek için yürüyüşe geçmiş farzediliyor. Üstelik ve en acısı, İslâm dava ve aksiyonu bunlara izafe ediliyor, bunlarda göründüğü gibi zannediliyor ve İslam'a aykırı cephenin bütün din hıncı bu beceriksizler üzerinde bir nevi boks talimi yastığına benzer bir avantaj kazanıyor ve böylece İslam davasını temsil gibi bir şeref ve ehliyet, bu, şerefli fakat ehliyetsiz ellerde biliniyor.
Bir de, şuculuk ve buculuk has isismleri sahiplerinin gerçek velilikle en küçük alakası bulunmayan, her biri iyi niyetli ve muhterem, dost ve düşman kutupları uzaktan ayırd etme kabiliyetinde, fakat davayı dünya çapında mimarileştirme irfan ve iktidarından mahrum ve sadece bağlılarınca şişirilmiş, büyütülmüş ve şiddetle mübalağa edilmiş şahıslar olduğunu söylersek ne buyrulur?
Bunlar davayı ilerletmemiş, geriletmiştir. (Türkiye'nin Manzarası)
Sakın yobazı, bir davaya, onun en mahrem çilelerini çektikten sonra kıl ve nokta feda etmeksizin emirlere sımsıkı bağlanan ulvi adam sanmayınız! Yobaz, her sahada, asla anlayamadığı ve iç yüzünü göremediği tecelliler karışsında papağan gibi hep aynı aksülamelleri gösterip Nuh diyen, fakat Peygamber demeyen; ve insanda en büyük İlahi nimet, ruh ve fikri, bekçi sopası, tulumbacı narası ve yurya çığlığıyla boğmaya kalkışan, böylece inanışları kör ve havasız nefsaniyetine indiren insan kılıklı insan tersidir.
Yobaz, sadece Allahı bulmak için düşünmeye, ürpermeye ve kıvranmaya memur insanoğlunun en büyük düşmanıdır; ve en sefil hayvanlar arasında bile bir eşi bulunmaz esatiri hayvandır.
“Din adına yol kesen dünkü yobazın oğlu!..
Yine sen kesiyorsun, küfür uğrunda yolu!..”
Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!
Allahın selâmı üzerine olsun...
Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!
Şeyma Kısakürek Sönmezocak - Haber 7
seymakisakureksonmezocak@gmail.com
Yorumlar2