Şaha kiş!
- GİRİŞ27.09.2013 09:07
- GÜNCELLEME27.09.2013 09:07
Sadece şaha kiş!
Şunu ilave edelim ki, bu taşın, müdafaa yolu varken, basit bir dikkatsizlik ve gafletle beleşten ele geçirilmesine müsaade edilmez. Zira satrançta gaye, zaten şahın, müdaafasız kalarak düşmesidir. Şah kendisine, “kiş,kiş!” taarruz edile edile nihayet öyle bir noktaya çekilecektir ki; başka bir yeri kalmayacak ve orada son bir “kiş” ile esir düşecek, mat olacaktır.
Evet, şaha kiş!
İşte efendim, bizim yaptığımız; bütün yazanları ve okuyanlarıyla 9 senedir Büyük Doğu'nun yaptığı dava bakımından, pervasız, ve muhteşem bir “Şaha kiş!”den ibarettir. Biz doğrudan doğruya şaha “Kiş!” diyoruz; küçük, sefil, ve mahkum piyonlara demiyoruz.
O yüzdendir ki, düşmanımız olan küfür, köksüzlük ve sahtecilik bünyesinin şah damarları geriliyor, asabî cümlesi hallaç yayları gibi ihtizaz ediyor, bizi pamuk yığınları halinde, lif lif çözmek, atmak, savurmak istiyorlar.
Şaha kiş!
Türk tarihinin Mason dalgasına getirilen belli başlı çığırlarına kiş!
Bütün sahte ve yarım kahramanlara; (Büyük) Reşid Paşalara, Rüşdü Paşalara, Fuad ve Ali Paşalara, Mithat Paşalara, Şinasilere, Namık Kemallere, Ziya Paşalara kiş!
Tanzimata kiş!
Hem de bir defa, tek hareketten ibaret olarak kiş ve mat! ..
Ondan sonraki bütün sahte gelişe, o maymun edebiyat ve fikriyata, nihayet baştanbaşa Yahudi ve Mason kuklası “İttihat ve Terakki” ve Meşrutiyet hareketine kiş!
İkinci Abdülhamit gibi bir dahiden evvelki ve sonraki bön ve gafil şahlara kiş!
İsmine inkılap dedikleri, Türkü mekanda, yani maddede kurtardığı iddia ve imtiyaziyle, Türkü zamanda, yani ruhta batıran hadiseye topyekun kiş!
Kiş, kiş, kiş …. Kısaca şaha kiş … Yani davaya merkezinden, esasından, ruhundan çullanmak; merkezi kuşatmak ve çürütmek … Anlıyor musunuz; Şaha kiş! Hatta lafta şah aleyhtarı şah mukallidlerine kiş!
Fikir de, mesele de, idrak de, muhalefet de budur! Gerisi şarlatanlık, kalpazanlık, ve süfli edebiyat…
İşte efendim, bu ölçüye vurunca hemen anlaşılır ki, bu memlekette, dostlar alışverişte görsün diye, fikir, tenkid, ve muhalefete özenildi mi, yapılan ilk ve son hareket, hemen işlerin piyon cephelerine hücum edip, şah hüviyetini bir tarafta bırakmaktır.
Şaha kiş, efendim, şaha kiş!
Ve bizim, “Şah” mefhumundan anladığımıza göre, tâ 1923'ten 1950'ye kadar bütün CHP kadrosu, bilcümle bakanları, çakanları, takanlarıyla, ve kodamanlarıyla beraber, basit ve değersiz bir piyon yığınından başka bir şey değildir.
Davada olsun, şahısda olsun, şaha kiş!
1952 senesi … Üstad'dan yine o döneme ait olarak görünse de , vâr olacakları her dönemi ifade eden bir tespit ..
Şah kostümünde gerine gerine gezen bu tayfanın, aslî suretlerinin piyon olduğundan gayet eminiz. Görüntü var, ses yok .. Ses var, suret yok!
Necip fazıl, büyüklük göstermiş, kiş demekle ! Yalnız şaha kullanılan bu terimi onlara kullanarak, büyüklük göstermiş .. Çünkü onlar , yalnızca “Kış!” ı hak ediyorlar ..
Yalnızca …
Kış, kış, kış!
Bırakın bir parti olarak geçmişini, günahını, (Ki mümkün değil bu) atılan oylarla başa geçmeyi bekleyen, ancak kendisi bu eylemi gerçekleştirmekten bile aciz bir başkanla iktidarlığı beklemek, bir yılanın şaha kalkmasını beklemek kadar gülünçtür.
Biz Müslümanlarımızı, türbanlılarımızı ötekileştirmiyoruz diyerek “Şah” görüntüsü altına sığınan; iftarını açmak için ezanı bekleyemeyen “piyon” aslîyetinde bir başkanın başarısını beklemek; kaplumbağanın tavşan karşısındaki başarısını beklemek kadar yaratılışa aykırıdır.
Olan iki gram akıllarını da darbe yolunda heba edince, palalı saldırganları ortalığa salıp, suçu iktidar partisine atmak; önce çantayı çalıp, yakalanacağını anlayınca da, ben buldum diyerek kahramanlığa soyunan kapkaççılık kadar iğrençtir!
Necip Fazıl'ın seneler evvel dediği gibi, iktidar olabilmek için milleti satmaya bile razı olmak, ancak, onların; “şah” olduğunu zanneden “piyon”luğuna yakışır şekilde, kendini kurtarabilmek için; bırakın atını, kalesini, şahını bile satmaya razı olmaktır.
Yaygarayla esip gürlemeye kalkmak, mumunu yatsıya kadar bile yanık tutmaya yetmezken; yıllardır, tek başına iktidar olamamış bir partinin başında, ona buna laf atarak; başarılı olacağını sanmak; idam kararı verilmiş bir mahkumun, hakim karşısında laf kalabalığı yaparak, bu kararı değiştireceğini sanması kadar traji-komiktir. ..
Her ne yapmaya çalışırsa çalışsın, ki zaten fiili olarak çalışmıyor, sadece “yapmaya” çalışıyor, onu da “yapamıyor”; idam kararı çıktı artık , kalem kırıldı bir kere ... Bundan sonraki her debelenme, yalnızca acı verecektir. Bir bataklık misali … Battıkça batacak, çıkmaya çalıştıkça batacak, teslim olsa da batacak …
İdam kararı çıktı artık, kalem kırıldı bir kere …
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol