Bu kadar nefreti nasıl biriktirdiniz?

  • GİRİŞ01.05.2009 10:10
  • GÜNCELLEME01.05.2009 10:10

Yine bir mayın faciası ve yine yürekleri dağlayan şehitlerin yan yana dizili son selamları... şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı dileriz.

Aynı gün Prof.Hikmet Sami Türk’e karşı yapılan hain saldırının akim kalmış olması, atlatılması ise, buruk da olsa hepimizin sevinci. Hikmet Sami Hoca’ya büyük geçmiş olsun... Sanki birileri düğmeye bastı, her yandan sarsılıyoruz...

Dünyada ve Türkiye’de yaşadıklarımız doksanların başında çok moda olan “tarihin sonu” ve “medeniyetler çatışması” tezlerini hatırlatıyor. O zamanlar, bu tezler bağlamında fütüristlerin 2000’lere ulaşamayacağını söylediği iki ülke vardı; Meksika ve Türkiye. “Kafadan sıkıyorlar, bu kadar da olmaz” der geçerdik. Ne var ki; Meksika kökenli “domuz gribi”, Türkiye eksenli şiddet-terör olaylarına bağlantılı olarak düşünülünce insan bu eski dedikoduya gidiyor ister istemez. Yaşadığımız müşkülleri hemen her fırsatta “dış güçlere” bağlayan toptancı düşünceyle oldum olası mesafeliyimdir. Ancak; son fırtınalar insana, “acaba” dedirtecek güçte... Ergenekon’un dış bağlantıları olabilir mi? Tedirgin edici ve ötelediğimiz soru bu...

Tam bir deprem, tam bir kıyamet gibi son yaşadıklarımız. Gün geçmiyor ki yeni bir not defterine, yeni bir kalkışma günlüğüne, darbe planına rastlamayalım... Açılan kuyular, kazılan çukurlar, evlerden çıkan cephanelikler, yakılan tomar tomar belgeler, deşifre olmuş bantlar, kriptolar cabası... Hele en son Bostancı Baskınında gün ortasında ve sivil yaşama alanında hep birlikte şahit olduğumuz korkunç deneyim...

Bu kadar saf ve somut bir nefreti anlamakta, çözümlemekte zorluk çekiyor insan. Düşünsenize, aynı apartmanda karşı komşunuzun evinde Kalaşnikoflar, bomba düzenekleri, patlayıcılar çıkıyor... Oysa siz sadece duvardaki bir tuğla kadar uzaktasınızdır bu cehenneme... Çocuklarınızın ev ödevi yaptığı masa, kedinizin süt içtiği tas, eşinizin saç fırçaları, çamaşır sepetleri, aile albümünüz, baharat takımlarınız, pul koleksiyonunuz... Kısacası Allah gecinden versin dediğimiz ölümü hiç de yakınlaştırmadan kurduğumuz sıradan günlük yaşamlarımız... Bunların hepsi, sadece bir tuğla kadar ötede gece gündüz size diş bileyen bir nefretin yanıbaşında... Akıl alacak gibi değil... Siz mutfakta yemek yaparken, yan komşunuz birazdan boğazınıza dayayacağı bıçağı bileyliyor...

Veya daha da fecisi... Kız çocuklarının okuyabilmesi gibi tertemiz bir niyetle, ev bütçesinden burs olarak ayırdığınız küçük ama helal kuruşlar, vapurları bombalayıp, istasyonları havaya uçurma planları yapanlara, araba yakıp, yol kesenlere, mayın döşeyip, evleri ateşe verenlere yollanıyor... Bunun bir uydurmaca ve yalan olmasını temenni ediyorum. Ne ki; ÇYDD ve bombacılar bağlamında: “Burs listelerinden adları çıkarılsın ama bursları asla kesilmesin” şeklindeki talimatlar basında deşifre olunca, hiçbir yetkili kalkıp da yalanlamıyor bile bu ifşaatı... Yalanlamak da laf mı? Ayağa fırlayıp, haykırmaları, itiraz etmeleri gerekmiyor mu? Ama hayır. İki taşın arasında, “erken yaşta koca bulan örtülüler” gibi bir sokuşturmacaya zamanları olsa da, canilere destek olup olmamak konusunda çıt bile çıkarmıyorlar...
...

Sayın Genelkurmay Başkanının, toprak altına gömülü olarak bulunan cephane mühimmatının Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgisinin olmadığına dair deklarasyonunu mesela... Önemli, sağduyulu bir açıklama olarak dinliyorum. Kamuoyundaki şüpheleri ve tedirginlikleri ciddiye almış olmaları, bu konuda açıklama yapmaları çok önemli...

Bununla birlikte her gün bir yenisini yaşadığımız reddedilmemiş darbe, ayrımcılık ve nefret deşifrasyonları hepimizi bunaltacak düzeyde. Muhakeme ve soruşturma tamamlanıncaya kadar elbette herkes masumdur. Ama şüpheli kişi ve kurumların bu konularda ivedilikle itiraz etmeleri gerekmiyor mu? ÇYDD mesela niye susuyor? Veya Bostancı’daki teröristin basındaki arkadaşları, niçin susuyorlar?

Bu nasıl bir nefret?
Nasıl biriktirdiler bu kadar sevgisizliği?
Anlamaya imkan yok...

Hayatım envai çeşit suçu ve suçluyu dinleyip okumakla geçti geçiyor... Suçluya en yakın kişidir avukat. Hayatı, klişe algıların ve genelci suçlama yaklaşımlarının dışında bir çabayla geçer onun: Herkesin nefretle ipe çekmek istediği suçlunun yanında durarak, “bir dakika” der... “Bir de şöyle düşünelim. Bir de bu açıdan yaklaşalım. Suçun önü ve suçlamanın getirilerini, infazın sonuçlarını bir kere daha gözden geçirelim”... İşlenen her suçun aslında topluma sorulmuş bir soru olduğunu bilir avukat... Savunduğu şey, suçlu değil, hayatın kendisidir çoğu kez. Bu, hemen zannettiğiniz gibi, suç ortaklığı değildir aslında. Bu, hayatın önlenemez gidişi karşısında yaşamaya dair, zaman kazanma girişimidir. Ne olursa olsun hayatın ölümden daha tercih edilir bir şey olduğunun çabasıdır...

Benim hayatım suç kavramını ve suç failini anlayabilme gayretiyle geçti. Buna rağmen, son olaylar karşısındaki şaşkınlığımı itiraf etmeliyim. Bu nasıl bir sevgisizlik, bu nasıl bir nefret, bu nasıl bir ölümcüllük, ölüm severlik çözebilmiş değilim...

Siyasi karşıtlığı anlayabilirim, siyasal mücadeleyi anlayabilirim, idealizmin hemen her türevini anlayabilirim, yasalarla başı hoş olmamaklığı, güç ihtirasını, yönetme ve servet sahibi olma takıntısını da... Hemen hepsini, hoşnutsuzluk uyandırsa da anlamaya çalışabilirim...

Ama tüm bu patetik vurguların hiçbiri hayatı iptal ve öldürme hevesine bir dayanak oluşturamaz...

Bu ölümcül faşizmi, kimse meşru ve anlaşılabilir kılamaz...

Sibel ERASLAN - Vakit 

Yorumlar5

  • onur özsipahi 16 yıl önce Şikayet Et
    magdur muhafazakar halk. halk dediğin senin soylediklerini soyleyenler ise ona halk denmiyor mutlu azınlık deniyor. ayrıca yoldaşının cenazesiz kalktı bugun sen niye orda değildin? bak bir omuz veren bile olmamış sen orda olsaydın en azından omuz verirdin adam sizin için öldü siz oralı olmadınız bu mu sizin vefanız?
    Cevapla
  • Hasan Mol 16 yıl önce Şikayet Et
    aferin mağdur halk a. Her tür yazıyı okuduğu için.ama anlamadığın bi şey var.İlle de taksimi yakacağız diyen inatta mı suç orayı yasaklayanda mı.2.si Ana kucağındaki çocuk hiç bi dili henüz tam anlamıyla bilemez hem de bırak neyi öğrenip neyi öğrenmeyeceğine Anası karar versin değilmi senin gibi aklı erdiğnde yine senin gibi yanlış yola düşmekte istediğine inanmakda serbest.3. sü 50 sene sonra su savaşları çıkabilir diyo uzmanlar yani su kaynakları yetersiz su az o zaman paralı olması lazım değilmi.hem su ne zaman bedavaydıki...
    Cevapla
  • elif altay 16 yıl önce Şikayet Et
    daha sık yayınlayın. sibel hanımın yazılarını daha sık görmek istiyoruz haber 7 de
    Cevapla
  • güzin karaman 16 yıl önce Şikayet Et
    mayınları döşetenler bulunsun. komünist derin ergenekon devletinin elemanları bulunsun.
    Cevapla
  • recep erdem 16 yıl önce Şikayet Et
    ...... slm sibel hanım sizi çekmeköyden tanıyorum ve yazılarınızıda sürekli takip ederim yorum yazmak buğüne nasipmiş yazılarınız gercekten harika allaha emenet olun bşk slmlar
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat