Kemal Tahir, Alay Köşkündeydi...

  • GİRİŞ15.04.2010 10:53
  • GÜNCELLEME15.04.2010 10:53

Prof. Ahmet Bilgili’nin öncülüğünde bir süredir devam ediyor Edebiyat Meclis’i. Açılışını Prof. Mustafa İsen ve Beşir Ayvazoğlu’nun gerçekleştirdiği edebi sohbet ortamı, aslında eski bir fotoğrafı yeniden canlandırmayı hedefliyor.

1928 yılında başta Servet-i Fünun Dergisi olmak üzere pek çok yayına da kapak olmuş o fotoğrafta, kimler yok ki... Halid Ziya’dan Necip Fazıl’a, Vala Nureddin’den Reşat Nuri’ye, Peyami Safa’dan Ziya Osman Saba’ya, Suad Derviş Hanım’dan Hüseyin Rahmi Gürpınar’a ve geç geldiği için fotoğrafa yetişemeyen Ahmet Haşim’e kadar hemen her ekolden farklı görüş ve siyasi duruştan benim sayabildiğim 43 edebiyatçı... Üstelik 1928 gibi harfler maceramızın önemli bir kavşağında, Gülhane’deki Alay Köşkü’nün bahçesinde oturmuşlar poz vermişler fotoğrafçı Weinberg’e... Belki de edebiyat, onları sarıp kuşatan o günkü tüm radikal dönüşümlerin tek geniş yürekli tutkalıydı... Bir zamanlar Padişahların oturup da alay geçitlerini gözledikleri bu Kubbealtı, o günlerde ediplere tevarüs etmiş bir tür gözlem evi gibiydi. Edebiyatta nefes almak esastır. Belki edebiyat olmasaydı, sanatın altına sığınılan o geniş kanatları olmasaydı, toplum o günlerde yaşadığı üst üste gelen yenilgi, işgal, savaş ve sonrasında başlatılan radikal değişimleri, bir arada atlatamazdı. Atlatmış mıdır gerçi, şüphesiz tartışmaya açıktır. Benim bugünden bakarak neşe ve ibret içinde gördüğüm şeyse; farklı görüşten edebiyatçıların bir araya gelebilmesidir. Edebiyat, serazad halinin yanı sıra zorlu günlerin dayanışmasını işaret eden bir tür konuşma masası, bir tür gönül ve muhabbet ortamı sağlayabiliyorsa, bundan ibret almak gerek...

82 yıl aradan sonra, Prof. Bilgili öncülüğünde edebiyat eksenli meclis yeniden ihya edilirken, sanılmasın ki müdavimler tek kalıptan çıkmadır. Alay Köşkü’nün mutena kubbesinin on iki köşesi var, bunların kimi cam döşeli, kimi üzeri resimlerle süslü duvardır, birisi de çift kanatlı ahşap bir kapıdır. Taş, cam ve ağaç... Alay Köşkü’ndeki renkli ve değişik sanat adamlarının mizaçları gibi, ayrı dünyaların işaretlerindendir... Ama işte hepsi de aynı kubbenin altındadır. Kubbe: Memleket!

Gülhane’deki Alay Köşkü’nde bir süredir devam eden Edebiyat Meclisi’nin konuğu bu ay, Kemal Tahir’di...

Selim İleri’nin yakın tanıklığı ve Ömer Erdem’in yorumuyla dinledik edebiyatçılar olarak rahmetli Kemal Tahir Bey’i. Dile kolay tam yüz yıl önce doğmuş, İmparatorluğun batışını, mütareke günlerini, milli mücadele ve sonrasını yaşamış bir kalem Tahir... Bizim nerdeyse tarih diyerek okuduğumuz tüm dersleri, o bizzat içinden geçerek, kavrularak, yana yakıla, kah mahpushanelerde, kah tecrit halinde ama her daim muhalif ve kendisi olarak bizzat yaşamış bir düşünür...

Abdülhamid’in yaverlerinden Yüzbaşı Tahir bey’in oğlu olarak 1910’da dünyaya gelen Kemal Tahir, 1938’de siyasi görüşleri nedeniyle “Bahriye Olayı” diye bilinen meşhur davanın sanıklarından biri olarak yargılandı, askeri isyana teşvik etmekle suçlanıp 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı (Nazım Hikmet de aynı davadan mahkûmiyet almıştı). Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya cezaevlerinde 12 yıl yattıktan sonra 1950’de çıkan aftan istifade ederek serbest kalmıştı. Bilahare 6-7 Eylül olayları sırasında bir kez daha tutuklanmıştı. Hayatı boyunca “sakıncalı” kimliği hep devam etmiş düşünür ve edebiyatçı Kemal Tahir, kelimenin tam anlamıyla çile adamı...

Onu meşhur eseri “Devlet Ana” ile tanımayan yok gibidir. Osmanlı’nın kuruluşunu Edebali’nin ruhu, Yunus Emre’nin kalbi, Hacı Bektaş Veli’nin kudretiyle anlattığı bu eser bize “Kerim Devlet” gibi şimdilerde anlamakta zorlandığımız epik bir varoluş hikayesini anlatır. Onun yazdığı eserlere salt roman olarak bakmak daraltıcı bir eylem olur. Belki tarihi, roman eylemiş, romanında tarihi konuşturmuş bir edebiyatçıdır. Kurt Kanunu’nda telef edilmiş, heba edilmiş geniş birikimlerin eleştirisini cesurca kaleme almış bir yazardır. Esir Şehrin İnsanları’nda Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nı yazdığı memleketinden tecrit edilişinin hicranlı ve çapraşık imgeleri, açık ya da gizli gizli dolanır eserin bedeninde...

Selim İleri’nin tanıklığı üzerinden dinlemek Kemal Tahir’i... Şüphesiz kederli, hem de zaman zaman neşeli anılara kulak vermek imkanıydı. Vefatından kısa bir süre önce, Selim İleri’ye Reşat Nuri Bey’in Eski Hastalık isimli kitabından bahsederken ağlamış Kemal Tahir Bey... Onun gibi destansı bir kalemin bu naif hikayedeki Züleyha Hanım’ın misali üzerinden hayata ve inzivaya dair kederli son bakışı hangimizin yüreğini delmez ki... İnsan ister istemez; çınarlar da ağlarmış diyor, çınarlar da ağlarmış...

Sibel Eraslan - Vakit

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat