UZAKLARDAN MEKTUPLAR İzzet ve Emre yazdı...
- GİRİŞ17.05.2010 09:01
- GÜNCELLEME17.05.2010 09:01
İzzet Şahin, Uluslar arası İnsani Yardım Derneği (IHH) Batı Şeria temsilcisi. Adı üzerinde, insani yardım için Filistin’de.
İzzet, İsrail makamlarınca 19 gündür gözaltında tutuluyor.
Dört metrekarelik bir hücrede, zaman ve mekan mefhumunu yitirmiş durumda. Gözleri bağlı, elleri ve ayak bilekleri zincirli. Mahkeme salonuna getirilirken sendelediğini tüm dünya hep birlikte seyretti... Tam olarak içeride kendisine nelerin reva görüldüğünü bilmiyoruz ama insani yardımı için hayatını barışa ve yardımseverliğe adamış bu neferin, hukuk dışı bir zulme maruz kaldığı açık...
Sivil olduğu halde askeri mahkemede yargılanıyor. Hoş buna yargılama da denemez. Guantanamo benzeri bir süreç. İzzet hakkındaki dosyalar avukatlarına dahi teslim edilmedi, hangi suçla suçlandığı kesin değil, hakkındaki iddianame dosyaları ne avukatlara ne kamuoyuna duyuruluyor...
IHH’nın Gazze’ye doğru yola çıkacak yardım gemisinin hareketiyle eş zamanlı olarak gelişen bu yasadışı tutuklama akıllara şu soruyu getiriyor: İzzet Şahin, IHH Gemisine karşılık bir rehine olarak mı tutsak edilmiştir? Uluslar arası yardım mevzuatlarınca ve hukuk ilkelerince akredite olmuş bir kurum olan IHH’nın bünyesinde yardım ve eğitim maksatlarıyla çalışan bu evrensel barış gözlemcisi niçin bu ağır şartlarda alıkonuyor? Gözaltı dendi... 19 günlük gözaltı olur mu? Niçin sivil değil de askeri tutukevinde? Niçin hakkındaki suçlamalar bile açıklanmıyor? Niçin gözleri bağlı ve zincire vurulmuş bir halde? Niçin hücrede?
Bunlar sadece İsrail’in cevaplaması gereken sorular değil!
Başta Birleşmiş Milletler, İKÖ gibi uluslar arası kuruluşlar olmak üzere, Türkiye diplomasisinin de acilen cevap vermesi gereken sorular...
Hayatını uzaklardaki barışı yakına taşımak, uzaklardaki acıyı empatik yakınlaştırmayla gündemimize sokabilmeye adamış İzzet Şahin... Arkadaşları olarak hepimiz ve ailesi, tedirginlikle bekliyoruz İzzet Şahin’in bir an evvel salıverilmesini...
..........
Diğer sivil barış gönüllüsünü ise; Haber7’nin “Uzaklardan Mektuplar” köşesinde K.Emre Ulucan imzasıyla okurduk. Filipinler’de açılmış bir hatıra defterinden notlar şeklinde... Asıl adı Cevdet Baybara imiş. 32 yaşındaymış. Hafız imiş. Filipinler’in Cagayan şehrinde İslami tebliğ ve eğitim ile uğraşırmış... Yolunu kesmişler. Vurmuşlar Cevdet’i. Bir resmini aradım, buldum sonra. Siyah bir çantası var, ona sarılmış. Yani böyle dışarıdan baktığınızda anında anlarsınız öğretmen olduğunu, öyle orta bir çanta, öyle siyah, öyle gördüğü işe uygun, öyle içinden Kur’an çıkacakmış gibi hemen, öyle Elif Ba, öyle kalem, öyle beyaz kağıtlar...
Başka resmi var mı Cevdet’in.
Kim bilir? Ama mektupları kaldı geriye...
Bir de “hayatında ilk kez Allah” dediğine tanıklık ettiği çoluk çocuk, öğretmen, kabile şefi gibi tüm bize uzak olanlar...
Gece oluyor. Gündüz oluyor. Öğretmenler ve Melekler dere tepe düz gidiyor. Mardinliymiş aslen, kalbi Filipinler’de duruyor. Orada da yatabilir demiş kederli annesi. Sanki hafızın uykusu gelmiş. Orada yatabilir demiş babası... Üstünü başını çıkarmaya kıyamamış kimsecikler, örtüverin üstünü, çok çalışmış, çok yorulmuş, kaldırmaya kıyamaz kimse, uyusun oracıkta, örtün üstünü demiş. Sanki... Filipinler’deki çocuklarla baş başa bırakınız onu. Sabah uyandıklarında bir ettehiyatü veya sübhaneke okumak için ya da kabrine bir çiçek takmak için, bak hocam son ezberlediğim ayeti okuyayım sana dediklerinde kıyısına diz çöküp, kulağına üfleyivermek için... Bırakınız öğretmeni işinin başında bırakalım demiş olabilirler...
.....
İzzet Şahin ve Cevdet Baybara, evlerini yurtlarını barış, yardım, eğitim gibi yüksek gayeler uğruna bırakarak yollara çıkmış neferlerdi... Onlar başkası için titreyen kalplerini, hepimiz için çoğaltıyorlardı. Onların gayretli çalışkanlıklarıyla uzaklar yakın oluyordu...
Herkesin kendi çıkarı için birbirini adeta yoketme bahasına hırsla koştuğu arsalarda... Onlar sanki bir peri masalı, sanki bir iyilik destanı gibi yaşadıkları hayatlarıyla ne kadar girebildiler, girmekteler şu ateşten gündemlerimize?
Bu iki genç insanı niçin hatırladım?
Çünkü onların aldığı darbe, kişisel değildir...
Bu, iyiliğin aldığı darbedir... Barışın aldığı, hayatın, onurun aldığı darbedir...
Tüm siyasi ve maddi perspektifleri altüst eden barış ve eğitim maksatlı bu girişimler, bize insan olduğumuzu fısıldıyor aslında.
Sibel Eraslan - Vakit
sibeleraslan@hotmail.com
Yorumlar3