Bir devlet başkanını kaçırmak: Yeni normal
- GİRİŞ08.01.2026 08:48
- GÜNCELLEME09.01.2026 08:54
Alıştıra alıştıra yapılan ihlaller vardır. Önce “istisnai” denir, sonra “zorunlu”, en sonunda da “olağan” hale gelir.
Bugün bir devlet başkanının başka bir ülke tarafından hedef alınması da tam olarak böyle bir sürecin ürünü. Dünya, yüksek sesle itiraz etmediği her ihlali, bir sonraki ihlalin zemini haline getiriyor.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro üzerinden yürüyen tartışma, bir liderin kişiliği ya da ülkesinin iç siyasetiyle sınırlı değil.
Mesele çok daha büyük: Bir devletin, başka bir devletin başkanını kendi hukuk sistemi içinde yargılama kararı. Bu durum, modern uluslararası düzenin temel taşlarından biri olan egemenlik ilkesini doğrudan hedef alıyor.
Uluslararası hukukta devlet başkanları için “dokunulmazlık” ilkesi vardır. Bu ilke, liderlerin yaptıklarının sorgulanamayacağı anlamına gelmez; ancak bunun yolu BM mekanizmaları, uluslararası mahkemeler ve çok taraflı süreçlerdir. Aksi halde dünya, mahkeme salonlarıyla değil, operasyon haritalarıyla yönetilir.
TARİHTE İLK DEĞİL
Tarihte bunun örnekleri var. 1960'ta İsrail Güvenlik Servisi ajanları Adolf Eichmann'ı Arjantin'de kaçırdı ve yargılanmak üzere İsrail'e götürdü. Bu olay hâlâ hukuk fakültelerinde “meşru mu değil mi” diye tartışılır.
1989’da ise ABD, Panama lideri Manuel Noriega’yı askerî operasyonla alıp Florida’da yargıladı. Washington yönetimi Noriega’yı “meşru bir lider değil, suç işleyen bir diktatör” olarak nitelendirerek bu süreci meşrulaştırmaya çalıştı. O gün de “istisna” denmişti.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, o istisnanın emsal olduğu görülüyor.
Asıl tehlike burada başlıyor. Çünkü emsal demek, kapının aralanması demektir.
Bugün “uyuşturucu”, yarın “terör”, öbür gün “insan hakları ihlali” gerekçe gösterilebilir. Gerekçeler değişir ama yöntem sabit kalır: Güçlü olan karar verir, uygulamayı da kendi yapar.
Daha çarpıcı olan ise uluslararası toplumun refleksi. Birleşmiş Milletler’in etkisizliği, büyük devletlerin sessizliği ya da temkinli açıklamaları, fiilen şunu söylüyor: Bu düzen itiraz kaldırmıyor. Sessizlik, tarafsızlık değil, onay anlamına geliyor.
MESELE MADURO DEĞİL!
Maduro’yu sevmek zorunda değiliz. Onu savunmak zorunda da değiliz. Ama bir devlet başkanının başka bir ülkenin hukukuna tabi kılınmasını normalleştirdiğimiz anda, mesele Maduro olmaktan çıkar. O gün, dünya düzeni başka bir eşiği aşar.
Çünkü bugün tepki yoksa, yarın sınır yoktur.
Ve sınırların olmadığı bir dünyada hukuk değil, sadece güç konuşur.
Yorumlar3