90 dakikada ne değişti?

  • GİRİŞ15.06.2026 09:00
  • GÜNCELLEME15.06.2026 09:00

Türkiye 24 yıl sonra yine Dünya Kupası yolunda...

Dün sabah saat 07.00'ye kurdu saatleri milyonlar, milli maçı izlemek için.

Meydanlara dev ekranlar kuruldu, sabah namazları kılındı, simitler yenildi, çayla içildi ve sıra geldi o büyük ana...

Maalesef 2 gol yedik Avustralya'dan. Evet, turnuvanın ilk maçında, yenilgi aldık.

Ve sosyal medyada yine aynı manzara…

Birkaç gün önce göklere çıkarılan futbolcular eleştirilerin hedefi oldu.

Pas kaçıran, şutları ağlara gönderemeyen futbolculara küfürler yağdı.

Teknik ekip sorgulanmaya başlandı, hatta 'istifa' çağrıları yapıldı.

Sosyal medyada paylaşılan aslanlarım, kaplanlarım yazıları yerini öfke dolu sözlere bırakıyor.

Şöyle bir gerçek var; bir galibiyetin ardından "Bu takım Avrupa'yı sallayacak" diyenlerle, bir mağlubiyet sonrasında "Bunlardan hiçbir şey olmaz" diyenlerin çoğu aynı kişi...

Aradaki 90 dakika dışında pek bir şey değişmiyor. Yalnızca duyguların yönü değişiyor bu insanların.

ELEŞTİRİ Mİ, LİNÇ Mİ?

O meydanlara toplananların isteği bir gol sevinciyle yeri göğü inletmekti aslında. O yüzden bu öfkenin sebebi belki de... Evet, eleştiri elbette futbolun doğasında var. Milli formayı giyen de, teknik direktörlük koltuğuna oturan da eleştirilmeyi göze almak zorunda. Hele hele takımını böyle destekleyen taraftar varsa. Ancak eleştiri ile linç arasındaki çizgi her geçen gün biraz daha siliniyor gibi…

Bir futbolcunun tek bir hatası, karakterinin sorgulanmasına kadar gidiyor. Bir teknik adamın yanlış tercihi, saatler içinde "ihanet" suçlamalarına dönüşebiliyor.

KAYBEDENİ YOK EDİYORUZ

Oysa futbol, hata oyunu. Dünyanın en büyük yıldızları penaltı kaçırıyor, en başarılı teknik direktörleri yanlış kararlar veriyor. Sporun doğasında kazanmak kadar kaybetmek de var.

Fakat biz kaybetmeyi konuşmuyoruz, kaybetmeyi sindiremiyoruz. Kaybedeni yok etmeye çalışıyoruz. Kazanınca paşa, kaybedenince tel maşa…

Belki de sorun sahadaki sonuçlardan önce, başarıya ve başarısızlığa yaklaşımımızda yatıyor. Çünkü biz çoğu zaman takımlarımızı desteklemiyoruz, onlardan sürekli zafer bekliyoruz. Beklenti karşılanınca alkışlıyor, karşılanmayınca linç ediyoruz.

Dün kahraman ilan edilenlerin bugün hain ilan edilmesi, yalnızca futbolun değil toplum olarak sabırsızlığımızın da bir göstergesi. Bir maçla göklere çıkarıyor, bir maçla yerin dibine sokuyoruz.

Milli Takım yenildi. Evet, can sıkıcı bir sonuç. Tartışılacak hatalar da vardır. Ancak bir mağlubiyetin ardından ortaya çıkan küfürler, hakaretler ve linç kampanyaları bize rakibin attığı gollerden daha fazla şey anlatıyor. Bu durum daha can sıkıcı değil mi?

Maç sonrası futbolcularla tek tek röportaj yapıldı. İçlerinde dikkatimi en çok çeken Merih Demiral'ın sözleri oldu. Diyor ki Merih, "Bizim ülkemizde kötü günler abartılıyor. İyi günlerde de çok yukarı çıkartılıyor. Dengesini iyi kurmalıyız."

O kadar haklı ki...

Belki de artık yenilgilerden önce öfkemizi yönetmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü sahadaki skor birkaç gün sonra unutuluyor, geriye ise birbirimizi tüketen bu tahammülsüzlük kültürü kalıyor.

Bu bir son değil, hepimiz biliyoruz. Daha 2 maç var önümüzde. Ve Avustralya maçından dakikalar önce nasıl güveniyorsak, bu yolda aynı şekilde güvenmeliyiz BİZİM ÇOCUKLARA.

 

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat