En büyük tehlike: Duygularımızın körelmesi!

  • GİRİŞ26.07.2026 10:29
  • GÜNCELLEME25.08.2026 09:38

Bir zamanlar kötü bir haber duyduğumuzda durup kalırdık.

Bir cinayet haberi günlerce konuşulur, bir yangın içimizi yakar, bir doğal afet olduğunda herkes aynı acının etrafında birleşirdi. Şimdi ise haber akışında bir felaket daha görüyoruz, birkaç saniye duruyor ve sonra parmağımızı ekranda aşağı kaydırıyoruz.

Çünkü artık şaşırmıyoruz.

Her gün yeni bir kötü haberle uyanıyoruz. Bir yerde yangın çıkıyor, başka bir yerde deprem oluyor. Bir cinayet, bir kaza, bir çocuk haberi, bir şiddet olayı… Daha önce duyduğumuz bir acının etkisini atlatamadan yenisi geliyor.

Ve insan zihni, sürekli acının içinde yaşamaya bir şekilde alışıyor.

Belki de en korkutucu olanı bu.

Kötü şeylerin kötü olmaktan çıkması değil; bizim onlara verdiğimiz tepkinin azalması.

Bir haberin altında yüzlerce yorum görüyoruz. Birkaç dakika sonra başka bir haber geliyor ve gündem değişiyor. Dün bizi öfkelendiren olay, bugün başka bir olayın gölgesinde kalıyor.

Sosyal medya bu döngüyü daha da hızlandırıyor.

Sabah gözümüzü açar açmaz telefonumuza bakıyoruz. Henüz kahvemizi içmeden dünyanın başka bir köşesindeki savaşı, ülkenin başka bir şehrindeki yangını, bir ailenin yaşadığı faciayı görüyoruz.

Acı artık kapımızı çalmıyor.

Ekranımızdan içeri giriyor.

Üstelik bunun bir sınırı da yok. Bir felaketin görüntüleri saatlerce, hatta günlerce karşımıza çıkabiliyor. Aynı görüntüyü defalarca izliyor, aynı cümleleri tekrar tekrar duyuyoruz.

Sonra bir noktada insan kendisini korumak için duygularını geri çekiyor.

“Yine mi?”

Belki de çağımızın en acı cümlelerinden biri bu.

Çünkü “yine mi?” dediğimiz anda yaşanan felaketin büyüklüğünü değil, bizim ona alışmışlığımızı anlatıyoruz.

Eskiden kötü bir haber duyduğumuzda “Nasıl olur?” diye sorardık.

Şimdi “Nerede olmuş?” diye soruyoruz.

Eskiden şaşırıyorduk.

Şimdi sadece ayrıntısını öğreniyoruz.

Bu, insanlığımızı kaybettiğimiz anlamına gelmiyor. Aksine, belki de zihnimiz sürekli maruz kaldığı acıdan kendisini korumaya çalışıyor.

Ama bunun tehlikeli bir tarafı var.

Alıştığımız her kötülük, bir sonraki kötülüğün normalleşmesini kolaylaştırıyor.

Bir gün “Böyle şeyler nasıl yaşanabilir?” dediğimiz bir olay, birkaç ay sonra “Yine olmuş” cümlesiyle karşılanabiliyor.

Ve toplum olarak en çok bundan korkmalıyız.

Çünkü şaşırmak hâlâ vicdanımızın çalıştığını gösterir.

Bir çocuğun ölümüne, bir insanın öldürülmesine, bir ormanın yanmasına, bir ailenin evini kaybetmesine hâlâ şaşırabiliyorsak, hâlâ “Bu normal değil” diyebiliyorsak umudumuz var demektir.

Belki de yapmamız gereken, kötü haberlere alışmak değil; her kötü haber karşısında yeniden durabilmek.

Bir saniyeliğine bile olsa.

Ekranı kaydırmadan önce düşünmek…

Bir insanın hayatının değiştiğini hatırlamak…

Bir yangının yalnızca ağaçları değil, birilerinin anılarını da yaktığını bilmek…

Çünkü haber akışında gördüğümüz her olay bir başkasının gerçek hayatı.

Bizim için birkaç saniyelik bir haber olan şey, başka biri için ömür boyu sürecek bir acı olabilir.

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat