Fâtih’in resmi ve Ekrem Bey

.

  • GİRİŞ29.06.2020 11:31
  • GÜNCELLEME29.06.2020 11:56

Demokratikleşmelerle berâber, her ne kadar çeşitlenip şenliklense de siyâset nihâî kertede “tek boyutlu” ve “küt” bir iş olmaktan kurtulamıyor. Bâhusus merkezî siyâsetler için tablo asla değişmiyor. Yerel siyâsetler ise bir dereceye kadar bu tabloyu yumuşatıyor. Bu sebeple, siyâsal kariyerinde belediyecilik olan siyâsetçilerin merkez siyâsetlere geçişini müspet bulanlardanım. Elbette devleti idâre etmek belediyeyi idâre etmeye benzemeyecektir; ama belediye idâresinde pişmiş olmanın merkezî siyâset geliştirmekte çok mühim bir katkı sağlayacağını da unutmamak gerekir. Hele ki bu belediye İstanbul Belediyesi olursa.

 

 

Son yerel seçimlerde İstanbul uzun bir aradan sonra el değiştirdi. Sayın İmamoğlu büyük bir farkla Belediye Başkanı seçildi. Bu başarı elbette taraftarları açısından büyük umutlarla karşılandı. Siyâsal angajmanları keskin olmayan kitle ise, “bir de bunu deneyelim bakalım” kabilinden Ekrem Bey’e kredi açtı. Sayın İmamoğlu vazifesinde bir seneyi ikmâl etti. Bu zaman zarfında olup bitenleri Ekrem Bey ve kadrolarının topyekûn yargılanması için kâfi olmadığını düşünüyorum. Ama bir senelik icraat ve performanslarının bir gidişâta işâret ettiğini ve bunun da bir değerlendirme konusu edilmesinin faydalı olabileceğini düşünüyorum.

Ekrem Bey’in gösterdiği performans, siyâsal beklentilerinin Belediye Başkanlığı ile sınırlı olmadığını, merkezî siyâseti hedeflediğini gösteriyor. Bu da genç bir siyâsetçi için son derecede olağan karşılanması gereken bir şey. Elbette buna hakkı var. Ama gördüğüm kadarıyla bu hedefini çok erken belli etti. Ulusal, hattâ uluslararası siyasetler kunularında yaptığı gerekli gereksiz çıkışlarla bir merkez siyâsetçi gibi davrandı. Bu stratejiyi kendisine kim teklif ettiyse, Ekrem Bey’e, muhtemelen bilmeden ve iyiniyetle de olsa zarar verdiğini söyleyebilirim.

 

 

Hâlbuki seçildikten sonra bir öncelik geliştirmesi ve sessiz ve derinden bir dizi belediye faaliyetini başlatması gerekiyordu. Belediyecilik nihâyetinde üç katmanlı bir iştir. Bunların başında altyapı hizmetleri gelir. Ekrem Bey’in, AK Parti belediyeciliğinin ana ekseni olan alt yapı yatırımları hususunda başarılı işlere imzâ atması elbette gereklidir. Ama bu başarılar Sayın İmamoğlu’na bir prestij sağlamayacaktır. Bıraktığı izlenim, başlayan bir süreci devâm ettirmiş olmaktan ileri gitmeyecektir.

Belediyecilikte mühim olan üç katmandan ikincisi “toplumsal-kültürel” hizmetlerdir. Doğrusu AK Parti belediyeciliği, son dönemlerde hayli tavsasa da bu alanda çok başarılı işlere imzâ atmıştı. Ekrem Bey bu alanı bir düzey kullanabilirdi. Ama yine çok yanlış bir iş yaptı ve paket programlara dönüşüp dinamizmini kaybetmiş olsa da bir şekilde devâm eden pek çok faaliyete son verdi.

Belediyecilikte ehemmiyetli olan üçüncü katmanın kent estetiği ile alâkalı olduğunu düşünüyorum. Bu basit olarak kent kozmetiği manâsına gelmiyor. Büyük ölçüde kentsel-kültürel tüketim ile bağlantılıdır. Târihçi Huizinga modern kenti bir “consumption stadt” olarak târif eder. Beğenelim veyâ beğenmeyelim bu böyledir. İstanbul kent olmadan evvel bir şehirdir ve bugün dünyâda sayıları hayli az olan, şehir geçmişi olan kent misallerinden birisidir. Doğrusu AK Parti belediyeciliği, büyük ihmâllerin yattığı şehrin târihi mirasınının restorasyonu alanında çok mühim işler yaptı. Ama restorasyon hususunda her zaman gerekli özen gösterilmedi. Nâzik yürütülmesi gereken bâzı işler, özellikle son zamanlarda kaba müteahhitlik işleri olarak ele alınmaya başladı. Ekrem Bey ve ekibi bu alanlara el atabilir ve kendisine prestij kazandıracak projelere imzâ atabilirdi. Bunun sâdece restorasyondan ibâret olmadığını, şehrin sâkinlerinin târihsel miras ve kimlik ile daha fazla özdeşlik kuracakları yeni işlevlerle desteklenmesi gerektiğini ilâve etmeliyiz. Vazifeye geldiği ilk günlerde beni de umutlandıran bâzı görüntüleri hatırlıyorum. Tam bir keşmekeşe dönüşen Bayezid Meydanı ve Sahhafları gezen Sayın İmamoğlu, rahmetli Turgut Cansever’in projesini “derhâl” hayâta geçireceklerini beyin etti. Bunun 6 ay gibi bir zaman zarfında yapılmasının direktifini kameralar önünde verdi.. Aradan bir sene geçti. Netice sıfır. Benzer şey Taksim Meydanı için de geçerlidir.

Modern kent orta sınıf hassasiyetler ve beklentiler üzerine kurulur. Bugün bu hassasiyet ve beklentiler insanların yaşama sevincini hissedecekleri, rahatlatıcı ve şenlikli mekânların çoğaltılması noktasındadır. Ekrem Bey ve ekibi bunu göremiyor. Siyâsal beklentilerinin iç baskısı ile yanlış alanlarda at koşturuyor. Fâtih’in mâlûm tablosunu satın alması ve İstanbul’a kazandırması elbette takdir edilmesi gereken bir iştir. Ama bu girişimin altı o kadar boş ki… En azından “tuhaf” kaçtı…

Yenişafak

Yorumlar1

  • Cüneyt Fatıoğlu 1 hafta önce Şikayet Et
    Bellini nin tablosunu altıbuçuk milyona alamazsınız.Kimin yaptığı belli olmayan bir tabloya verilen parayla israf israf diyen sayın imamoğlu 30 aileye tokiden ev alsaydı.Resme bakarak karnımızı doyururuz.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat