Kürt meselesi ve ‘devlet’ arayışı
- GİRİŞ15.01.2015 09:28
- GÜNCELLEME16.01.2015 09:26
Vesayet rejiminin ideolojik kodlarından sadır olan sorunlar, uzun yıllar sivil siyasetin yaklaşmaması gereken kırmızı çizgiler olarak tarif edildi. Bu çizgileri aşmayı deneyen hareketler, kanlı süreçler dâhil olmak üzere her türlü totaliter metot da kullanılarak bastırıldı. Darbeler, kapatılan siyasi partiler ve faili meçhuller ortaya çıkan enkazın başlıklarını oluşturdular. 20. yüzyıl Türk siyasi tarihi, mezkûr başlıklar etrafında oluşan kısır döngü içerisinde tartışılıp durdu. Bu tartışmaların oluşturduğu ‘muhayyel dünya’ya da, kestirme bir tarif yapmak ve adres göstermek üzere ‘devlet’ denildi.
Devlet söylemi aynı anda ülkedeki bütün krizlerin adresi kabul edildiği kadar, muhalif hareketlerin de ‘yarı-tanrısal bir atıfla’ sorumluluklarından kurtulmaları için kullanışlı bir mazerete dönüştü. 2002 Devrimi’yle birlikte ‘devlet algısı’ oldukça ürkek bir şekilde de olsa dönüşmeye başladı. Vesayet rejiminin gerileme ivmesine paralel olarak da bu dönüşüm devam etti. 27 Nisan Muhtırasına verilen cevapla ‘yarı-tanrısal devlet’ önce yeryüzüne indi, 2010 Referandumuyla ise vesayet rejiminin nerdeyse hiçbir sofistikasyonunun olmadığı görülmüş oldu.
Yaşanan kırılmaların tezahürlerinin en açık şekilde hissedildiği parti ise CHP idi. Vesayet rejiminin ‘sivil alandaki’ taşıyıcısı CHP, çözülen devlet algısıyla birlikte, ciddi bir istikâmet sorunu yaşamaya başladı. Bir anda sigorta poliçesinin iptal olmasıyla birlikte risklerle yüzleşerek, siyasette var olmanın zorluklarıyla karşı karşıya kaldı. Yıllarca ana koalisyon ortağı olarak farz ettiği ‘devlet’i kaybeden CHP, hızla ve biraz da panikle, tutarlı olup olmadığına bakmaksızın, farklı koalisyon arayışlarında zirve yaptı. 2010 Anayasa Referandumundan bu yana, CHP’nin temel siyaset stratejisine dönüşen koalisyon teknolojisi, devletle ilgili eski-Türkiye tahayyülünü rafa kaldırmak zorunda kaldı.
Devlet tartışmasında kendisini güncelleyemeyen aktörlerin başında ise HDP-PKK çizgisi geliyor. Aynı şekilde Öcalan’ın yaklaşımlarının merkezinde de eski-Türkiye’ye ait devlet algısı varlığını sürdürüyor. Özellikle Kürt meselesinin çözümünde, AK Parti’yi ana muhatap olarak içselleştirmekte zorlanan PKK dünyası, süreçlerin akamete uğramasında ya da ciddi anlamda gecikmesinde etkili oldu.
Öcalan ve PKK dünyası, bugün hâlâ muhayyel bir ‘devletin’, Çözüm Süreci’nin kaderine karar vermesini beklemektedir. Bu oldukça ilginç bir durum. Zira aynı anda hem müzakere sürecinin içerisinde yer alıp hem de muhatabının kim olduğuna dair kafa karışıklığı yaşamanın izaha muhtaç olduğu muhakkak. Bu durum aslında PKK’nın gelgitlerinin zeminini de açıklıyor. Çünkü süreç şeffaflaştıkça, millet asıl muhatap, seçilmişler de vekili olunca; Çözüm Süreci’nde PKK’nın ‘devlet arayışı’ daha da zora giriyor. Bu noktada, Öcalan’ın yaptığı görüşmelerde 2009’dan beri ‘devlet-siyasi iktidar’ ayrımının ne getirip ne götürdüğünü en iyi bilecek isim olması beklenir.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol