Çözüm Süreci’nin bölgesel yansımaları

  • GİRİŞ10.03.2015 10:28
  • GÜNCELLEME10.03.2015 10:28

Aynı zamanda, gerek Kürtlerin bölgedeki dört ülkeye dağılmış olmalarından, gerek ise 2002 Irak işgalinden bu yana Mezopotamya’da yaşanan kırılmalardan dolayı, Çözüm Süreci’nin sınırları aşan bir potansiyeli bulunuyor. Bu potansiyelin nasıl okunduğu, orta vadede alınan kararlara doğrudan yansıyacaktır. 

Irak’ın işgaliyle birlikte bölgemizde iki ana yaklaşım ortaya çıkmış durumda. Birincisi, Türkiye’nin Irak’a Komşu Ülkeler Konferanslarıyla başlattığı, bölgesel perspektifi olan inşacı yaklaşım. Bu bakış açısına göre, yerli aktörlerin tamamının iştirak ettiği zeminlerin korunduğu bir düzlemde geçiş süreçlerini tamamlayarak, sürdürülebilir bir istikrarı yakalamak ana hedef oldu.

İkinci yaklaşım ise işgal veya isyan yoluyla ortaya çıkan boşluğu, birbirinden bağımsız aktörlerin her birisinin kendi özel gündemi eşliğinde güç maksimizasyonuyla doldurmaya çalışmaları oldu. Bu bakış açısı her bir aktöre kısa vadede belli kazanımlar getirmekle beraber, çatışmanın büyümesini sağladığı gibi, yerli olmayan unsurların da oluşan boşluğa cesaretle yürümesine ve vekâlet savaşlarının artmasına yol açtı.

Çözüm Süreci’nin ortaya çıkan bu iki yaklaşımdan ya da makastan bağımsız olduğunu söylemek zor. Zira sürecin doğrudan paydaşı olan PKK, hem Suriye hem de Irak’ta belli tercihler yapmış durumda. Elbette ‘zahmetli ama düzen kurucu’ birinci tercihten ziyade, ‘kolay ve kısa vadede kazanımlar sağlama potansiyeli olan’ ikinci yaklaşımı büyük ölçüde benimsemiş durumdalar.

Çözüm Süreci; bölgedeki tek istikrarlı ülke olan Türkiye’de, birinci tercihin sağlayacağı sürdürülebilir kazanımların neler olacağını çok açık bir şekilde gösteren bir yol haritası konumunda. Hâl bu iken, kısa vadeli bir bakış açısına savrulmaları, bölgedeki sorunlu aktörlere göre çok daha trajik bir hataya ram olmaları anlamına gelecektir. Çünkü hem Irak’ta hem de Suriye’de, bugün çatışmanın tarafı olan unsurların büyük bir kısmı, Çözüm Süreci’ne benzer inşacı projelere hiç muhatap olamadılar. Aksine, Irak’ta işgal marifetiyle iktidara taşınan aktörler, geçiş sürecinin kanlı olması için ellerinden geleni yaptılar. Suriye’de ise Baas rejimi oldukça rahat olabilecek bir siyasal geçiş imkânını dahi bile isteye kendi eliyle imha etti.

Türkiye’de ortaya çıkan Çözüm Süreci, Ortadoğu’da 2002’den bu yana şekillenen siyasal dalganın neredeyse tam aksi istikâmette akmaya devam ediyor. Çözüm Süreci’yle Türkiye dalgasının üzerinde hareket etmemenin karşılığı, bölgesel kriz dalgasının üzerinde belirsizliklerin had safhada olduğu bir yolu tercih etmek anlamına gelecektir. 

Bir anda şehirlerin düştüğü, güvende olduğunu düşünenlerin varoluş mücadelesine girdiği, iktidarı hakkında şüphesi olmayanların bir-iki yıl içerisinde her şeyini kaybettiği, birkaç yıl önce ismi bile bilinmeyen aktörlerin başat unsura dönüştüğü oldukça sert ve uzun sürecek bir türbülans devam ediyor. Hâl bu iken, türbülansın içerisinde kazanım peşinde koşmanın sahici bir zemini bulunmuyor. 

yazının devamı için tıklayınız

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat