Barışı korumak

  • GİRİŞ03.11.2014 09:46
  • GÜNCELLEME03.11.2014 09:46

Çatışmasızlık ve kan dökülmesinin önlenmiş olmasıdır. Bugün, bu sürecin durmasını isteyenlerin bütün çabaları başta Güneydoğu olmak üzere ülkenin her köşesinde hissedilen “barış ortamını” karartıp yeniden bir kaosa dönüştürerek, istikrarı sabote etmektir. Türkiye barışı kaybedip, yeniden terörün girdabına düşerse Ortadoğu’da kendi siyasetini oluşturma imkânından mahrum kalarak başka siyasetlere, oyun planlarına mecbur bırakılmış olacaktır. Meselenin can alıcı noktası budur ve bu saldırıların hedefinde olan barışı korumak her yurtseverim diyenin hassas olması gereken bir konudur. 

Problemin altında yatan soru şudur: Nasıl bir Ortadoğu isteniyor? Bu soruya Batı sisteminin verdiği cevap ve bazı bölge ülkelerinin önerdikleri ve Türkiye’nin geliştirdiği siyasetler arasında farklılıklar hatta karşıtlıklar bulunmaktadır. Çözüm sürecini başarısız bırakmak isteyenlerin hareket noktası da burasıdır. 

Kim ne istiyor? 

Batı sisteminin patronajı Ortadoğu’da “bahar devrimlerinin” devam etmesi ve başarısının, bu ülke halklarının ilk defa devlet yönetimine katılmasına yol açacağını gördükleri için, bunun da bölgede Batı tahakkümünün kaybına sebep olacağını öngörerek, eski yapılarının mümkünse devam etmesini, değilse bu ülkelerin “bölünerek kontrol altına alınmasını” benimsemiş görünmektedirler. 

Burada, “bahar devrimlerinin model ülkesinin, Müslüman-Demokrat-Modern” Türkiye olmasının Batı açısından anlamı, “Türkiye’nin bölgesel güç olması” demektir. Bu sebepledir ki Batı sistemi, bölge ülkelerinin demokratikleşmesi, modernleşmesi yönündeki bir değişimi, kendi hâkimiyet alanlarına bir tehdit olarak tanımlamış ve bölgenin istikrarsız anti-demokratik yapılarını kontrol etmeyi, bunun içinde gerekirse bölge ülkelerinde “kontrollü bölünmeyi” tercih etmiş bulunmaktadırlar. 

Suriye meselesi, Batı’nın siyaseti içinden değerlendirildiğinde, neden Özgür Suriye Ordusu’nun yalnız bırakıldığını, neden Baas iktidarının sürmesine razı olunduğunu daha iyi görebilir. Burada sorun gelip Türkiye’nin uyguladığı çözüm sürecine dayanmaktadır. Türkiye, bu çözüm politikalarıyla terörü bitirirken, aynı zamanda Kürt sorunu olarak adlandırılan meseleyi “barışçı bir çözüme” kavuşturmaya yönelmiş, böylece başta İran, Irak ve Suriye’ye de bir “model sunmuş” olmaktadır. Bu durum, aslında bölge ülkelerinde “demokrasinin dışında bir çözüm yolu aranmaması” anlamına gelmektedir. Bunun, Batı sistemi tarafından baştan reddedilen bir şeye tekabül ettiği açıktır. 

yazının devamı için tıklayınız

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat