'Ne ABD, ne AB, tam bağımsız Türkiye!'
- GİRİŞ25.12.2014 09:26
- GÜNCELLEME26.12.2014 08:44
Sormaya bile hacet yok. Daha düne kadar çeşitli mitinglerde bütün “Ulusalcılar” hatta kendine ‘solcu’ diyenler, bu tür sloganlar söyleyerek Ak Parti ve lideri Erdoğan’a her türlü eleştiriyi yöneltmekte tereddüt göstermediler. Hatta bazıları, bırakınız Amerikan Emperyalizmini, Avrupa sömürgeciliğini bağımsızlığın bile, ne olduğuna dair üç-beş slogandan öteye geçmeyen ezberlerle bağırıp- çağırıp konuşmaya devam ettiler.
Bu insanlara, Batılılaşma’nın düpedüz emperyalizmin ürünü ve ona bizzat teslimiyet olduğunu, “Batılılaşma ideolojisiyle” hesaplaşmadan, yerli olmadan, bu toprakların sahip olduğu kültürden ve o kültün ürettiği “kimliği taşıyan insanlardan” güç almadan bağımsız olunamayacağını anlatmanın zor olduğu ortadadır. Neden mi?
Teslimiyetten bağımsızlığa
Türkiye, bugün “bağımsızlıkçı bir siyaset” izlediği için dün yine çeşitli mitinglerde “Ne ABD, ne AB, tam bağımsız Türkiye” diye kıyameti koparanlar, bugün “AKP Türkiye’yi batıdan uzaklaştırıyor” diye nerdeyse ağlayacak haldedirler. “Türkiye’nin ABD’den uzaklaşıp Rusya’ya yaklaşması, demokrasiden ayrılıp, otoriterleşmeye kaymasıdır” şeklinde konuşanlara ne dersiniz?
Özelikle AB’cilerin “Türkiye AB hedefinden uzaklaşırsa kesinlikle kaybeder, hem de Putin’le birlikte kaybeder” diyenler, sevinmekte midirler, üzülmekte midirler? Türkiye’nin AB’ye üye olmasını mı yoksa olmamasını mı istemektedirler!
Şunu hemen hatırlatmakta yarar var: Türkiye’nin dün Avrupa, ABD kontrolüne girmesi sebepsiz değildir ve umumi arzu üzerine olmamıştır. Meselenin birinci tarafı, doğrudan doğruya ideolojiktir. Batılılaşma ideolojisi, Batı sistemine, onun dünkü patronu Avrupa’ya, bugünkü patronu ABD’ye bağımlılığın temellerini atmıştır. Batılılaşma hareketleri, “tarihinde sömürge olmamış bir milleti” ideoloji üzerinden, sömürge aydınlar-bürokratlar vasıtasıyla batıya bağımlı kılmış, bir nevi gönüllü sömürgeci, misyonerler üzerinden halkın kültürü ve yaşam tarzını zorla değiştirmeye girişen “kolonyalist bir uygulama” yaratmıştır.
Batıcı elitler, halkın kültürüne ve kimliğine karşı savaş açtıkça Batı’ya yaklaşmaya çalışmışlardır. Tanzimat’la başlayan bu geleneğin neredeyse zamanımıza kadar uzanan bir hikayesi bulunmaktadır. Bu hikaye “Cuma’nın kendisini Robinson Crusoe’a şirin gösterme çabası”nın hikayesidir..
Yorumlar1