Bu toprağın çocukları

  • GİRİŞ05.01.2015 09:50
  • GÜNCELLEME06.01.2015 09:28

 Türklerin tarihsel önemi, kurdukları devletlerin sayısıyla değil, inşa ettikleri medeniyetin zenginlikleriyle, insani ve kültürel gücüyle, evrensele açılan kıymetleriyle, emperyal vizyonuyla, “insanlığın en büyük barışını” kuran son büyük imparatorluğuyla anlaşılabilir. 

Başbakan Davutoğlu’nun, Türkiye’nin “dini cemaat temsilcileriyle” yaptığı toplantıya katılırken merak içinde olduğumuzu söylemek durumundayım. Heyecanım Türk Devleti’nin Başbakanı’nın gayrı-müslim cemaat önderlerine nasıl baktığı değil, bu liderlerinin bakış açısı ile ilgiliydi. Başbakan’ın yazdıklarını okuyan, bugüne kadar konuşmalarında, davranışlarında ortaya çıka tavrı anlayan herkes, O’nun bu toprağın insanlarını kuşatan, onları içinden kavrayan “anlayıcı tavrını” zaten bilmektedir.   

Biz olmak 

Bu ülkenin tarihinde, kültüründe, yaratığı medeniyet sentezinde ortaya çıkan değerin, bütün farklılıkları bir arada yaşatan, birlikte yaşamaya, farklılıkları yok etmeden, tahrip etmeden “birleşik bir hayat tarzı” üretme gücü olduğunu gösteren birçok örnekten söz edebiliriz. Fatih Sultan Mehmet’in fetihten sonra takip ettiği politika, II. Bayezid’in İspanya’da katliama uğrayan Yahudileri Türkiye’ye davet etmesi, camilerle kilise ve havraların yüzyıllar boyu bir arada olmaları tarihten günümüze uzanan örnekler olarak hatırlanabilir. 

Aklıma değerli yazar Orhan Miroğlu’nun naklettiği olay geliyor: “İsveçli grup, yeni inşa edilmiş Göteborg Camii’ni yakmak için saldırıya hazırlanıyormuş. Abrahan Şemun ve eşi Verde, Süryani cemaatinin dernek yöneticilerini, dini önderlerini toplamışlar, boyunlarında haçları, grubun önüne dikilmişler, ’gördüğünüz gibi, biz sizin dininizdeniz ve bu insanları tanıyoruz, Müslümanlar bizim kiliselerimize zarar vermiyorlar Türkiye’de. Siz onların camilerini neden yakmak istiyorsunuz?’ diye haykırmışlardır” bu bağlamda düşünmek gerekir. 

Cemaat liderlerinden birinin Başbakan’a “Çözüm Süreci ile sadece Güneydoğu’da yaşayan insanların değil, bütün insanlığın dualarını alıyorsunuz, dualarımız sizinle” derken bu ülke insanının bilincinde yaşayan iki önemli hassasiyet dile gelmiş oluyordu. Biri, barışı kurma, kan dökülmesini durdurmanın sevinci; ikincisi ise, bu ülkenin çektiği acılardan duyulan “ıstırabın ortak olması”dır.   

yazının devamı için tıklayınız

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat