Tarih değişti farkında değilsiniz
- GİRİŞ04.11.2015 09:15
- GÜNCELLEME04.11.2015 09:15
Seçim öncesi yürütülen kampanyaların bunu durdurması, yani ‘bir devrin sonuna gelinmesini’ önlemesi asla mümkün değildi; ancak belki biraz geciktirilmesi söz konusu olabilirdi. AK Parti 7 Haziran sonrası süreci çok iyi yöneterek buna fırsat vermemiştir. Muhalefet partilerinin bugünkü Türkiye’nin gerçekliğiyle çelişen politikalarını koalisyon şartı olarak öne sürmeleri, işi kolaylaştırdığı gibi, Başbakan Davutoğlu’nun toplumla kurduğu temas, samimi dili, konjonktürün ülkeyi nereye taşıyabileceğine, hangi tehdit ve ihtimalleri barındırdığına dönük analiz ve açıklamaları halkta karşılık bulmuştur. 7 Haziran’dan bu tarafa yaşanan olaylar, Türkiye’nin tarihsel iktidar bloku tarafından bir fırsat olarak görülmüştür. “Bu blokun içinde yer alan ideolojik, politik ve ekonomik unsurlar, son on üç yılda yaşanan değişimi bu aşamada durdurmak gibi bir vehme kapılarak, dış konjonktürün ortaya çıkardığı şartları bütünüyle kendileri açısından bir restorasyon imkanına çevirmek istemişlerdir.”
Tarihsel iktidar blokunun hüzünlü çöküşü
Bunun mümkün olmadığını, esas olarak Türkiye’de iki büyük olayın, ‘yapısal değişimin’ ve ‘siyasal devrimin’ yaşandığını söyleyerek buna itiraz ediyorum. Bugünkü siyasal tabloyu anlamak için, seçim sonuçlarını analiz etmeden önce, temelde yaşanan bu değişimi görmek mecburiyetindeyiz. Uzun zamandan beri üzerinde durduğum mesele; toplumun yaşamakta olduğu yapısal değişimdir. Artık eski toplumsal yapı içinde üretilmiş, dolayısıyla varlığını sürdürmesi için gerekli olan bütün kurumsal zemini orada bulan ‘tarihsel iktidar blokunun’, yeni toplumsal şartlar içerisinde kendisini üretmesi tarihsel olarak imkânsız hale gelmiş bulunmaktadır.
“Tarihsel iktidar blokunun, ideolojik meşruiyetini üreten eski ilişkiler, kapalı toplum yapısının ürünleridir. Burada birey yoktur, sivil toplum devlet karşısında bir varlık hükmünde olmadığı gibi, onu ayakta tutacak ne sınıflar gelişmiştir ne de cemaatvari yapılar bu ideolojik tahakküme direnecek bir hüviyete sahiptirler, hatta bu tahakküm onların iyice içine kapanıp otoriterleşmesine neden olduğu gibi geleneksel olarak sahip oldukları hoşgörü iklimini kaybetmelerine de yol açmıştır.”
İşte bu eski toplumsal yapı, seksenlerde başlayan değişimle, iki binli yıllardan itibaren artık yerini başka bir yapıya bırakmaya başlamış, son on yılda ise bir ‘toplumsal devrime’ dönüşmüş bulunmaktadır. Köyler şehirlere, şehirler metropollere bağımlı hale gelirken ülkede toplumsal farklılaşmalar sınıflaşmayı, bireyleşmeyi, yeniden cemaatleşme süreçlerini harekete geçirmiştir.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol