Normalleşecek misiniz?
- GİRİŞ05.11.2015 09:37
- GÜNCELLEME05.11.2015 09:37
Bunu söyleyenlerin, tartışanların dillerine bakıldığında, saldırgan üsluplarına dikkat edildiğinde aslında bütün meselenin bir normalleşme meselesi olduğunu görmemek mümkün değildir.
Öncelikle şunun kabul edilmesi gerekir; bir daha ‘o kaybedilmiş altın çağa’ dönüş olmayacaktır. Bütün bu kutuplaşma üslubunun, gerilimin kaynağında Türkiye’nin kaybetmiş ‘tarihsel iktidar blokunun’ sadece geçmişe özlemi değil, eskiye dönmenin mümkün olduğuna dair hastalıklı ve ancak gerici diye tanımlanabilecek kanaati yatmaktadır.
7 Haziran seçim sonucunu ‘galiba AK Partiyi devirmek mümkün olacak’ diye değerlendirenler seçim sonuçlarına odaklandıkları için, büyük değişimin toplumun sadece %40’ı tarafından değil yarısından fazlası tarafından benimsendiğini anlayamamışlardır.
Devşirilmiş aydınların afyonu
Bugünlerde tarihsel iktidar blokunun medya boyutu bir çeşit barış çubuğu uzatarak ‘biz durumu kabul ediyoruz’ gibi lütufkâr bir ifadeyle, Başbakan Davutoğlu’nun balkon konuşmasını onayladıklarını fakat zaten kendilerinin de bu kucaklanmayı beklediklerini, kabul ettiklerini belirtirken o üstenci pozisyonu vurgulamaktan da geri kalmadıkları görüldü. Tarihsel iktidar blokunun bütün kesimlerinin en önemli sorunu kullandıkları dil ve o dilin mantıksal yapısını oluşturan ideolojileridir.
Bu ideolojinin ancak bir tarihsel bağlam içerisinde anlamlı olduğunu, o bağlamın bütün yapıtaşlarının çöktüğünü, dağıldığını görmek gerekir. Kısaca vurgulamak gerekirse; bu ideolojinin dayandığı pozitivizm artık yeryüzünün her tarafında ancak ve ancak bilim tarihinin bir nesnesi haline gelmiştir.
Batı’nın mutlak üstünlüğünün yarattığı diğer bir ideolojik unsur olan oryantalizmin, artık Batı yayılmacılığının bir aracı olduğu ve daha çok sömürge sistemleri tarafından ‘devşirilmiş aydınların afyonu’ haline geldiği gerçeği saklanamaz hale gelmiştir.
‘Bizim özgün bir medeniyetimiz yoktur dolayısıyla biz Batı medeniyetindeniz’ gibi kaba tarih okumalarının yerini; bugün farklı medeniyetler ve bunlar arasında ‘dalgasal-devirli ilişkilerin’ bulunduğuna dair Halduncu ve Sorokinci yeni medeniyet anlayışları almıştır. Kısaca modernleşme anlayışı 19.yüzyılın ‘Batı merkezli dünya görüşünün’ içine hapsolmayacak kadar farklı boyutlar ve nitelikler kazanmıştır.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol