Siyasette milliyetçiliğin yeni yüzü

  • GİRİŞ09.11.2015 10:19
  • GÜNCELLEME09.11.2015 10:19

inşa edilmiş bir kültür, bir insanlık anlayışı olduğunu, bu anlayışın aslında muhtelif renklerden, topluluklardan, inançlardan gelen farklılıkları bütünleştiren bir tarih yorumuna, bir dünya görüşüne dayandığını anlamadan, bu partiyi anlamanın çok zor olduğunu söylemek durumundayım.

13 yıllık uzun bir iktidar döneminden sonra bile bu kadar güçlü bir toplumsal desteğe sahip olmasını ‘kutuplaşma siyaseti takip ediyorlar’, ‘halk cahil anlamıyor’, ‘algı operasyonu yaptılar’ gibi basmakalıp, ezberlenmiş sözlerle açıklamaya kalkmak sadece bir hamakat değil, bu ülkeyi ve insanını tanımamak demektir. 
AK Parti’nin karşısındakilerin belki de en bariz vasfı, bu ülkeye ve insanına yabancı olmalarıdır. O kadar yabancıdırlar ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan yerlilikten, millilikten bahsedince, koro halinde saldırıya geçip bu kavramları ırkçılıkla karıştırarak sözüm ona bazı eleştiriler dahi yaparlar.

Yabancılaşma ve siyaset

“Cumhurbaşkanı terör örgütünü eleştirdiğinde ise ‘devletçiliğe kaydı güvenlikçi politikalara yöneldi’ diyerek suçlamaya kalkarlar. İnsanların en temel haklarını, başta yaşam haklarını ve özgürlüklerini teröre karşı savunmayı suçlamak ancak ‘anti-demokratik bir kültürün reaksiyoner tutumu’ olarak açıklanabilir.” Seçim sonuçları karşısında şoke olduklarından vaziyeti kurtarmak için söyledikleri her söz yaşadıkları hezimeti kendileri için daha da işin içinden çıkılmaz hale getirir. Geldikleri nokta halkına yabancılaşmaktan, ülkesine yabancılaşmaya varan bir hastalıktır. 
AK Parti, yerli olanı, millete ait olanı yani milli olanı savunduğu için zaten milliyetçi bir tavır takınmıştır. Bir anlamda AK Parti Türk siyasal kültüründeki farklılaşmaların ürettiği iki temel eğilimden biri olan bir yaklaşımı savunmuştur. “Devletten gelen devlet merkezli bir siyaset anlayışının karşısına, milletten gelen millet merkezli bir siyaset anlayışı koyduğu andan itibaren milliyetçi bir parti olarak algılanmıştır.” 
Bir diğer söyleyişle, bu durum, Türk siyasal yapısındaki temel bölünmenin ifade biçimi olan ‘devlet egemen dünya görüşüyle’, millete referans veren anlayışın, yani ‘milleti siyasi özne’ olarak gören farklılaşmanın eseridir. Burada “devleti toplumsal özne olarak gören anlayışın devletçilik; milleti ‘sivil bir topluluk’ olarak savunan anlayışın milliyetçiliğe” gittiğini söylemeliyim.

yazının devamı için tıklayınız

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat