İran kiminle oynuyor?
- GİRİŞ14.12.2015 09:49
- GÜNCELLEME14.12.2015 09:49
şimdilerde ülkeler arasında savaş çıkması için fiilen didinip durmalarını, hatta iç savaş çıkarmak için yapmadıkları alçaklık kalmadığını bir yana bırakarak ‘farklı etnik kimliklere, farklı kökenlere sahip halklar arasında kardeşlikten söz edilebilir mi?’ sorusuna cevap arayalım.
Türklerin varlığı, Anadolu dışındaki Ortadoğu coğrafyasında daha eskilere uzanır, adı Türkiye Devleti olan siyasi varlık, tarihte ilk defa bugünkü Mısır’ı da içine alacak şekilde bu bölgede kurulmuştu. Aynı şekilde Selçuklu İmparatorluk döneminde, ilk Türkmen aşiretlerinin yerleştiği yerlerden biri de bugünün Suriye topraklarıdır.
“Bu bölgeye gelen, yurt tutan Türkmenler ve diğer toplulukların uzun yıllar Kürtler, Araplar ve Zazalar başta olmak üzere, çeşitli etnik topluluklarla, büyük ölçüde Türk İmparatorluk ve devletlerinin yönetimi altında, barış atmosferinde birlikte yaşadıkları da tarihi bir hakikattir.” Siyasi ve dini sebepler, bu toplulukların ortak bir kültüre sahip olmalarını sağlayan bir faktör olarak, onlar arasındaki çeşitli farklılıkları daha üst düzeyde bütünleştiren etkiler yaratmıştır.
Sultan Yavuz’un siyaseti
Türklerin Anadolu’ya yoğun bir şekilde gelmeleri ve nüfus içinde ağırlıklarının artması, aynı zamanda bu coğrafyanın eski halklarının kültürel etkileşim yoluyla Türklerle ilişkilerinin yoğunlaşmasına neden olacak ve sonuç olarak; bu yeni coğrafyada, Akdeniz hinterlandında, büyük imparatorluğa gidişin yolu açılacaktır.
İmparatorluğun önce batıya doğru genişlediği biliniyor, doğuya açılımı ise Yavuz Sultan Selim’le olacaktır. Burada meselenin tarihi yönü içinde ön plana çıkan husus; Yavuz’un siyasi stratejik hamlesidir. “Şah İsmail’in Safavi siyasetinin, ‘kabile ve mezhep asabiyesine’ dayanan tehdidine İmparatorluk siyasetiyle cevap verilmiştir. İdris-i Bitlisi ile yapılan ittifak, sadece bugüne kadar uzanan bir siyasi beraberliğin değil, ortak tarih ve ortak kültürün, bir başka ifadeyle kardeşliğin gelişmesinin öyküsüdür.”
Yaklaşık beş yüz yıl sonra İran, bugün bu kardeşliği etnik ayrılıkçılıktan, etnik teröre kadar her türlü yolu denemiş olan PKK/PYD yapısı üzerinden yıkmaya çalışmaktadır. İran’ın muhtelif araçlarla derin ve açık unsurlarıyla, El Muhaberat’la kurduğu ilişkilerle, PKK/PYD vasıtasıyla Suriye ve Irak’ta sürdürdüğü ele geçirme, ‘önce kontrol sonra yayılma stratejisi’, bütünüyle bölge haritalarının yeniden çizilmesi durumunda fiili olarak var olma iddiasının göstergesidir.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol