Almanların tarihle sınavı

  • GİRİŞ03.06.2016 09:48
  • GÜNCELLEME04.06.2016 09:57

Sadece Almanya mı, aslında her gün Batı’nın tarih önünde yeni bir sınavı daha kaybetmesine şahit olunmuyor mu? Irkçılık Batı kültürünün derinlerinde yatan bir hastalık; bu karanlık ve kanlı zihniyet sömürgecilikle bütün başka kıtaların özellikle Afrika’nın damarlarını kesmekle kalmamış, günümüzde başta Ortadoğu olmak üzere hâlâ insanlığı katleden, ülkeleri yağmalanacak, toplumları parçalanacak nesnelere dönüştüren bir anlayış olarak yaşamaya devam etmiyor mu? 

Elbette Alman parlamentosunun verdiği karar tarihi gerçeği değiştirmeyecektir. İmparatorluğun yaşadığı savaş ortamında Rus ordusunun işgal sürecinde Taşnak çetelerinin saldırıları altında, İmparatorluğun başka bölgelerine gönderilmesi, yerleştirilmesi gayesiyle tehcir edilen Osmanlı Ermenilerinin yaşadıkları dramı, o zaman aralarında Ermenilerin de bulunduğu Osmanlı yöneticilerinin anlamadığını kim söyleyebilir? Tarihin kırılma anlarında yaşanan büyük alt-üst oluşlar, savaş ve İmparatorluğun parçalanmasının, yapı içinde yer alan her topluluğa büyük acılar yaşattığı gerçeğini unutmamak gerekir. Tarihe intikam öç alma sahası, dış politika malzemesi üretilecek bir yer olarak bakmak problemli bir durumdur.

Tarihi kullanmak

Tarihte yaşananların şimdi tartışılıyor olmasının, tarihte neler olduğunun merak edilmesiyle ilgili olmadığını, bugünkü politikalarla bağlantılı olduğunu ayrıca vurgulamak gerekmeyebilir; fakat tarihi bugün yaşanan politik tartışmaların bir parçası haline getirmek, doğrudan bir siyasal taleple ilgilidir. Batı sistemi, Türkiye ile ilgili olan her meseleyi böyle ele almak istemektedir ve bu yeni bir durum değildir. Neden? Batı Türkiye’nin bir bölgesel güç olarak Ortadoğu’da etkinlik alanı oluşturmasına asla müsaade etmek istemez.

“Aslında Lozan’dan bu tarafa Batı’yla varılan bütün mutabakatların temelinde, Ortadoğu’yla bütün bağlarını koparıp Batı ittifakının içinde yer alması öngörülen, bağımlılık ilişkileriyle kontrol altında tutulmak istenen Türkiye vardır.” IMF, Dünya Bankası, NATO, Dünya Ticaret Örgütü, AET/AB gibi yapılarla kurulan bütün ilişkilerin çıktığı yer hep aynı kapıdır: Batı kapısında kontrol altında tutulmak.

Türkiye’nin çok yönlü çok boyutlu ilişkiler kurması, eskiden beri çok söylendiği halde yapılamayan, o ünlü ‘yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de orada yerini alır’ sözünün gerçek olabilmesi ancak Batı-bağımlı ilişki tarzının değişerek, yerini alternatif politikaların aldığı bir açılımla mümkün olabilirdi. Bu sebepledir ki Sovyet döneminde, Soğuk Savaş şartları altında dahi Türkiye bu arayışa girmek zorunda kalmıştır.

Batı ve diğerleri

Rahmetli Menderes’in Sovyetlerle temas geliştirme çabası, 27 Mayıs sebebiyle kesintiye uğradıktan sonra aynı siyasal çizgideki Süleyman Demirel’in AP’sinin Sovyet-Türk ekonomik işbirliğini geliştirme konusunda gerçekleştirdiği proje ve yatırımlar bu konuda önemli örneklerdir. Ayrıca bu işbirliğine Batı sisteminin nasıl baktığını, 12 Mart darbesiyle Adalet Partisi’nin bir daha eski gücünü bulacak şekilde toparlanamadığını unutmamak gerekir.

“Demek ki Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerinin sağlıklı bir biçimde devam etmesinin şartı da çok boyutlu bir ilişki ağına sahip olmasını gerektirmektedir. Bu durum dün böyle olduğundan bugün daha fazla böyledir.” Bunu Ortadoğu’da yakın zamanlarda yaşadığımız her olayda açıkça defalarca görmek, tekrar tekrar tecrübe etmek durumunda kaldığımız ortadadır.

Bu sebepledir ki Türkiye Rusya ile İran’la, bölgenin tamamıyla günübirlik sorunların ötesinde daha derin ve stratejik ilişkiler geliştirmek mecburiyetindedir. Kim bize ‘Ortadoğu’dan uzaklaşalım ve Batı’yla ilişkilerimizi sıkı tutalım’ diyorsa bilinsin ki bu anlayış Batı’yla ilişkilerin de sağlıklı bir zeminde devam etmesini engelleyen, eski Batı-bağımlı ilişkilerin özlemini taşıyan bir yaklaşımdır. Türkiye bölgesinde yalnızlaştırılarak etkisizleştirilirse, başta ABD olmak üzere Batı’nın bütün ülkeleri ve kurumları bu coğrafyayı daha fazla parçalayarak daha fazla kontrol etme çabasına girecektir.

Yorumlar1

  • Ahmet TUNA 9 yıl önce Şikayet Et
    Bütünüyle katılıyorum, gerçeğin ta kendisi diyorum. Bu yazısından dolayı Vedat Bilgin'i tebrik ediyorum. Başarılar diliyorum.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat