567: Tarih boşuna değişmez!

  • GİRİŞ01.06.2020 11:22
  • GÜNCELLEME01.06.2020 15:22

Dile kolay 567 yıllık bir olaydan, bir tarihten bahsediyoruz. İstanbul’un Fethini bir Bayram olarak kutlamak bu milletin hakkıdır ve bu sene kutlamalarda, tam da bu bayram coşkusu yaşanmıştır. Ayasofya, büyük mabet, Fethin Sembolü bu Camide, Fetih Suresinin okunması aslında çok şeyi ifade etmektedir.

 

 

Fatih sultan Mehmet Han, İstanbul’u aldıktan sonra burada var olan bütün dinlere ve inançlara tam bir özgüvenle, özgürce var olma hukukunu tanımıştır. Sadece ibadet yerlerini korumamış onların cemaatlerinin özgürlüğünü ve haklarını da teminat altına almıştır. Bir anlamıyla İstanbul’un fethi bu şehirde o güne kadar baskı altında yaşayan farklı din ve mezheplere inanan insanların özgürleşmesi anlamını taşımaktadır. Fethi, tarihsel olarak Bizans’ın içine düştüğü sorunların içinden çıkma fırsatı olarak değerlendiren, sosyal tarihçilik açısından bakmak doğru olacaktır.

FETHİN SOSYAL YÖNÜ

 

 

Bilindiği gibi fetihleri değerlendirirken savaşları analiz ederken orduların durumundan, askeri silah teknolojisinden savaş yönetme becerisinden, askeri strateji gibi parametrelerden bakarak değerlendirmek önemli ve çokça yapılan bir şeydir fakat İstanbul’un fethi gibi büyük tarihsel olayların arkasında daha geniş tarihsel bir kadro, daha geniş faktörler analize katılmak durumundadır.

Bizans ve Osmanlı karşılaşması aslında iki medeniyetin, iki toplumsal örgütlenme biçiminin, iki dünya görüşünün ve iki devlet biçiminin karşılaşmasıdır. Aslında Sultan Alpaslan’la Malazgirt’te başlayan süreç İstanbul’la farklı bir aşamaya geçecektir fakat Bizans Anadolu’sunun toplumsal bakımdan içine düştüğü geriliğin o zaman başladığını unutmamak gerekir. Kısaca izah edilmek istenirse, Doğu Roma düzeninin hızla çözülmeye başladığı tarihsel bir dönemden geçildiği bir süreç yaşamaktadır. Bizans’ın askeri komutanlarının, aristokratlarının, dini kurumlarının bu çözülme sürecinde, devlete karşı kendi içlerinde siyasal/idari yeni güç merkezleri kurmak üzere, devlet çiftliklerini parçalayıp, köylüleri serfleştirme, toprak kölesi haline dönüştürme gibi, keyfiliğin ve zorbalığın hüküm sürdüğü, parçalı yapılara yöneldikleri, bir düzensizlik durumu söz konusudur.

FETİH VE ÖZGÜRLÜK

Osmanlı devlet düzeni Bizans karşısında birincisi; keyfiliği değil bir hukuk düzenini temsil etmektedir ve bu hukuk içinde köylü/çiftçilerin statüsü özgür insandır, bu insanın özgürlüğü devlet yöneticisine/hükümdara karşı da geçerlidir. İkincisi, toprakların kullanım hakkı, üzerinde ‘çift hukukuna’ sahip olan işletmeci köylülere aittir. Üçüncüsü, devlet topraklar üzerinde yaşayan çiftçileri korumakla mükelleftir, hukuk dışı hiçbir işlem, angarya uygulanamaz.

Esasen devlet ve toplum arasında sosyal bir dayanışma mekanizması olan vakıf örgütlenmesi, şehir ekonomisini ve topluluklarını ayakta tutarken, devletin murakabesinde olan toprak ilişkileriyle de ileri bir tarım-kent-pazar ilişkisine dayanan bir düzenin kurulmuş olması, Osmanlı fetihlerinin Batı karşısındaki iç dinamiğini oluşturmaktadır. İstanbul’u fetheden Hakan eski düzenin karşısında yeni bir düzeni ve dünya görüşünü taşıyan ‘güzel askerlerin komutanıdır’. Tarih durduk yere değişmez.

Vedat Bilgin / Akşam Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat