Eski günahların gölgeleri

  • GİRİŞ09.01.2009 10:15
  • GÜNCELLEME09.01.2009 10:15

‘Türk Milleti’ne MOZAYİK demek hatádır. Çünki mozayik taşlardan oluşur ve her taşı söküp bir başkasıyla değiştirmek kaabildir. Oysa Türk Milleti bir EBRÛdur! Bir kab suyun üzerine serpip birbirine karıştırdığınız ve sonra bir VARAK üzerine emdirdiğiniz o binbir çeşit rengi bir daha birbirinden ayırmanız imkánsızdır. İlle ayırmak isterseniz VARAKı yırtmanız gerekir.’

7 Hazîran akşamı ‘Árif’in Barı’nda Değerli Büyüğüm Yaşar Kemál’le karşılaşdım. Bu benzetmeyi beğenmediğini, doğrusunun mozayik olduğunu söyledi. Biraz irkilmedim desem yalan olur. Onun özellikle beğeneceğini umuyordum.

Öte yandan bu mozayik benzetmesi ‘Başbuğ’ Türkeş’in de hoşuna gitmemiş olacak ki eleştirisini kısa ve özlü bir cümleyle dile getirdi:

‘Ne mozayiği, ulan!’

Tabii mûmáileyhin îtiraz gerekçesi benimkinden tamámen farklıydı ama yine de bir şeyi ‘beğenmeme’ konusunda anlaşıyorduk.

Sonra benim bu ‘ebrû’ teşbîhim geniş kabûl gördü. Elif Şafak Hemşîremizden Altemur Kılıç Ağabeyimize kadar çok ‘geniş’ bir yelpáze üzerinde pek çok yazarın aynı metaforu, sanki bir gece önce kendi bulmuş edásıyla tedávüle sokması, işbu fakıyrü-l-hakıyri memnûn, mesrûr ve dahî mahzûz eyledi. İşin asıl eğlenceli yanı, her ‘ebrû/mozayik’ muhabbetinde kalabalık bir meslekdaş kitlesinin, derin bir hayretle ve ilk defá duymuşçasına ‘Aman, ne dáhiyáne buluş! Ne enfes bir analiz! Yáni olursa ancak bu kadar olur!’ havalarına girip neredeyse orgazma ulaşmasıydı. Bu da gösteriyor ki ‘Háfıza-i beşer nisyán ile málûldür.’ fehvásı Türkler için geçerli değildir ve ‘Háfıza-i Etrák nisyán ile dahî málûl değildir. Çünki çil mangır misáli hiç kullanılmamışdır. Pırıl pırıl!’ versiyonu hakıykati daha iyi ifáde eder.

Ama herkes kullanmaya başladığına göre demek ki artık ‘mîrî mal’ háline gelmiş. Bu da Türkçe’ye benim armağanım olsun...

Bunları hatırlamaklığımın sebebi, Sayın Öcalan’ın getir-götür işlerine bakan DTP’nin, ‘TRT Şeş’ (TRT 6) karşısındaki tutumudur. Bu kanalın yayına geçmesini küçümsemek, hattá dinleyenleri ‘háin’likle suçlamak, bu bölgesel ve ırkçı parti bakımından bir tür ‘politik turnusol káğıdı’ fonksiyonu icrá etmişdir. Başka bir deyişle DTP’nin ‘üzüm yemek’ değil ‘Bağcı’yı dövmek’ niyetinde olduğunu bir kere daha gözler önüne sermişdir. İnsanın geçinmeye gönlü olmayınca karşı taraf ağzıyla kuş tutsa náfiledir. Mádem tábirler üzerinden gidiyoruz işte bir táne daha: Hanımlar, Beyler, siz çıkarsanıza dilinizin altından o baklayı! ‘Mozayik’den yana mısınız yoksa ‘ebrû’dan yana mı?

Bir sözüm de yurdseverliği kendi tekellerinde sayan fodullara:

‘Resmî dil’ Türkçe oldukdan sonra Kurmançca olsun, Zazaca olsun, Ermenice, Rumca, Keldánî, (Hazret-i ësá’nın dili) Árámî lisanlarında olsun, nece olursa olsun, tv yayınıyla millî birlik bozulmaz, tam tersine, adam yerine konulmuşluk hissi sáyesinde güçlenir. 85 yıl yok saydınız da ne oldu?

Eski günahların gölgeleri uzun olur!

Bakınız, arkadan yetişip yetişip omzunuza dokunu dokunuveriyorlar!

Yağmur Atsız - Star

yagmuratsiz@stargazete.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat