1789 hattı

  • GİRİŞ25.01.2009 07:59
  • GÜNCELLEME25.01.2009 07:59

Bu tábiri ilk defá 1989 Yılı’nda kullandığımı hatırlıyorum. 1789 Büyük Fransız İhtiláli’nin 200. Yıldönümü kutlanıyordu. Biliyorsunuz (Bunları bilmeyeni záten sınıfa almıyorum. Müdür Bey’in de onayı var.) Fransız İhtilál-i Kebîri bir ‘sehpá’ (üçayak) üzerinde durur: ‘Liberté, égalité, fraternité’. II. Meşrûtiyet sıraları (1909) bizde buna ‘hürriyet, müsávát, uhuvvet’ derlerdi, yáni ‘özgürlük, eşitlik, kardeşlik’. Ancak bu ‘sehpá’nın üzerinde bir de ‘tepsi’ vardır ki ‘modern devlet’i mümkin kılan da odur. Bunun adı ‘Kuvvetler/Erkler Ayrılığı İlkesi’dir. Séparation des pouvoirs... Bu olmadı mı, siz istediğiniz kadar özgürlük, eşitlik ve kardeşlikden dem vurun, o lakırdılar palavradır. Çünki ‘kuvvetler’i ayırmadan öbür üçünü gerçekleştirmeniz muhaldir. Eşyánın tabiatına aykırıdır.

Sözkonusu ‘Üç Kuvvet’ ise şunlardır: ‘Yasama’ (législatif), ‘yürütme’ (exécutif) ve ‘yargı’ (justice). Yasama erki parlamentonun, yürütme hükûmetin, yargı ise bütün bir adálet mekanizmasının elindedir. Demokratik hukuk devletlerinde bu üç kuvvet birbirinin işine müdáhale etmez, edemez! Etdiği anda o devlet artık ‘modern devlet’ olma vasfını kaybetmiş demekdir!

Peki, bizdeki durum nedir?

Bizdeki rejimi, şöyle üstünkörü bakdığınız zaman, demokrasiye benzetmeniz ihtimáli mevcuddur. Hakıykaten andıran tarafları yok sayılmaz. Vardır várolmasına da işte öylesine vardır. Zîrá bizim rejimde bir kere ‘Erkler Ayrılığı İlkesi’ işlemez. Yargı’nın Yasama’ya ve Yürütme’ye nasıl hoyratça ve fütursuzca müdáhale etdiği sádece son bir yılın hádisátı hatırlanırsa bile bütün irkilticiliği ve iticiliğiyle ortaya çıkar.

Öte yandan bu alanda Yasama ve Yürütme’nin de sábıkasız olduğunu iddia edemeyiz. Gerisini karıştırmayalım, 1945’den bu yana Cumhûriyet tárihimiz bunun örnekleriyle doludur.

Üstelik bizim ‘nev’i şahsına münhasır’ (sui generis) demokrasimizin bir kamburu daha vardır ki onun adı da ‘Askeriye’dir... Bu köklü müessesemiz, yukarıda sözünü etdiğim mecázî ‘tepsi’nin üzerine kapatılmış bir ‘fánus’ gibi dışarıdan táze hava gelmesini titizlikle engellemede son derece máhirdir.

Ben Şanlı Ordumuzla ‘Aman, máşallah, ne kadar da ustaca darbe-i hükûmet yapıyorlar! E, pes yáni, telgrafháneyle radyo evini amma da hünerle bastılar! Ulan bravo, başbakan asmak olursa ancak bu kadar olur!’ şeklinde iftihár etmek istemiyorum. İstiyorum ki onun savunma ve taaaruzdaki olağanüstü becerisiyle, háriçden gelebilecek her türlü tehlikeye karşı sergilediği olağanüstü caydırıcı etkiyle öğüneyim, göğsüm kabarsın!

İstiyorum ki yurddışında Şanlı Ordu’nun imzásını taşıyan metinler incelenirken bunlar, bozuk bir Türkçe’yle kaleme alınmış evlere şenlik, iç hizmet tálîmatnámesi gibi ‘anayasa’lar değil, askerî literatüre geçecek yepyeni strateji teorileri yáhut NATO’ya yepyeni ufuklar açan global savunma analizleri olsun!

1989’da, Fransız İhtilál-i Kebîri’nin 200. Yıldönümü münásebetiyle yine bunlara benzer fikirler kaleme almış ve ‘Türkiye daha 1789 Hattı’nın berisine bile geçemedi. Hálá o hattın gerisinde.’ sonucuna varmışdım.

Bakınız; 1909, 1989 ve 20 yıl artısıyla 2009...

Hálá aynı çorak bozkırlarda otluyoruz.

Buyrun size şen şakrak, cıvıl cıvıl bir Pazar yazısı...

Mangal başında çıtır çıtır kestáne kızartırken okuyup eğlenirsiniz...

Birazdan bozacı da geçer...

Yorumlar4

  • Abdullah Musaoğlu 16 yıl önce Şikayet Et
    II. Meşrutiyet. 2. meşrutiyetin ilan tarihi islam topraklarının yağmalanmasının, talan edilmesinin, islam ümmetinin katliamlara maruz kalmasının başlangıcıdır. Osmanlı imparatorluğunun parçalanması ve topraklarının gaspedilmesi, kaynaklarının yağmalanması bu tarihten itibaren başlamıştır. Bu uğursuz meşrutiyeti yıllarca bize özgürlük diye yutturdular. Meğer bizim idam fermanımızmış da haberimiz yokmuş. Eğer ilim adamları bu meşrutiyete güzelleme düzenliyorlarsa, bunun takdirini de sizin zekavetize bırakıyorum.
    Cevapla
  • güzin karaman 16 yıl önce Şikayet Et
    yürütme ve yargı. yargısı mason olan ülkeler yürütmeyi hep durdurmuştur.
    Cevapla
  • İshak Torun 16 yıl önce Şikayet Et
    Tepesi Üstünde Duran Devlet Sehpası. Sayın Atsız,kuvvetler ayrılığı ile Fransız ihtilalinin devlete modern sıfatını kazandıran "özgürlük","eşitlik" ve "kadreşlik" metaforları arasında güzel bir ilişki kurmuş.Ancak, yapılan anoloji tam oturmamış gibi.Sayın Atsız'ın tasvirinin aksine sehpanın ayakları kuvvetler ayrılığı,üstü (yani sehpanın kapağı/tepsisi) özgürlük,eşitlik ve kardeşlik.Daha önceden sehpanın ayağı bir idi,sonra üç oluyor.Her ayak diğerine ihtiyaç içinde murakebe halinde olsun diye sehpa/devlet üç ayağa oturtuluyor.
    Cevapla
  • fikretçiçek 16 yıl önce Şikayet Et
    Tebrik. Yazının muhtevası da,Türkçesi de mükemmel.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat