27 Nisan 1909 7 Nisan 2009
- GİRİŞ08.04.2009 08:12
- GÜNCELLEME08.04.2009 08:12
Demek ki 100 seneden tam 20 gün eksik! 27 Nisan 1909 II. Abdülhamîd’in hal’edildiği, yáni tahtdan indirildiği gündür. Bázı Batılı tárihçilerin, bütün diğer kusurlarına rağmen dış politika dehásını teslîm etdikleri ve ‘Son İmparator’ diye adlandırdıkları Hákan-Halîfe; cáhil, zálim ve ahmak bir İttihadcı güruh eliyle iktidardan uzaklaştırılınca Türkiye’nin ‘büyük devlet’ olma vasfı da de facto (ipso facto/fi’len) ortadan kalkmışdı. Bunların torunlarından birkaçı hálen ‘Silivri Yerleşkesi’nde leylî meccánî olarak barınmaktadırlar. 1909’da hálá beşbuçuk milyon kilometrekareden fazla yüzölçümüne sáhib ve ‘Düvel-i Muazzama’dan, Avrupa’nın yedi Büyük Devletinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu’nu bu hunhár zorbalar; Balkan Harbi’ydi, Tarablus-Garb Harbi’ydi, Cihan Harbi’ydi derken dokuz yılda tárih sahnesinden silmişlerdi ve Türkler, eğer Mustafa Kemál Paşa gibi bir başka dáhî işe karışmasaydı bugün belki Hititler misáli Anadolu’nun ölü kavimlerinden biriydiler. Ancak M. Kemál’in, daha sonraki Atatürk’ün, tam uzatmaların da son dakıykası oynanırken Türkiye’yi bir ‘millî devlet’ olarak tekrar şekillendirmesi, yáni ‘maç’ı bir tür beráberlikle sonuçlandırması, bu ülkenin yine ‘büyük devlet’ statüsüne kavuşmasına yetmemişdi.
İşte Türkiye bu statüye 100 yıl sonra 7 Nisan 2009’da yeniden kavuşdu. Gerçi alámetleri birkaç senedir belli oluyordu ama bence işin ‘resmiyet’ kazanması bu gün gerçekleştirmişdir. Başkan Barack H. Obama’nın 6/7 Nisan tárihli Ankara ve Istanbul ziyáreti işte bu resmiyetin te’yîdidir.
Fakat şurası aslá unutulmamalı ki Türkiye’nin bu pozisyonu tekrar elde etmesinde, gerçi Erdoğan Hükûmeti’nin (yine yalakalığımız ortaya çıkdı!) akıllıca dış politikasının rolü elbet son derece önemlidir ama Türkiye’nin eşsiz ‘özgür ağırlığı’, yáni üç kıt’anın kavşağındaki inanılmaz derecede stratejik mevzii de yabana atılamaz. Bu bakımdan bizleri 950 yıl önce Horasan sahrálarından getirip buraya yerleştiren Selçuklu atalarımıza da yatıp kalkıp duá etsek yeridir. Dînî îtikadleri zayıf olanlar şerefe kadeh de kaldırabilirler. Niyet önemli.
Eğer Türkiye bundan böyle kendini ne oldum deliliğine kaptırmaz, Ermenistan’la tárihî ve ‘elzem’ bir uzlaşmaya giderken Karabağ Sorunu’nda ipin ucunu kaçırıp Ázerbaycan’ı incitmez ise bu yeni büyük devlet rolünü olağanüstü başarıyla oynayabilir.
Anlayabildiğim kadarıyla Başkan Obama’nın bahsetdiği ‘model partönerlik’ kavramı, islámî ülkelere karşı bir model oluşturmayı ifáde ediyor. Çoğulcu demokrat, şeffaf, NATO ve AB’ye üye, yáni Batı/Hıristiyan Álemi’yle barışık, müreffeh, ama halkı islámî gelenekden süzülme bir hukuk devleti.
Soğuk Savaş yıllarında bu ‘model’ Moskova uydusu devletlere karşı Batı Almanya’da uygulanmışdı. O zamanki ‘vitrin’ Batı Almanya’ydı. Şimdi anlaşılan sıra bizde.
Bu vesîleyle bir noktaya daha değinmeden edemeyeceğim:
Herkes Türkiye’den bir ‘köprü’ olarak sözediyor.
Belki öyledir ama iki ucunda birer ‘turnike’ olan bir köprü!
Yağmur Atsız - Star
yagmuratsiz@stargazete.com
Yorumlar1