Dijital esaret ve millî eğitimin sorumluluğu

  • GİRİŞ03.09.2020 12:07
  • GÜNCELLEME03.09.2020 12:07

Bacon’un bir sözü var: “Gömlek yanlış düğmelenmeye başladı mı, bütün ilikler yanlış gider.” Eğitim meselesini her dile getirdiğimizde hep bu söz hatırıma gelir. Baştan insan fıtratını kaale almadan bir yapılanmaya giderseniz çözüme ulaşamazsınız. Siz gençlerimize helal-haram, meşru-gayri meşru, günah-sevap ölçüsünü vermezseniz onları neye göre hareket edeceğini bilmeyen, freni tutmayan araba gibi oraya buraya çarpan bir duruma getirirsiniz. 

Dijital ekranında çiçekler açmış bir tablete bakıyor şimdi çocuklar. Hayır, bakmıyor, dokunuyorlar. Ellerinde dünyayı taşıdıkları bir oyuncak ve bir parmak oynatışıyla değişiyor her şey. Onlar, ‘bakma’nın ve ‘dokunma’nın çocukları. Bugün akıllı tahtaların, tabletlerin, cep telefonlarının, müzikçalar aletlerin ekranlarına dokunarak hemen her şeye ışık hızıyla ulaşabilen çocukların bir ‘hız delisi’ olduklarından/olacaklarından şüphe yok. Tabletler, bir bakıma öğretmen çağının bittiğinin ilanıdır ya da artık iyi öğretmen yetiştiremediğimizin itirafı. İyi öğretmen, bakmayı öğretir hale geldi/getirildi. Okullarımızda teknik donanım mükemmel fakat ‘insan’ ve ruh yok. Çocukları, gençleri iyi bir örnek insana temas etmeden hayata nasıl hazırlayacağız, hangi teknoloji harikasıyla? Çocukların her şeyi oluyor, olacak fakat hayalleri eksik! Bizimse hiçbir şeyimiz yoktu belki ama gayemiz, idealimiz ümit ve heyecanını taşıdığımız hayallerimiz vardı. 

Eğitim; bir nevi kendi ruh köklerinden gelen kültür mirasının gelecek nesillere intikalini sağlayan süreç değil mi? Eğitim; toplumdaki sosyal veraseti (medeniyet, ahlak vs.) iletmesi gereken bir vasıta değil mi? 

Siz Shakespeare’i okumamış bir İngiliz, Konfüçyüs’ü okumamış bir Çinli, Dostoyevski’yi okumamış bir Rus, V. Hugo’yu okumamış bir Fransız, İncil okumamış bir Hıristiyan, Tevrat okumamış bir Yahudi düşünebiliyor musunuz? Kendi ecdadının mezar taşından, girdiği-çıktığı fakültenin kapısındaki tuğra ve yazıdan habersiz, on-on beş yıl önce yazılmış bir makaleyi anlamakta zorluk çeken, kendi kültür kodlarını, kavramlarını dahi bilmeyen bu nesil nerenin eğitim kurumlarından mezun? 

İnanan, düşünen, hisseden, kalb-i selim, akl-ı selim, zevk-i selim sahibi, şuurlu, bilgili, dengeli, insan olmak hedefi nerede? Kendi değerlerini verme, kendi kavramlarını bilme, düşünme, aidiyetini unutmama, dinimizi (Kur’an-ı Kerim’i, Peygamberimizi) hayatın dışında göstermeme, vicdanlara hapsetmeme düşüncelerine sahip miyiz? Biraz felsefi söylersek paganizm, nihilizm, oportünizm, seküler, İslâm-dışı, fıtratı hiçe sayan, fıtratı metamorfoza uğratan büyük ontolojik, kültürel ve sosyal yıkımlara yol açacak bir eğitim sisteminin çarkında dönüyor yavrularımız. Bunların farkında mıyız? 

Son iki asırdır İslâm’a bile hep Batılı kavramlarla ve bakış açılarıyla baktık. Eğitimimiz, hem fiilen hem de zihnen işgal altında. Başında ‘millî’ kelimesi olsa da. Millet-ümmet-devlet kelimelerini ve ifade ettiği manayı, hilal-haç mücadelesini bilmiyorlar. Tarih öğretimimiz ya ifrat ya tefritle malul. Din/dil/tarih şuurunun (bilinç mi demeliydim?) bu mahalde yeri bile yoktur. Son yaşadığımız virüs salgınında çok kullanılan ‘Tedbir-takdir-tevekkül’ den de habersizdir. Düşünme melekeleri âdeta dumura uğramıştır. 

Batılı eğitim sistemi, niteliğe değil, niceliğe; anlayabilmeye değil, yalnızca bilmeye dayalı; insanın ruhunu önce yok sayan, sonra da yok eden; varlığa ve hakikate ontolojik saldırı üreten şiddet yüklü bir eğitim sistemidir. Bu eğitim sistemi, anlamsız bilgi yığınlarının çöplüklerin oluşmasına yol açar. İslâm’ı protestanlaştıran, dinimizi hayattan koparan bu eğitim sistemidir. (son yaşadıklarımız da bunun ispatı.) 

Bu veri ve enformasyon yığınlarıyla anlam’a, vicdana, erdeme, hikmete değil; anlamsızlığa, vicdansızlığa, erdemsizliğe, en hafif ifadeyle, birbiriyle irtibatsız verilere ve bilgi kırıntılarına ya da kaosuna ulaşılabilir ancak. 

Bugün tedbirini almazsak, torunlarımızı gelecekte dijital köleye dönüştürecek bu ışıltılı-pırıltılı âletler. Durum bu kadar vahim. Eğer ahlak, hak ve hakikat, bilgi ve insan değersizleşmişse, ‘Nihilitik Çağ’ (hiçlik/değersizlik) başlamış demektir. Değersizlik fikri, bulaşıcı bir hastalık gibi yaygınlaşır. En dramatiği insanın değersizleşmesidir. 

Kendine bile yabancılaşır. Bu sebepledir ki şefkat, merhamet, acıma, sevgi, saygı gibi duyguları yavaş yavaş ölür. Dijital intihar/Dijital yalnızlık… 

Siz gençlerimize sorumluluk duygusu vermezseniz ona hiçbir iş yaptıramazsınız. Siz gençlerimize verdiğiniz eğitimde sadece okul bitirip diploma almayı öncelerseniz onları asalak olarak yaşamaktan kurtaramazsınız. Siz gençlerimize şefkat-merhamet-sevgi-saygı gibi manevî duyguları aşılamazsanız büyüklerine hürmeti, küçüklerine sevgiyi veremezsiniz. Siz gençlerimizi tamamen rasyonalist ve pozitivist bir eğitim tezgahına yerleştirirseniz o tezgahtan çıkan mamul anlayışı; annesinin sütünü pastörize sütten, akıtılan terin veya dökülen gözyaşını ‘tuzlu su’dan ibaret görecek, şehit kanını da alyuvar ve akyuvarlardan ibaret bir sıvı kabul edecektir. Razı mısınız buna? Ayrıca misyonerlerin kıskacına alınmaya çalışılan, Hıristiyan olmaları için maddi-mânevi her türlü imkanı hazırlayanların faaliyetleri düşünülürse gençlerimizi ne kadar ihmal ettiğimiz daha iyi anlaşılır. Bugün aile ortamında da din eğitimi yoktur. Okullardaki Din Dersi kitapları da Müslümanları bu kabil saldırgan bir Hıristiyanlık propagandasına karşı uyanık ve temyiz sâhibi kılacak nitelikte değildir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu meseleye ciddiyetle eğilmesi şarttır. Müslümanlık nedir öğretilmemiş. İslâmî bir bilincin kırıntısına sahip değil. Ne okulda, ne evde, ne basın yayında, ne sokakta. Dinin pratiğinden/uygulamasından zaten mahrum. Bu durumda bırakılan genç ne yapsın? Mevcut durumdan memnun olmayanlar? Var mısınız aileden eğitim sistemimize, medyamızdan, teknolojinin oyuncakları olan bilgisayar ve internet ağına kadar buram buram maneviyat, buram buram millî ve manevî değerlerle kurulan mazi-hal-istikbal köprülerine? Siz gençlerimize din-dil-tarih şuuru vermezseniz tarihinden utanan, üç-beş yüz kelimeyle zorla konuşan kekeme, iç güdüsüyle hareket eden, şekli-şemaili bozuk, tanınmaz bir genç güruh elde edersiniz. Eserinizle övünebilirsiniz! 

YENİ AKİT GAZETESİ

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat