Siyaset ve yozlaşma, muhalefete de siyasi ders

  • GİRİŞ03.09.2021 11:14
  • GÜNCELLEME03.09.2021 11:57

Şimdi yozlaşmaya karşı tedbir alma zamanı. Bütün maddi-manevi imkanların bu milletin beklentilerinin emrine verilme zamanı. İdeallerini gerçekleştirme zamanı. Devir; zamana uyan, zamanın mahkûmu olanların değil, zamana hâkim olanların, o zamanda kalıcı hizmetlerle tarihe mal olanların devridir. Önce ülkeyi, ülkenin gerçeklerini ve şartlarını düşünmek lâzım, sonra partiyi. Olabilecek olanlar var. Olması gerekenler var. Oldurulabilecek olanlar var. Bir başka açıdan; şartlar, imkanlar, idealler ve kurallar var. Bütün bunlar bir öncelikler tablosunun belirlenmesini zaruri kılar. Önce ülke ve millet, sonra siyaset, sonra kendi partin, sonra genel başkanlık, en sonra kendi nefsin. Böyle değilse, böyle yapamıyorsan; inandığın değer ölçülerine bağlı kuralları uygulayamazsın. Siyasetteki yozlaşma içinde kaybolup gidersin. Bilhassa muhalefeti ‘her şeye karşı çıkmak’ olarak görüp Batı’nın uşaklığını yapıp kendi kavram ve değerlerinden uzak bir siyasi yapı iflah olmaz. Yalanın, dolanın, iftiranın, egoizmin normalleştiği, alıştırıldığı, edep ve hâyânın kalmadığı/kaldırıldığı bir dönemdeyiz. Bilhassa hırs ve ihtirasın hâkim olduğu ‘muhalefet’ bu milletin temsilciliğini yapmakla mesul ve mükellef olan siyasilerin içler acısı durumunu ortaya koymaktadır. Bunlar Milletvekilliğini ‘statüko bekçiliği’ olarak görüyorlar.

Bu milleti temsil diye bir dertleri var mı? Vekaletini üzerine aldıkları bu milletin hangi değerini üzerinde taşıyorlar? Hangi özellikleri, hangi hizmetleriyle temayüz etmişler? Oyunları bozuluyor. Masa başı ‘toplum mühendisliği’ bitiyor. Hile ve tuzaklar parçalanıyor. “Ve mekerû ve mekerallah vallahü hayrul makiriyn” âyeti tecelli ediyor. 

‘Para önemlidir, para kazandıran meslek önemlidir, paralı yaşamak önemlidir.’ Anlayışının merkeze oturtulmasıyla, yozlaşma başladı. Yozlaşmanın asıl sebebi budur. Bunun yansımaları, toplumun her yerinde muhtelif biçimlerde görülmektedir. Kaba kuvvet (şiddet) eğilimlerinin yaygınlaşması da bununla ilgilidir. Mafyaya, derin yapılara karşı olmak yetmez; temeldeki yozlaşma illetini görmek gerekir. Bakıyorum da mafyalaşmaya karşı olanların bir kısmı yozlaşmaya karşı değil. Hatta yozlaşmanın önünü çekiyor. Bu durum nasıl izah edilir? Bugünkü haliyle ‘mafyalaşma’, yozlaşmanın bir ara ürünüdür. Bu yozlaşmanın sonucunda, şeklen siyaset var olacak, ancak yön verici asliyetiyle var olmayacak! En önde ‘para’ sonra ona ayarlı münasebetler. Derin yapılar ve yapılanmalar kaba tezahürlerinden arınacak ve süslenip püslenerek legalite içinde yer alacak! Siyaseti, seçilmişler değil, zirvedeki dev firmalar belirleyecek. Adı konulmamış bir dokunulmazlığı, onlar kullanacak. Gerçek düşünce susacak, Batıcı bakışı düşünce diye, siyaset diye yutturulacak. Araçlar amaç (gaye); amaçlar araç (vasıta) olacak.  Daha uzun uzun tasvir edilebilir. Fakat bunun bir adı var; Batıcı ülkeler için hazırlanmış Yeni Dünya Düzeni! Küreselleşme, Değersizleştirme, Yozlaştırma, Entegrasyon. Fikrin ve düşüncenin yok edilmesi! (Millî değer, manevî değer, medeniyet, ahlâkî yapının kaldırılması) Bütün bunlara hayat hakkı yok! Sebep: Empoze edilen hayat tarzlarına mani oldukları için. Milleti millet yapan değerler, kaale alınmamalı, yok sayılmalı. Yapılan bu.

Terör örgütlerine fiilen savaş açan yegâne devlet Türkiye’dir. Batı’nın zımnen aldığı karar da Türkiye’nin lider devlet olmasına mani olmak! Tek hak din İslâm’ı hayata sokmamak için ne gerekiyorsa yapmak. İslam ve şeriat adına bütün dünyada üreteceği bolca korkunç görüntülerle yeni İslamofobik savaşlara meşru bir atmosfer oluşturma. Protestanlaşma gibi yapma. Hayata müdahale eden bir din rahatsız ediyor. ‘Vahyin Kutsalı’ yerine kendi kutsalını tercih eden bir yapı ile karşı karşıyayız bugün. Yozlaşmaya engel bu tek dini de tehlikeli göstermek için terör örgütlerini dinî kisveye büründürerek korkutma, fundamantalizmle aynı gösterme! Muhalefetteki siyasilerimizin de aynı düşünür hale gelmesi. Siyasetteki yansıması da gördüğümüz manzara! Doküman ve delil aramaya gerek yok! En tuhafı en ciddi siyasetçiler de durumun farkında değil. Dillere pelesenk edilen sloganları ve fantezileri daha iyi çiğneyip daha güzel şaklatma yarışı! Milletin değerlerinden de mahrumlar. Bu mahrumiyet, acımasızlığı da, fikirsizliği de tabii sonuçlar halinde doğuruyor. Yaşanan sıkıntılar, kilitlenmeler, buhran üretmeler hep bu durumdan beslenenlerin, milletten uzak yaşayanların hastalıkları, ârızaları. Bu arızalar da yozlaşmanın eseri. Dokunulmazlığı vardır, tayinle gelmemiştir, onu millet seçmiştir. Kimsenin emrinde değildir. Toplum hayatının her kesitinde milletvekili sıfatıyla kendini güçlü hisseder. Gücünü de lobilerden, şer odaklarından değil; milletinden ve ona bağlı değerlerden alır. ‘Gönül bağı’ kurulmuştur milletiyle. Derin yapı, karanlık güçler, bürokratik engeller, para ve zor unsurlarının ‘egemen’leri dokunamaz ona. O yürür ve oyunları bozar. Vatandaşın güveni ve inancı büyük bir ferahlama meydana getirir. Başı eğik, yüreği ürkek olan vatandaşa öz güven geldi. Bu durum kendi değerlerinden, kutsallarından beslenemeyenleri rahatsız etti. Yozlaşma ortamı bunların gıdasını temin ediyor. Devlet, millet düşmanlarıyla beraber (ortak) hareket edince; çarpıtıyor, yamultuyor, istismar ediyor, öfkelerini nefretlerini tatmine çalışıyor. Sevgisizlik saygısızlık üzerinden akıyor. Hak ve hakikat sevgisi ve saygısı yoksa bunlar olur. Milletimizin çok önemli bir hasleti: Samimiyeti, fedakârlığı, fazileti mükâfatlandırması. Sanıyorlar ki, böyle değildir ve siyasette ‘kurnazlık, bencillik’ geçerlidir. Siyaset düşüncesini çürüten yanılgılar buradan kaynaklanıyor. Bu anlayışın sandıktaki karşılığı ‘kilitlenme’dir. Halbuki doğru olan, aynı zamanda kolay olandır. Samimiyet; kolaydır, milletin anlayışına sığınmak kolaydır, içi-dışı bir olmak kolaydır. ‘Kolaycılık’ bunun tersi olduğu için zordur. Bunun için de düşünmek, kafa yormak gerekir. Sevgi ve fikir arasında güçlü bir ilişki var. Sevmeyen düşünemez, düşünemeyen sevemez. Milletten uzak olanlar düşünemiyor, milletvekili olsa da. Çünkü milletin özünden alacağı ışığı alamıyorlar. Görmek için nasıl ışık lazımsa, düşünmek için de samimiyet (hasbilik) lazım. Samimiyet de düşüncenin ışığıdır, siyasetçiye en fazla lazım olan da budur. 

Yaşar Değirmenci / Yeni Akit Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat