Şehitlerimizin Mesajları

  • GİRİŞ11.02.2022 11:27
  • GÜNCELLEME11.02.2022 11:27

Yakın tarihimizde şehadetleriyle Müslümanlara mücadele azmi aşılayan mübarek şehidlerimizi rahmetle anıyoruz.

Güncel/tarihe damgasını vuran birçok İslâmî şahsiyet şubat ayında şehid oldu. İskilipli Atıf Hoca, Hasan El-Benna, Malcolm X başta olmak üzere birçok mazlum Müslüman, zulüm, baskı ve dayatmalara boyun eğmedikleri için zalimlerin hedefi olmuş ve bu ayda şehit edilmişlerdir. Şehitler tarih boyunca unutulmadı ve unutulmayacaklardır. Özellikle şubat ayında tarihe damgasını vuran birçok İslami hareket önderi şehit olmuştur. Günümüzdeki İslami hareketler onlardan ilham alarak mücadelelerine devam etmektedirler.

Gerek ülkemizde gerekse diğer devletlerde jakoben yapıya teslim olmayan her İslâm büyüğünün, dâvâ adamlarının, Allah dostlarının vefatları, ölüm yıldönümleri hep ‘hatırlama/hatırlatma” vesilesi yapılıyor. İncelemeyen, sağlam kaynaklara müracaat etmeyenler; yalanların, iftiraların, gerçek tarih yerine ‘yalan söyleyen tarih’ kaynakları içinde kalanlar da yanlış bilgileri temizleyemiyorlar. Asılan, idam edilen, öldürülen âlimlerin, mürşitlerin bıraktıkları ‘hizmet, cihat, ilim-irfan-hikmet’ miraslarına sahip çıkılıp yaşanmalı/yaşatılmalı. Bu günler; yas ve matem günleri değil, ders alıp ibretle olayları değerlendirip onlardan kalan ‘hizmet ve cihat ruhu’na sahip çıkılan günler olmalı. Bilhassa yakın tarih iyi bilinip tarih şuuru verilmelidir. Kaliteli, seviyeli, hak ve hakikatin yerleşmesine vesile olacak çalışmalar yapılıp kendi tarihimizi öğrenmeli, öğretmeliyiz. Yakın tarih bilinmeden tarihi kavrayamayız. Şubat ayı; tarih şuurunun tazelenmesine vesile olan aydır. İskilipli Atıf Hoca bilinmeli. Mahkeme suçsuz buldu ve serbest bıraktı. 

Tarihe damgasını vuran birçok İslâmî şahsiyet şubat ayında şehit oldu. Şapka hakkındaki kitabını yazdıktan 1,5 yıl sonra şapka devrimine muhalefet etmek suçundan tutuklanır. İskilipli Atıf Hoca 4 Şubat 1926 Perşembe günü sabaha karşı eski meclis binasının yakınındaki çarşıda asılarak şehit edilir. Yapılan zulmü, katliamı hiçbir ülkede görülmeyen ‘suçsuz idamlar’ örtülmek için ‘vatana ihanet’ kamuflesine sığınılır. 

Bir başka şehit de Hasan el Benna. Hayatını, vefatını okursunuz. Bugüne mesaj olan ilke ve tavsiyelerine kısmen temas edeyim. Hasan el Benna’nın, İslâm’ın asli unsurlarını ortaya koyma çabasında şu üç ilkeyi esas aldığı görülür:

1) İslâm’ın bağlayıcı kaynağının Kur’an ve sahih hadisler olduğunu belirtmek ve dolayısıyla İslâm’a tarih içinde sokulmuş yanlış yorum, bidat ve hurafelere karşı Müslümanları bilinçlendirmek.

2) Böyle bir saflaştırma fikrini gerçek İslâm’ın modern hayatın ihtiyaçlarına cevap verebileceği fikriyle birleştirmek.

3) Bunun mümkün olduğunu göstermek için de toplumun her seviyesinde ve tam bir dayanışma ruhu içerisinde İslâmî esasları hayata geçirecek şekilde teşkilatlandırmak.

Bu üç boyut, onun fikri serüveninde daima çeşitli sorgulamaları gündeme getirmiş, bu muhasebe ve murakabenin yöneldiği konuların başında da şu maddeler onu ziyadesiyle meşgul etmiştir.

1) Halk arasında yaygın şekilde mevcut olan cincilik, büyücülük ve falcılık gibi hurafeler,

2) Dinin esası, özü değil de olağanüstülüklere meyil,

3) Mısır toplumunun manevi yapısını derinden etkilemiş olan tasavvuf ve tarikatların, itidal ve istikametten uzak ifrat ve tefrit hali içinde olmaları,

4) Yaygın ve sakat ilim anlayışları,

5) Batılılaşmış zümreyi etkileyen modern ideolojiler.

Hasan El-Benna, tasavvuf konusunda orta yol takip etmiştir. Ona göre veli ve salih kişileri anmak, onların güzel amellerini anlatmak, insanı Allah’a yaklaştırır. İslâm’ın esaslarına uygun olmak şartıyla evliyanın gösterdiği kerametler haktır ve dince sabittir. Ancak şuna kesin olarak inanmak zorunluluğu vardır ki; veliler ilahi yetkilere sahip değildirler. Ve kimseye yardım edemezler, fayda sağlayamaz ve zarar veremezler. Bu güç sadece Allah’a aittir. Kabir ziyareti meşru ve sünnettir. Ancak, ‘Kabirleri tapınak haline getirmeyiniz’ hadisiyle de lüzumlu ikazını yapar. Onun ruhaniyetinden olayların akışına müdahale etmesini istemek ve bu gibi maksatlarla kabri tazim edici uygulamalarda bulunmanın bidat olduğunu hatırlatır.

Batı’nın manevi yapısı çökmüştür. Çünkü bu medeniyet dini terk etmiştir ve başlıca özellikleri de şehvet düşküncülüğü, menfaat ve faizciliktir. Bu materyalist hayat tarzı, Batılılarca sömürge altında bulundurdukları İslâm ülkelerine de aşılanmaya çalışılmaktadır. Batı; doğu ülkelerini önce borçlandırmakta, sonra da kendine bağımlı kılarak sömürmektedir. Bu ülkelerde Avrupai eğitim veren okullar açarak lehine çalışacak yönetici bir seçkin zümre yetiştirmekte, basın-yayın ve eğlence araçlarıyla da kitleleri istediği şekilde yönlendirmektedir. Ona göre, Türkiye ve Mısır bu tesire en çok maruz kalan İslâm ülkeleridir. Hasan El-Benna bu tespitlerinin ışığında girişilecek ıslahatçı gayretler için işe fertten başlanması inancındadır. Ferdin hem ilmi ve kültürel yönden, hem de vücut sağlığı açısından gelişmesi temin edilmelidir. Bu özelliklere sahip kişilerin kuracakları aile ise İslâm ahlâk esasları üzerinde kurulmalıdır. Toplumun asıl unsurunu teşkil eden aile, sağlam esaslar üzerine oturunca sağlıklı bir toplum için en önemli adım atılmış olacaktır. Toplumu irşat çabası yoğun bir şekilde sürdürülmeli ve İslâm toprakları her türlü emperyalist etkiden arındırılmalıdır. Bu hedefleri gerçekleştirici siyasi değişikliklerle birlikte İslâm ümmetinin birliğini temin edici tedbirlerin de alınması gerekmektedir.

Hasan El-Benna’nın siyasi görüşleri geniş ölçüde, İslâm ümmetinin içine düştüğü yozlaşmanın tahliline dayanmaktadır. Ona göre bu yozlaşmanın başlıca sebepleri:

Müslümanlar arasındaki çıkar çatışmaları, siyasi tefrika, mezhep kavgaları, yöneticilerin ihmal ve gafleti, ilim adamlarının faydasız tartışmalarla vakit geçirip uygulamalı disiplinlere yönelmemeleri ve dolayısıyla ilim ve teknik bakımından geri kalma, Arapların İslâm tarihi sahnesinde pasif hale düşmeleri ve modern zamanlarda Müslümanların, Avrupalıların hayat tarzını taklide yönelmeleridir. Hasan El-Benna, bu tarihi ve fiili sebeplerden kaynaklanan kötü durumun aşılabilmesi için öncelikle hilafetin yeniden tesisi yoluyla İslâm birliğinin sağlanması, İslâmî değerlerin hayata geçirilmesine yönelik bir devletin kurulması ve böylece bütün İslâm dünyasının her türlü yabancı hâkimiyetinden kurtarılması hedeflerini öngörmüştür. (Devam edeceğim İnşallah)

Yeni Akit Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat