Kavramlar

  • GİRİŞ15.08.2008 06:15
  • GÜNCELLEME15.08.2008 06:15

Bunlar ve benzerleri aylarca gündemimizi işgal etti.

Çünkü bir kapatma davası vardı ve tartışmalar davanın gerekçeleri değil, çok haklı olarak, bizzat kendisiydi.

Bu tartışma sonunda, 30 Temmuz Çarşamba günü akşam saatlerinde büyük oranda sona erdi.
Ardından başka bir tartışma başladı.

Bu yeni tartışmanın kelimeleri ise uyuşma, uzlaşma, konsensüs, uzlaşım, mutabakat, uygunluk, uyum, tasfiye, arıtım, temizleme gibi kavramlarla dolu.

Bu, kimisi Türkçe, kimisi Arapça, kimisi Fransızca kavramlara gizli, açık, mahcup atıflar yapılan bir dönemin içindeyiz.
Dava, dava sonucu ve yaşanan pratik gerçekleri kıyaslamak her zihni faaliyetin kaçınılmaz sonucudur.

Kullanılan kavramlara bakınca ise, sözlüklerin sandığımızdan daha fazla işe yaradığını görüyoruz. Çünkü, TDK, tasfiye sözcüğüne 4 ayrı anlam yüklendiğini belirtiyor.

Birincisi, arıtma, ayıklama, temizleme.

İkincisi, özleştirme.

Üçüncüsü bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması ve benzeri sebepler üzerine hesapların kesilmesi; alacaklılara ortada kalan mal ve paradan paylarına düşen miktarın verilmesi; likidasyon anlamı…

Sonuncusu ise türlü nedenlerle birçok kimsenin görevine son verme. Bu son anlam aslında mecaz olarak kullanılıyor.
 
***
 
Yaşadığımız günlerin, bir tasfiye ile sonuçlanması gerektiği artık kaçınılmaz bir gerçek.

Sorun, bu tasfiyenin nasıl ve hangi anlamlarla yapılacağı…
Temizleme, arıtma mı? Bu belli ki herkes için en ideal amaç ve son.

Yoksa tıpkı ticaret kuruluşlarında olduğu gibi kuruluşun batması, kapanması sonrasında ortaklara, kalan malların hisselerine göre paylarının verilmesi mi?

Yoksa yoksa mecaz olarak kullanılan anlamda mı tasfiye olacak; yani, “türlü nedenlerle birçok kimsenin görevine son verme…”

Ergenekon ve benzeri bütün yapıların tasfiyesi yukarıdaki anlamların hangisi yüklenirse yüklensin hayırlı bir sona ulaşacaktır.

Ancak, bütün bunlar hastalıkların ortaya çıkmasından sonraki tedavilere benzemektedir.

Her sağlık çalışanı bilir ki, aslolan hastalığı tedavi değil; koruyucu hekimliktir; hastalığı ortaya çıkaran koşulları yok etmektir.

Hastalığı tedavi edebilirsiniz ama ortamı temizlemezseniz hastalıklar yeniden neşet edecektir.

Hele ki, Ergenekon gibi çok eski ve kılcal damarla kadar sızmış bir organizmanın hiçbir antibiyotikle, penisilinle temizlenmeyeceği kesindir.

Bir şekilde Ergenekon’la zayıf da olsa, tesadüf de olsa, bazen görev icabı da olsa temas etmiş insanların sayısı belki onbinleri bulur. Bu onbinler her kurumda, her partide, her örgütte, cemiyette de bulunmaktadır üstelik. Bütün bunları cezalandırmaksa fiilen mümkün değil. Bu yüzden, temel aktörleri cezalandırdıktan sonra işin hukuki bölümü ister istemez bitecektir. Geriye kalanların yeniden bir irtibata geçmelerinin önünü kesecek ve hayatı her anlamda normale çevirecek olan ise kesinlikle ortamın düzenlenmesi, temiz bir havanın sağlanmasıdır.

Bu temiz hava, bu ortam düzenlemesinin yolu ise tartışılmaz olarak kurumların yerlerini ve kişilerin görev ve sorumluluklarını net, şeffaf biçimde belirleyen kuralların konulmasıdır.

Buna da, sözlükler geniş anlamda Anayasa diyorlar.

Yeni ve şeffaf ve net ve demokratik bir Anayasa yapılmadıkça, adı Ergenekon veya başka bir şey, hiç fark etmez, hiç umulmadık yerlerden yeniden üreyecektir.

AK Parti’nin önündeki acil konu hızla bu işi başarmaktır.

Karşılarına çıkarılan onca meselenin arka planında ise, işte bu Anayasa’yı yaptırmak istemeyenlerin fikri ve zikri bulunduğundan hiç şüphem yok.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ - taskinkoc@gmail.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat