Buyurun Cenaze Namazına…

  • GİRİŞ30.08.2010 12:03
  • GÜNCELLEME30.08.2010 12:03

Niyetlerin eyleme dönüştürüldüğü fırsatların başında gelir cenaze törenleri… Yada karşılıklı niyetlerin fark edildiği fakat ilk sıcak temasın sağlandığı ortamlardır Cenaze Namazları!…
 
Şehirsel ve popüler versiyonu:
 
Kara giysili, kalın kara gözlüklü şık bay ve bayanların doldurduğu cami avlusu niyetlerini eyleme dönüştürecek insanların en gözde mekanlarındandır.…  Bu insanlar uzaktan -yakından akraba,  eş-dost oldukları için aralarında bir tanışıklık söz konusudur. Daha sonra , “ Ay hiç üzülmüşe benzemiyordu” demesinler, dedikodu yapılmasın diye bir “Üzgün durma yarışması” adayı  gibidirler…  Kendini parçalarcasına ağlayan, hatta yerden yere atan, üstelik bayılanlar kuvvetle muhtemel niyetlerini eyleme dönüştürmek isteyen kişilerdir…
 
Daha önce  gözüne kestirdiği şahısla tanışma fırsatı bulamayanlar,o anda birini gözüne kestirmiş olanların yaptıkları ortak hareket ve davranışlar aynıdır. Önce çok üzülmek ( üzülmüş gibi görünmek), ardından başın konacağı omzun sahibine yanaşmak ve harekete geçmek olarak üç aşamalı bir eylem planıdır. Tabutta yatan mevtaya çok üzülen ve niyeti malum şahıs, ani bir hareket ve feryatla (!) başını eylemdaşının omzuna atar atmaz, duyulmayan iç çığlığı, “ Oh be!” değilse bende Çinliyim…
 
Üç aşaması tamamlanan eylem planı, musalla taşında yatan bir mevta olduğundan fazla ileri gitmez.. Fakat omzuna baş koyduran şahsın elleri armut toplamak istese de omzundaki başın sırtını hafif hafif, yukardan bel hizasına kadar okşamaktadır… Aksi takdirde  ne teselli etme sahnesi  tamamlanacak  nede teselli edilen teselli edildiğini anlayacaktır!... ( zaten edeninde canına minnet durumları) Böylece ilk sıcak  temas sağlandığından cenazenin duygu dünyasındaki gündemi birden çok gerilere düşer… O ana kadar rahmet okunan mevtaya  içten içe duanın şeklide değişir: Allah ondan razı olsun ( İyi ki öldün )
 
İstanbul’un meşhur camilerinin birinde yıllar önce  yukarıda anlattığım sahnenin  çeşitli kişiler tarafından cenaze namazı öncesi ve sonrası sık sık tekrar edilmesi dikkatimi çekmişti. Sanki gizli bir komut, “ Başlar omzaaaa! Eller sırtaaaa! Okşaaaa!” diyordu..
O ana kadar fark etmediğim, saçı sakalına karışmış, üstü başı perişan, elinde bir şişe olan sarhoş çok manidar bir sesle: “ Bu hanımların çok teselliye ihtiyacı var çokkkkkk!  Öyle sırt sıvazlatmakla başını  omuza koymakla geçecek acı değil. Acının büyüklüğüne baksana sen” dedi ve uzaklaşmıştı… 
“Cenaze ve Ayyaş” şiirinin ilk dizeleri işte o gün düştü kağıda…   
    
Kırsal Kesim ve Köylü versiyonu:
 
Genç denecek yaşta Hakkın Rahmetine kavuşan Merhum defnedilip talkını veren  köyün imamına yaklaşan merhumun eşi sorar:
-Hocam, talkın sırasında ölen kişilerin hoca ile konuştuğu söylenir, doğru mudur?
Yakışıklı imam kadını inceden ve çaktırmadan süzer ve derki:
-Evet, doğrudur, ameli iyi olanları biz, bizi de onlar duyar!
-      Peki benim rahmetli ne  dedi; bir sakıncası yoksa söyleseniz, çok merak ediyorum da.
-      Ölmeden önce size söylemeyi unutmuş, dedi ki; “İman efendi, benim hanıma söyle hemen öküzü satsın borçlara versin. Arkamdan laf edilmesin, dedi…
Kadın heyecanla; “Başka, başka bir şey demedi mi?”, dedi der.  İmam kadına kaş altından bir göz  attıktan sonra devam eder:
-      Merhum; Hocam eşim dul kaldı, sen de bekar adamsın;  birbirinize iyi bakın, eğer hoşlanırsanız hemen, en kısa zamanda  Allah’ın emriyle evlenin. Ortalıklarda kalmasın, köylük yer adı çıkmasın, dedi..
-      Merhumun dul eşi derin derin iki kez ard arda “Aaah! Ahhh!”  çekip
o da çaktırmadan imamı süzdükten sonra:
-Rahmetli çok iyi adamdı çok, Allah rahmet eylesin, görüyor musun imam efendi  merhum orda bile beni düşünmüş…
Kadının çektiği “Ah ah” ları, “ şıkıdım, şıkıdım “ şeklinde tercüme etmek hiçte yanlış olmaz…
 
Şarkı -Türkü Versiyonu:
 
Şurda bir garip ölmüş
Kalkıp gidek yasına
Le  lele le canım
 Esmersen, güzelsen..
 
Ortada bir cenaze var!. İnsanın empati yapıp dünyanın faniliğini bir an olsun hatırlaması gerekmez mi?  Peki,  bir cenaze haberi hiç gülerek, oynayarak verilir mi? Ama niyet baştan belli…   Allah rahmet eylesin demeyi çoktan unutmuş!  Allah şu ölen garipten razı olsun  ne demek istiyor biliyor musunuz, ölenle ölünmüyor, ben aslında sana “Esmersin güzelsin” demem  daha önemli…
Sanıyorum, Esmer güzeli, garip cenazesi daha fazla etkilemiş olmalı ki, şahıs utanmadan düşüncelerini bir de türkü şeklinde dönüştürmüş.. 
 
Kimlik arayan Mani:
 
Davulumun tokmağı
Sok tekere çomağı
Ortalık “..çü”, “cı” dolu
Bunlar kimin yamağı…
 
İçim dışıma çıktı…
 
Bundan sonra her kim olursa olsun bana, “Benim içim dışım bir” derse sakın inanmam, siz de inanmayın!.. Aklım erdiğinden beri aynı sözü bende söyledim. Hatta beni  tanıyanlar da; “ İçi, dışı bir” derlerdi… Yanılmışım, Yanılmışlar! İşte gerçek: Zennur Ardıçoğlu Yüksel, emekli bir resim öğretmeni, Samsun Havzalı, Mersin’e kurmuş otağını… Türkiye’nin  çeşitli illerinde yüzlerce öğrenci yetiştirmiş resim sanatını sevdirmiş… İmsak vaktine kadar geçip tuvalin karşısına, sohbet ederek boyalarla alıp fırçasını eline soyutluyor kendini bu dünyadan…

kullan
 
Şairlerin nereden, nasıl, etkilendiği konusunda az çok bilgi sahibiydim ama  çözemediğimiz pek mana veremediğimiz  ressamların nerden nasıl esinlendiği konusunda Zennur hanım içimi dışıma çıkartana dek “hiç” bir bilgiye sahip değildim…  “Hiç” adlı albümü dinleyip, şiir kitaplarımı okuduktan sonra yaptığımız sohbetler sonucu içimi dışıma çıkarmayı başardı… Dışım malumunuz yukarıdaki gördünüz fotoğrafımda olduğu gibi, içim ise aşağıdaki resimde görülüyor…  Şu surata bakar mısınız hiç aşağıdaki resme benziyor mu? Yiyen yutan yok eden bir kara delik, kara deliklerde kaybolmamak için  isyan etmiş bir deniz, yorgun yaralı bir kuş, ve göz yaşı kan olmuş bir balık… Bugüne kadar, “ Ben neysem oyum, benim içimde dışımda bir, dediğim herkesten özür diliyor, Zennur hanıma aşağıdaki yüreğimle sonsuz teşekkür ediyorum…

Yavuz Nufel - Haber 7
yavuznufel@live.nl

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat