''Öyle Ferman Etti Cahit''
- GİRİŞ09.10.2010 23:09
- GÜNCELLEME09.10.2010 23:09
Başlıktaki Cahit, bu yazıda bizim Yaşar İliksiz. Dedi ki, “ Abi yazılarını Pazar sabahı yayınlamak üzere yolla”..
Hayır, diyecek halim yok, emir (rica) demiri ( Yavuz’u) keser…
Cahit demek istiyor ki, “ Abi, yeteri kadar siyaset falan yazan var sen P.T.T yazıları yaz” Yazılarını pazar sabahları yayınlayacağız sözündeki gizli mana bu!
Arif olmasam da dile kolay meslekte tam 35 yıl kaldı geride, anlayabildim.
Yeni nesiller pek bilmez eski bir Bab-ı Ali uygulamasıdır.. hafta sonu gazeteler pek siyaset başta olmak üzere ağır konulara girmezler, bütün hafta boyunca gerilmiş sinirleri daha fazla germemek, okuyucuya hoşça vakit geçirtmek için daha soft ( yumuşak) haberler, söyleşiler yer alır… Köşe taşları, pardon yazarları itinden köpeğinden, anılarından bahseder, fıkralarla süsleyerek okuyucunun beyninin de dinlemesine yardımcı olurlardı… Örgü, dantel örnekleri, yemek tarifleri, dev bulmacalar hafta sonu verilirdi…
Yazlık, devre mülk, hafta sonu bir yerlere kaçma lüksü olmayan okuyucular da mevsimlerden yaz ise bahçesinde balkonunda , kış ise sobanın kenarında P.T. T modunda gazetesini okur, istirahatını ederlerdi…
Pireler berber, develer tellal olduğun zamanlardan değil 70’li yılların ilk yarısından bahsediyorum… 70’li yılların ikici yarısından söz edip içinizi karatmak istemem. Çünkü bu kez de Cahit öyle bir ferman eder ki, “ Abi sen, şöyle bir sene kadar dinlensen, kitaplar şiir dinletileri, Anadolu Turnesi seni oldukça yormuş, hatta Hollanda’dan emekliliğini bekle ( 20 sene sonra) emekli olunca yazarsın, olmaz mı? ” falan da diyebilir…
Nasıl bir yazı yazacaksam o moda girmem gerekiyor… Siyaset yazacağım zaman lacivert takım elbisemi çıkartır, kravatımı takar otururum bilgisayarın başına.. Edebiyat, şiir, sanat yazacaksam, spor bir şeyler olur üstümde ama Sunay Akın’ın giydiklerine benzeyen bir t-shirt olmazsa olmazıdır kıyafetimin… Geçen haftaki yazımı yazmadan öncede bir arkadaşın oğlunun folklor kıyafetlerini ödünç almak zorunda kaldım… Ne de olsa Anadolu’yu yazacaktım. Çocukken Anadolu insanının folklorcuların kıyafetleri gibi kıyafetlerle ,giysilerle dolaştıklarını, çalıştıklarını sanırdım, çünkü Türk filmlerinde Anadolu insanını hep o giysilerle görür, hayal ederdik… Gerçeklerle karşılaşınca nasıl hayal kırıklığına uğradığım ayrı bir konu…
Sevgili Cahit beni öyle streslere soktu ki anlatamam… P.T.T moduna girmek için gerekli giysi, araç gereçleri temin etmem hiç de kolay olmadı… Önce yukardan aşağı çizgili bir takım pijama bulmak için ne zorluklar çektim anlatamam. Giyip balkona çıktım komşular beni arka ayakları üstüne şaha kalkmış zebraya benzettiler…
P.T.T nin P’sinin Pijama olduğunu da böylece anlatmış oldum sanıyorum…
İlk T: Terlik… Evde eskimeye yüz tutmuş üç çift vardı ama yine de yeni bir çift daha almak lart olmuştu. Fazla terlik ayak aşındırmaz, önümüz de kış bulunsun iyi de oldu… Dost başa düşman terliğe bakabilir, neme lazım, kimin dost kimin düşman olduğu belli olmuyor ki bu devirde…
İkinci T: Televizyon… Üç günün arayışımın sonunda nihayet bir bit pazarında buldum aradığımı.. Bulamasaydım Yılmaz Erdoğan’ı arayıp Vizontele filminde kullandığı televizyonu bana yollamasını aksi takdirde yazarlığımın sonunun geldiğini söyleyecektim… Çizgili pijamalarım sırtımda ayaklarımda terlik önümde benden on yaş küçük siyah beyaz bir televizyon…
Hayırlı, sağlıklı, mutlu pazarlar efendim nasılsınız, nasıl olmuş yazım?
Sizden gelenler:
Şükran Günay ( Almanya). 45 yıllık öğretmen halen görevde, diyorki; “Biri var ki, gecesini gündüze katarak çalışıyor. Derdi meşhur olmak değil. Kendini yırtarcasına GURGETÇİyi ve onun yaşadıklarını anlatmak. Bizlerin bir temsilcisi olmuş… Ruhunun derinlerinden akıp gelen yürek sesini diliyle, bedeniyle öylesine birleştirmiş ve özdeşleştirmiş ki; durmadan patlayan bir yanardağ misali olmuş. Bu ismi duymayanlar duysunlar, onun yazdıklarını okusunlar diliyorum. O benim biricik kardeşlerimden, Yunus yürekli, Mevlana kapılı şair-yazar Yavuz NUFEL. Milletim adına minnet borcumu iletiyorum kendisine ve sonsuz başarı, sağlık diliyorum”
Rumuz NÇ-İST.
“Bir şairi sevmek zordur, kimi zaman yorar, kimi zaman, hoyrattır savurur…Kimi zamansa yaradır, kanatır…Ateştir yakar, şefkattir avutur..
Şair ve Şairi sevmek sadece yazılası bir şiir olmaktan öteye gitmez.. Şair şiir yazmak için fetheder..Pis, pistir şair sevmek, sinir bozucudur!
Beyninin zonklaması gibidir, “dan dan dan!”. Egoizmi öğrenmek benciliğe karşı koyamamaktır!Bencildir şair!Yazmak adına kendine aşık eder insanı, deli eder kendine! Sinir eder!
Önce olmadık sözcüklerle seni fetheder sonra da söylediklerini inkar eder! “ İnanma Şair sözü yalandır “dercesine Fuzuli misali…
Bir akşam vakti sinirden delirmiş gözlerle yazdığı herşeyi okursun , rüya gibi başlayıp kabus haline dönüşen yolda..
Yazma nöbetlerinde gel-geç hevesleri vardır, sona erdiğinde mantık abidesi kesilir karşında.. Hadi ordan, dersin, şizofrenlesirsin!
O zaman başlar, daralma durumu, afaganlar basar,
anasını satmak istersin dünyanın! Nefret edersin, karşına alıp tekme tokat dalmak istersin! Bir şiir okur dağlanırsın, bir söz söyler okşanırsın….
Uyku gibidir şairi sevmek o sözlerden sonra ruhun arınması gibidir kötüden, kötülüklerden…Kuşbakışı bakmaktır hayata,
Cehennem ateşlerinde yakan da odur,Cennet bahçelerinde su veren de! “diyor NÇ. İST rumuzlu okuyucumuz…
Sevgili Güven Kurtul ve Hasan Seyre, ilk fırsatta ( yeni yıldan önce ) Haber 7 ye sizlerin adına birer kitap birer de “ Hiç” adlı şiir albümü bırakacağım… Kabul ederseniz sevinirim, benim size yeni yıl hediyem olsun…
Küpelik: “İnanma Şair sözü yalandır!” diyen de Fuzuli’dir;
“Dest bûsı arzûsuyla ger ölürsem dostlar Kûze eylen toprağım sunun ânunla yare su” diyen de.. işinize geleni kulağınıza küpe yapabilirsiniz…
Yavuz Nufel - Haber7
yavuznufel@live.nl
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol