Ceride- i Eylüliye Devri…

  • GİRİŞ23.10.2010 23:17
  • GÜNCELLEME23.10.2010 23:17

Hayatımızın en verimli, beynimizin en bilgiye aç- muhtaç, okuma ve dünyadan haber alma yılları neşriyat adına “Ceride-i Eylüliye” okuyarak geçti…
Tek kanal ve siyah- beyaz televizyonumuzda  ana haber demek, “Beşi bir yerde” demekti…
Nereye gitmişler, ne yapmışlar, ne demişler…
“Netekim”,  Selimiye süzgecinde ince elenip sık dokunan,  yüce halkımız için zararlı görülen haberler makaslandıktan sonra rotatiflerin dönmesine izin verilen neşriyata ben Ceride-i Eylüliye diyorum…
O gazeteleri evine sokmakta bir sakınca görmeyenlerin hafta sonları bakkal ile ilk diyalogları şu şekilde olurdu: “ Günaydın, Şey-Tan, iki ekmek, bir paket çay”  
Adlarından başka her kelimesi, her cümlesi asparagas olan neşriyatın manşetleri de bir gün önceki haberlerde olduğu gibi olurdu.Yabancı dergilerden araklanan yarı çıplak bir fotoğraf ve masa başı haberlerin başlıkları resmi araklanan hatunun ağzından bir cümle olurdu: “Türk erkeleri gibi erkek yok” dedi…
“Güzelliğimi domatese borçluyum”
“Kış geliyor üşüyorum”
“Beni alan yaşadı”
 
Selimiye’dekiler böylece, Türkün gücünü dünyaya gösterdiklerini, vatandaşları titretip kendilerine döndirmenin mutluluğu ile Marmara Denizine karşı kadeh kaldırırlardı… 
Netekim, halkın beynini göbek altına indirmekle müreffeh medeniyetler seviyesini yakalayacağımıza inananlar basın dünyamızda bir devri kapatıp bir devri açmanın mimarları olmuştur…
Ceride-i Eylüliye devrini en iyi değerlendirenlerin başında  Hıncal Uluç ve  tayfası gelir… Erkekçe ve Kadınca adlı dergiler o devrin ürünüdür.. Arzın merkezinin apış arası olduğu fikrini yaymak  ve uygulatmak için ne gerekiyorsa yapılmıştır.
Motifli ve çeşitli logoların yer aldığı don satışları bu neşriyatların en büyük gelir kaynağı oldu uzun süre…
Ceride-i Eylüliye devrine kadar sevgililer günü diye bir şeyi kimse bilmez, şubat ayı gelince sıkıntıya girmezdi… Hıncal ve ekibi  gazeteciliğinin en güzel (!) örneği olacak çalışma ile Amerika’da böyle bir günün olduğu gerçeğine ulaşmışlar ve ülkemizde de “ Sevgililer Günü”nün kutlanması, için üstün gayret göstermişlerdir! 
Ceride-i Eylüliye halkımızın sağlığı içinde gecesini gündüzüne katmayı ihmal etmezdi…
Bu haberler her yönü ile gazete patronlarını rahatlatan, para kazandıran, Selimiye’nin gazabına uğramayan haberler olurdu ve tadından yenmezdi!..
Hangi zerzevatın haber olacağını kabzımallar belirlerdi… Diyelim kabzımalın depolarında tonlarca patates çürümeye, çillenmeye başladı. Ceride-i Eylüliye devreye girer, kabzımalın kesesi ile alakalı olarak ertesi gün haber patlatılırdı: “ Her derde deva patates”
Eğer Kabzımal çok duygusal davranıp kesenin ağzını iyice açmış sa, bir de yabancı dergilerden araklanan bir hatunun ağzından manşet bir haber: “ Güzelliğimi ve kilomu patatese borçluyum”
Haliyle sayfa sayfa patatesli yemek tarifleri de cabası…
Sinema perdelerimiz  kaliteli  ve pahalı fahişe başrollerinde sahte orgazm taklidi yapan sanatçıların (!) oynadığı filmlerin hegemonyası da  Ceride-i Eylüliyelerin en parlak o devrine denk gelmesi tesadüf değildir… 
Doğal tavşan diş Ahu’lar,  çakma Afrodit gazına getirilen Banu’ların ve daha  onlarca baldır bacak hatunların beyaz perdede şanı, şöhreti, ünü  yakaladığı devirde o devirdir ve ayrı bir yazı konusudur..
 
İnternet medyasının yazılı medyanın önüne geçtiği, yazılı basının her geçen gün kan kaybettiği gerçek. Unutmamak lazım yazılı basının ar damarı Ceride-i Eylüliye döneminde, devrinde çatladı. Bu ladar hızlı kan kaybı biraz o yüzden.  Aklımda alan ve kimin çizdiğini bilmediğim bir karikatür  Ceride-i Eylüliye devrinin devamı niteliğinde idi. İki kareden oluşan karikatürün ilk karesinde bir villa ve villada bir uyarı tabelası var altında eskiden yazıyor… Uyarı tabelasında ise “ Dikkat köpek var”… İkinci karede ise Şimdi yazıyor ve devasa bır gökdelen, üstünde bilmem ne holding ve uyarı levhası.. Levhadaki yazı: Dikkat bu Holdingin Medyası var!.. Nasıl ama saatlerce yazmaktan, anlatmaktan daha çok şey anlatmıyor mu?
Yakın tarihimizdeki yazılı basının bir dönemi hakkında az da olsa bilgi vermek istedim…  Gazete haber yorum okumak adına “ Günaydın, Şey, Tan” demediğimiz bu günlere şükürler olsun… 

Küpelik:  Aşağıdaki şiir Ceride-i Eylüliye Gazetecilerine ithaf olunur.

  entel+gentel= sen(tel)
hem okuyan hem de yazan
süslü akvaryum içinde
palamut, istavrit, sazan
Fransız mönüsü ile
tıraş üstüne tıraş
ha bire gördüğünü zenginde
anlatmakla meşgul fakire
gece gündüz canhıraş
milyonlara bir avuç zahire
çok bile
sen
rakı şişesinde
balık olmak isteyen ozan
uzat başını bir bak
yattığın Âşiyan’dan
neleri var İstanbul’un neleri
medya’nın gamsız develeri
ve
devekuşları
başları kumda
g.tleri açıkta
çıplak ve maymunsu
kızınca öper oldu
tükürmesi gereken lama
en büyük özellik
entellik (entelektüellik)
tek kızılan ortak nokta
ve
en büyük mesaj halka
“Tükürmek ayıptır sokağa”
oysa benim ülkemde
tükürülmesi gereken yerlere
tükürülmediği sürece
sokaklara daha çok
tükürülecek elbette….
 ( Zer mi? Hiç mi? Adlı kitaptan..)

Yavuz Nufel - Haber 7
yavuznufel@live.nl

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat