Gazeteci yalan söylemez abartır!

  • GİRİŞ23.01.2011 06:17
  • GÜNCELLEME23.01.2011 06:17

Merak ediyorsunuz biliyorum…
 
Huzura kabul edildim mi, neler oldu?… 
Sitemizin mutfağına bu kaçıncı gidişim hatırlamıyorum…
Daha öncelerleri hemen hemen her gidişimde beni kapıda karşılardı; karşılamadığı ender zamanlarda ise kapıdaki güvenlik görevlilerine selam verir, Haber7 yazarı olduğumu söyler, turnikelerden geçer, kendi evime girmenin rahatlığı ve huzuru içinde üçüncü kata çıkmışımdır…
 
Bir önceki ziyaretim yine Tülin Elçi ile birlikte olmuştu. (O zamanlar Tülin henüz Haber7 yazarı değildi) Elimizi kolumuzu sallaya sallaya girmiştik..
 
Son ziyaretimde de (on beş gün önce) yine yanımda  Tülin Elçi ile birlikte çalışma ortamımızı merak eden, benim sıklıkla bahsettiğim GYY’mizi merak eden, sıkı bir Haber7 takipçisi  Tülin’in  annesi Leyla Sultan  vardı…
 
Önce Allah, sonra onlar şahit, olur ya birisi çıkar  “Yavuz iyice abartmış“ diyebilir…
 
Daha  ana giriş kapısında “değişim, değişim!” diye tutturan GYY’nin  sözlerinin şakadan ibaret olmadığın anladık!
 
Güvenlik görevlileri nereye gideceğimizi sordular! Görevlerinin gereği haklılar, yabancı haşerelerden kanalımızı ve mesai arkadaşlarımızı korumak için para alıyor ve görevlerini hakkıyla yerine getirmeleri yeterliydi bizim için…  Kendimizi tanıktık ve Haber7 ‘ye  geldiğimizi söyledik…

Bayan Koruma görevlisinin içinden;  “Bana ne lan yazarsanız yazarsınız bana mı yazıyorsunuz”  şeklinde bir cümle geçmediyse ben de yazar değil, zurnayım… Çünkü göz göze geldiğimiz iki saniyede anlamam gerektiğini anladım..
 
(Malumunuz Arapça Ayn, göz demektir; etimolojik olarak ayna kelimesi de dilimize “ayn” dan gelmiştir…)
 
Parmaklıklar ardında dizisinde rolü elinden çalınmış ihtimali yüksek bayan güvenlikçi arkadaşımız kenara geçip beklememizi söyledi.
 
Daha önceleri  telefonla ulaşıp kendisine anında haber verdiğimiz canımız, ciğerimiz, böbreğimiz dalağımız GGY’ mize güvenlikçi arkadaşların ulaşması yaklaşık on beş kadar  sürdü…
 
Bu süre içinde arıyor ulaşamayınca da biz dönüp, bilgi veriyordu, çatlamayın bekleyin, dercesine!... Bizim  bir şey dediğimiz yoktu zaten, hatta aramızda bile konuşmuyorduk…
 
Ama onu göz hapsinde tutuyordum.
 
Güvenlikçimizin doğduğundan beri hiç yüzünün gülmediğine karar vermek üzereyken İkbal hanım, Hürrem Sultan edası ile asansörden indi… Bize yukarıdan talimat bekleyen turnikeler açıldı, İkbal hanıma güvenlikçimiz hoş bir tebessümle hal hatır sordu…
 
Otuz beş yıldır bu sektörde kalem oynatan biri olarak belirtmekte yarar var: Her ne kadar bazı istisnalar olsa da biraz tanınmış ve medyatik olmanın bir özelliğini de şudur: Koridorlarda, sokaklarda sağa sola bakmadan yürüyeceksin! Seni tanıyanlar sana seslenince bakacaksın!... 
Ya da hayranların “Aaaa!” Nidaları ile üstüne doğru  geldiğinde, koştuğunda kırk yıllık ahbap gibi sen de “aaa!” diyeceksin yamacık da olsa… Bu saydığım özelliklerin tamamını İkbal hanımda gördük…  Yalan söylüyorsam, abartıyorsam şiir çarpsın!...

Yoksa Hollanda’da kaç kez karşı karşıya geldiğim, kitaplarımı imzaladığım, şiir albümümü verdiğim İkbal hanım görse mutlaka selam verir; hal- hatır sorardı, diye düşünüyorum…

İyi ki de görmedi, sormadı! Ya görseydi de sormasaydı, ne olurdu benim halim, sonra onun hali!..
Ben bunları düşünürken gardiyan rolü elinden alınmış gardiyan edasındaki bayan güvenlikçi,”Ziyaretçiniz var!” dercesine bize seslendi…

Canımız ciğerimiz GYY’mize ulaşılmış, başka ziyaretçileri  olmasına rağmen bizim yukarı çıkmamızı istemişti, çıktık…

Önce  editör arkadaşların bulunduğu odaya geçtik…
 
Odalar arası şeffaf olduğundan yan odada GYYmizi görebiliyorduk…  Tülin tanıyordu GYY’yi, o yüzden  Leyla Sultan’a, “Bak işte oradaki kır saçlı olan” dedim..”   Dememiş olsam da anlardı Leyla Sultan, çünkü ziyaretçileri iki bayandı…
 
Ziyaretçilerinden birisi Evliya Çelebi’yi mi rüyasında gördü, yoksa eşi, “Aman benden uzak olsunda nereye giderse gitsin" diye başından mı savıyor pek anlayamadım ama Tanzanya / Manzanya ; Avustralya/ Mavusturalya  dolaşan Nuray Kahraman…   O bir seyyah, aslında seyyahiye demek  lazım… Fakat ben ne seyyah ne de seyyahiye demeyeceğim!..
 
GYY’ye uygun bir kısaltma şimşek gibi çaktı beynimde… Nuray Hanım da bir  GGY ( Gezen Gören Yazan)… 
 
Nasıl heyecan yaptığımı umarım anlatabiliyorumdur…
 
GYY’mizin  telefon elinden düşmüyor; "haber doğru mu,  bir bakın bakalım, manşetten girelim, o habere öyle başlık mı olur" türünden sağa sola talimatlar yağdırırken bir yandan da ziyaretçilerini dinliyor; olur/ olmaz, güzel manasında dinlediğini belli ediyor, başını emme basma tulumba gibi sallıyordu…

El, kol, dil, kulak ve başı ile aynı anda beş değişik yerde ve konumda beş kişi ile iletişim kurabilme yeteneğine sahip olan GYY mizi yan odadan hayretler içinde izliyordum… Bir an göz göze geldiğimizde altıncı organı gözü ile bana ve Tülin’e "hoş geldiniz, geçin bu tarafta oturun, onlar yabancı değil" anlamında göz işaretleri yaptı… Helal olsun, helal olsun sana o makam!...
 
Tülin ile tedbirimizi baştan almıştık… Tülin, bu tür insanları takip etmek kolay olmuyor, ne dediğini ne yaptığını  bir kişinin takip etmesi mümkün değildir, tecrübeyle sabittir, dedim… Tülin bu konuda sıfır tecrübe olduğundan, aramızda iş bölümü yapmamız gerektiğini anlattım…

Tülin el kol hareketlerine hiç dikkat etmeyecek gerekirse gözlerini kapatıp  GYY mizin ağzından çıkan her kelimeye dikkat edecek, bende beden dilini, her hareketini kontrol altında tutacaktım…
 
(Devam edecek, etsin mi?)

Yavuz Nufel - Haber 7
yavuznufel@live.nl

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat