Mümkün olsa da bir daha dünyaya gelseydim...
- GİRİŞ26.03.2011 18:51
- GÜNCELLEME26.03.2011 18:51
İki gündür telefonla, e- posta ile, sosyal paylaşım sitelerinde inanılmaz bir yoğunluk…
Tebrik eden edene…
Bugün 25 Mart…
Anadolu’nun çoğu yerinde olduğu gibi bizim oralarda da genelde doğum tarihleri net değildir…
Harman zamanıydı, pancar dikimi, pancar sökümü, gibi zaman mevsimler ve o mevsime damgasını vuran bir olayla belirlenir yıllar…
Sarı hafızın bizim köye imam durduğu sene, eski muhtar Uzun Ali’nin askerden geldiği sene, Tevfik’in ineğinin beş bacaklı doğurduğu sene vb nice olaylar…
Anam,doğum yılım için “ Menderes asılmasından üç ay kadar önceydi”;
Babam ise; “ Olur mu, Nufel iki-üç aylık ya vardı ya yoktu, Gürsel darbe yaptıydı” der…
Kısaca çoğu gibi benim doğum tarihimde kesin değildir…
Türkiye Cumhuriyeti’ne artı bir olarak kayıt oldum gün kesin, 25 Mart…
Nüfus memuru o günün tarihini atmış…
Aradan geçen koskoca 50 yıl…
Başka bir deyişle yarım asır…
Oğlum Tolga, yarım asırlık çınar, diyor 25 Mart sabahı yazdığı ilk mesajında… Ne düşündü bilemiyorum ikinci mesajı yazma gereği duymuş ve bu kez de, “Yaşlandıkça gençleşen babama” diyor…
Çok beğendim..
Yaşlandıkça çocuklaşan babama, deseydi daha çok beğenirdim!..
Çocuk da, çınar da, dal da, yaprak da, ihtiyar da, yaşlı (yaşlandın) da deseler; her şeye rağmen hayatı seviyorum…
Yine, tekrar, mümkün olsa bir kez daha dünyaya gelsem, aynı hayatı yaşamak; aynı acıları çekmek, aynı mutluluklara tanık olmak isterdim…
Oynayamadığım oyuncakların hayaliyle yatağa yatmak, rüyamda görmek...
Tozlu, çamurlu sokaklarda ağzım burnum kir pas içinde kalsın, büyüklerim “Pis” desinler öperek temizlesinler, ben yine pisleneyim isterdim…
“Çık dışarı, üstüne sen gel, üstüne sen gelince çabuk ürüyor” desin kazak, yelek, çorap örmeye başlayan mahallemizin kadınları…
Çocuk olmak istiyorum… Fiziksel olarak bu mümkün değil biliyorum…
Gel de söz dinlet deli gönlüme…
Yeni yaşımın ilk günü…
Randevu defterime bakıyorum…
Türkiye’nin ilk ve tek Oyuncak Müzesi’nde randevum var…
Buluşmak için Can Adıgüzel’in özellikle mi bu günü ( 26 Mart 2011)seçtiğini düşünüyorum…
Can, benim kardeşim, sevgili dostum Sunay Akın’ın da belliği; sağ kolu, sol kolu her şeyi…
Daha önce konuk olduğum programın kayıtlarını getirecek… Bir insanın randevusuna geç gelişine ilk kez “ayar” olmadım… O gelene kadar müzede çocukluğumda oynayamadığım, el süremediğim oyuncaklara baktım… Vitrinde oldukları için yine el süremedim…
Fakat zaman tünelinde öyle bir yolculuğa çıktım ki anlatamam…
Bu yazımı da Oyuncak Müzesi’den yazıyorum…
Yazıya güzel bir final düşünürken cırtlak bir kadın sesi ile kendime geldim:
“ Valla kardeş bu çocuklardan insan ne gördüğünü anlamıyor! Bir daha gelirsek çocukları getirmeyelim!” diyordu; çocuğunu tartaklayarak… Normalde o bayana kızmam gerekiyordu ama kızmadım.. Çünkü anne olmasına rağmen o bayanın da çocukluğu bir oyuncak bebeğin saçını tarama özlemi dolu…
İçimizdeki çocuğu yaşatabildiğimiz bir dünya özlemiyle; merhaba yeni yaşım…
Yavuz Nufel - Haber 7
yavuznufel@live.nl
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol