Başbakana ve YSK'ya açık mektup…
- GİRİŞ08.04.2011 08:14
- GÜNCELLEME08.04.2011 08:14
Çok bekledik…
Bu sefer galiba olacak “tamam” dedik..
Olmadı…
Üst üste kaç bahar geçti..
Ben saydım, tam elli bahar…
Aralar, erkenler… Toplam on beş kez hüsran…
On beş kez, bir başka bahara ertelendi umutlar…
Beş milyondan fazla yuvasından, vatanından, toprağından ayrılmış insan…
Başka bir deyimle medeni (!) ülke fabrikalarında dönen Anadolu menşeli etten kemikten dişli…
Göçmen kuşlar bile her sene bir yaz, bir mevsim kalırken sıcak ülkelerde bu kuşlar, senede dört hafta kalıyorlardı önceleri…
Sonra sılayı rahim etmek iki senede dört haftaya, üç sende dört haftaya düştü..
Düştükçe de düşüyor…
Sebepleri çok…
Allı turnalarla selam yolladılar… Boynumuz bükük, kolumuz kırık dediler..
Ama umutlarını hiç yitirmediler…
Tek istedikleri seçmek ve seçilmekti…
Her seçimde bir engel çıktı karşılarına….
Büyüklerimiz öyle diyorsa öyledir, dediler; beklediler, beklediler, beklediler…
Bu hükümetten, özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan bu işi halleder dediler…
Hallederdi de…
Bu kez de karşılarına YSK ( Yüksel Seçim Kurulu) çıktı…
Beş milyon Avrupalı Türk…
Çoğu imitasyon Hollandalı, Alman, Fransız, Beçikalı…
Ceplerinde bulundukları ülkenin kimliğini taşısalar da tepesinden tırnağına, beyninde yüreğine, tabanından tavanına kadar Türk, Türk vatandaşı…
Bulundukları ülkelerin mevzuatı uygun, olmasa da bir yol bulunurdu…
onlar mülteciler kadar bile olamadılar…
Çalıştıkları, yaşadıkları ülkenin refah harcında, geldikleri ana yurtlarının taşında, toprağında alın terleri var hala sımsıcak…
Oysa Mülteci Iraklılar bile ülkeleri için oy kullanabilirken, onlara mülteciler kadar bile hak verilmedi…
Avrupalı Türkleri benden daha iyi bilir, benden daha iyi tanır Başbakanımız…
Şiirin çilesini mahpus damlarında çeken birisi olarak Avrupalı Türkleri bir de şiirle anlatmak istedim Sayın Başbakanımıza…
Beş milyon göçmen kuş adına, Beş milyon etten kemikten dişli adına; seçme ve seçilme hakkımızın önüne engel olanlara hakkımızı helal etmiyor ve bir kez daha diyorum ki:
Gurbetçi’nin Destanı
Yıl: 1960
bir çift öküz, birkaç dönüm tarla
tek düşünce kafalarda
bir gayret ki sorma
demir gibiydiler, çalıştıkça parladılar
Hitler’in dullarına
aç kurt gibi saldırdılar
…
45’lik plaklarda hasret hasret
susmak bilmezken Yüksel Özkasap
Hasan(lar) da değişmişti
bir yıl önce köyde yapılan hesap…
Yıl: 2000
usta, bizim ele varınca
de ki “Gördüklerim birer karınca
el-ayak çekilip hava kararınca
sırtlarındaki buğdayları bırakınca
vatana özlem, satana sitem
ezilmişliğe, unutulmuşluğa
yanık bir ezgi ağızlarda
buruk...”
müsaadenle içine karışıyorum biraz
ammâ
buralarda ne ilkbahar gördük, ne de yaz
mevsimlerin hep sonbahar olduğunu yaz
eğer bizi sual eden olursa
“Dönen çarkın dişlisi değil ammâ
dişlilerin arasında yağ olmuşlar;
çarıklarını çıkarmışlar,
karınlarını doyurmuşlar,
paralar kazanmışlar;
yüreklerinin yarısını
geldikleri yerde bırakmışlar;
hallerini anlatacak yâr bir yana,
yazdıracak ‘kâtip’ bile bulamamışlar.”
diye anlat, diye yaz
...
hani o türküye inat
ne buraları mesken tutabildik
ne de sıla’da sevdiğimizi unutabildik
gördün değil mi Usta
insanların “insan”a susamışlarını
duydun değil mi Usta
altın kafes kuşlarının haykırışlarını
“İlle de vatan, ille de vatan”!
ya 20’sinde, 30’unda, 40’ında , 60’ında
çocukların şarkısını
“Orada bir köy var uzakta,
o köy bizim köyümüzdür.”
duymasan da anladın çok iyi biliyorum
“o şarkı”yı artık ben de söylüyorum
ya da “25, 30, 40 yıl oldu geleli”
sözleri dökülürken ağızlardan
ses tonlarındaki hüzün farksız mıydı
“Dönülmez akşamın ufkundayız,
vakit çok geç” mısralarından
ışığı gördün mü Usta
“Hoş geldin”lerde
hasret hasret parlayan
“Güle güle”lerde
gönül deryasında yakamozu andıran
bu hikâye “bir yol hikâyesi” değil Usta
‘60’larda buralara yollanan
yeni, sen-ben henüz doğmadan
70 sent için bir ara hatırlanan
ve yine unutulan
milyonların sesi
bir tas çorbanın hikâyesidir
burası Almanya’dır
Hollanda’dır
Belçika’dır
Fransa’dır, gurbettir
el kapısıdır
“Yâd eller” denen yerdir
Ali’lerin, Veli’lerin
Hasan’ların, Mehmet’lerin
Ayşe’lerin, Fatma’ların
zoraki
ikinci vatanıdır
şikâyet mi
hâşâ, ne hakla
40 yıldır yazılmamış
Gurbetçi ‘nin Destanı’dır…
(Hiç adlı şiir albümünden)
Küpelik: Ey Gurbetçi, Ey Avrupalı Türk,Bu bu ahval ve şerâit içinde vazifen, ülkeni sevmek ve umudunu kesmemektir…
Küpelik: Doğacaktır vaat ettiği günler Hakk’ın, belki yarın belki yarından da yakın ( M.Akif Ersoy)
Yavuz Nufel - Haber 7
yavuznufel@live.nl
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol