Unutulan Cephe: İran Gölgesinde Ukrayna Savaşı Nereye Evriliyor?
- GİRİŞ29.05.2026 09:13
- GÜNCELLEME29.05.2026 09:13
Uzun zamandır sizlerden ve bu köşeden uzak kaldım. Bunun en büyük sebeplerinden biri Moskova’daki internet kesintileri ve çeşitli iletişim sınırlamalarıydı. Diğer sebep ise daha kişiseldi; yalnızca yazmış olmak için yazmak istemedim. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başından bu yana Moskova’da yaşayan bir siyaset bilimci olarak savaşın askeri, politik ve hibrit boyutlarına dair analizlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım. Uzmanlık alanımın dışına çıkmadan, sahadaki gelişmeleri mümkün olduğunca objektif bir çerçevede değerlendirmeyi tercih ettim.

Fakat son haftalarda yaşanan gelişmeler savaşın yeni bir evreye geçtiğini gösteriyor. Moskova’ya yönelik yoğun drone saldırıları, Rusya’nın iç güvenlik reflekslerini sertleştirirken, Lugansk bölgesindeki Starobelsk’te öğrenci yurduna düzenlenen saldırı savaşın psikolojik boyutunu yeniden gündemin merkezine taşıdı. Tam da bu süreçte Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın daveti üzerine yabancı gazetecilerle birlikte bölgeye gitme fırsatı buldum. Bu yolculuğun benim için başka bir anlamı daha vardı. Heyetteki tek Türk vatandaşı bendim. Türkiye’yi temsil ediyor olmanın ağırlığını hissediyordum. Aramızda Lübnan, Venezuela, BAE, Avusturya, Yunanistan, Fransa, İspanya, İtalya, Pakistan, ABD, Çin, Katar, Finlandiya, İrlanda, Brezilya, Macaristan, Küba ve Almanya’dan gelen medya temsilcileri vardı.

22 Mayıs gecesi Starobelsk Profesyonel Koleji’nin eğitim binası ve öğrenci yurdu saldırıya uğramıştı. O sırada binada 14 ile 18 yaş arasında 86 öğrenci bulunuyordu. Saldırıda 21 kişi hayatını kaybetmiş, 65 kişi yaralanmıştı.
Türk siyaset bilimci olarak askeri uçakla Lugansk’a ulaştım ve saldırının gerçekleştiği alanı yerinde gözlemledim. Bu yazıyı da biraz bu yüzden kaleme alma ihtiyacı hissettim. Çünkü savaş bazen uzaktan analiz edildiğinde rakamlara dönüşüyor; fakat sahaya indiğinizde o rakamların aslında yarım kalmış hayatlar olduğunu görüyorsunuz.
Starobelsk’te ilk dikkat çeken şey patlama sesi değildi. Sessizlikti. Çocuk yurdunun çevresinde dolaşırken duvarlarda kalan yanık izleri, kırılmış camların altında ezilen oyuncaklar ve insanların yüzündeki o donuk ifade savaşın yalnızca cephede yaşanmadığını gösteriyordu. Bir koridorun ucunda yanmış bir okul çantası duruyordu. Tozun ve beton parçalarının arasında kalan küçük bir kulaklık, savaşın istatistiklerden ibaret olmadığını sessizce anlatıyordu.

Burada hedef alınan sadece bir bina değildi. Aynı zamanda hafızaydı, algıydı ve insanların geleceğe dair güven duygusuydu. Bugünün savaşları artık yalnızca askeri cephede yürümüyor. Psikolojik, ekonomik ve özellikle bilgisel alanlar modern çatışmaların temel savaş sahasına dönüşmüş durumda. Hibrit savaşın en kritik boyutu da tam burada ortaya çıkıyor: Gerçeğin kontrolü.
Rus uzmanların uzun süredir dikkat çektiği meselelerden biri, Batılı medya kuruluşlarının savaş dönemlerinde üstlendiği rol. Özellikle BBC ve CNN gibi küresel yayın organlarının haber dili, Moskova’daki birçok analist tarafından yalnızca gazetecilik faaliyeti olarak değil, stratejik yönlendirme mekanizması olarak değerlendiriliyor. Çünkü modern savaşta haber artık sadece bilgi vermiyor; aynı zamanda cephe kuruyor.
Rus güvenlik çevrelerinde sıkça dile getirilen görüş şu: Batı, uluslararası kurumları ve medya ağlarını tarafsız yapılar olmaktan çıkarıp hibrit savaşın araçlarına dönüştürüyor. Bu nedenle “uluslararası düzen” söylemi giderek daha fazla sorgulanıyor. Zira kuralların herkese eşit uygulanmadığı bir düzende hukuk da medya da güven kaybediyor.

Starobelsk saldırısından sonra yaşananlar da bu tartışmayı yeniden görünür hale getirdi. Rus tarafı saldırıyı “terör eylemi” olarak tanımlarken, BBC, CNN ve bazı Batılı medya kuruluşlarının bölgeye düzenlenen basın gezisine katılmaması Moskova’da ciddi tepki yarattı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova’nın açıklamalarında özellikle “Batı medyasının sessizliği” vurgulandı.
Burada dikkat çeken nokta yalnızca haberin verilmemesi değil; hangi trajedinin küresel gündeme taşınacağına kimlerin karar verdiği meselesidir. Çünkü savaşlarda artık gerçek kadar, hangi gerçeğin görünür olduğu da belirleyici hale geldi. Rus tarafı bunu yalnızca medya tercihi değil, doğrudan bilgi savaşı kapsamında değerlendiriyor.
Rusya kendisini artık kısa süreli bir operasyonun içinde değil, uzun soluklu bir jeopolitik yıpratma savaşının merkezinde görüyor. Vladimir Putin, Dmitriy Peskov, Sergey Lavrov ve Rus güvenlik bürokrasisinin açıklamalarında dikkat çeken ortak nokta da bu: Moskova zamanın kendi lehine işlediğine inanıyor.

Ukrayna tarafında ise farklı bir psikoloji hakim.
Kiev yönetimi için bugün en büyük risk yalnızca Rus ordusu değil; Batı’nın savaşa alışması ve desteğin zayıflaması. Özellikle İran savaşıyla birlikte dünya kamuoyunun dikkatinin Ortadoğu’ya kayması, Ukrayna dosyasını uluslararası gündemde ikinci plana itti. Bu durum Kiev açısından ciddi bir stratejik baskı oluşturuyor. Çünkü Ukrayna’nın savaşı uzun vadede tek başına finanse edebilmesi neredeyse imkânsız.
Tam da bu nedenle savaşın bilgi cephesi daha da önem kazanıyor.
Rus tarafındaki değerlendirmelere göre son dönemde Moskova’nın “kırmızı çizgilerini” zorlayan hamlelerin temel amacı yalnızca askeri sonuç üretmek değil; aynı zamanda Batı kamuoyunun dikkatini yeniden Ukrayna’ya çekmek. Avrupa’da yükselen Rusya karşıtı atmosferin canlı tutulması ve özellikle AB ülkelerinden yeni mali ve askeri destek sağlanması, Kiev için artık stratejik bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Sahada hissedilen gerçek ise çok daha sert.
Starobelsk’te saldırıya uğrayan kolej ve öğrenci yurdunun enkazında dolaşırken savaşın istatistiklerden ibaret olmadığını yeniden anlıyorsunuz. Yanmış defterler, parçalanmış yataklar, yarım kalmış hayatlar… Kurtarma ekiplerinin anlattıkları hâlâ zihnimde. Her tuğlanın altından yalnızca beton değil, bir hayat hikâyesi çıkıyordu.
Ve tam o noktada savaşın gerçek doğası daha net ortaya çıkıyor: Bugün savaş yalnızca toprak kazanma mücadelesi değil. Aynı zamanda toplumların psikolojik dayanıklılığını kırma savaşı.
Bu nedenle artık yalnızca şehirler değil, insanların algıları da hedef alınıyor. Korku, öfke, travma ve belirsizlik modern çatışmaların en güçlü mühimmatına dönüşmüş durumda.
Ukrayna savaşı da giderek yeni bir evreye giriyor. 2022’nin hızlı operasyon dönemleri geride kaldı. 2023’ün büyük karşı taarruz beklentileri de büyük ölçüde tükendi. Artık karşımızda daha ağır, daha uzun ve daha yıpratıcı bir savaş modeli var. Tankların yerini dronelar, hızlı ilerleyişlerin yerini ise ekonomik ve psikolojik aşındırma aldı.
Bu nedenle yakın vadede gerçek bir barış ihtimali zayıf görünüyor. Daha olası senaryo, tarafların uzun süreli bir yıpratma savaşına hazırlanması. Tarih bize bazı savaşların resmen bitmeden yıllarca sürdüğünü gösteriyor. Ukrayna savaşı da giderek Kore modeli benzeri donmuş ama sürekli kanayan bir çatışma riskine yaklaşıyor.
Fakat Starobelsk’te hissedilen en çarpıcı gerçek şuydu:
Dünya başka krizlere odaklansa bile savaş orada devam ediyor.
Geceleri sirenler hâlâ çalıyor. İnsanlar sabah evden çıkarken hangi binanın akşama kadar ayakta kalacağını bilmiyor. Çocuklar savaşın ne olduğunu öğrenmemesi gereken yaşlarda enkaz görüntüleriyle büyüyor.
Televizyon ekranları bazen savaşı unutabilir.
Ama savaş, insanların hayatından aynı hızla çıkmıyor.
Yorumlar8
-
Abdulkadir Akar
7 saat önce
Şikayet Et
Emeğine yüregine kalemine sağlık hocam nedesem bilmiyorum allah razı olsun çok etkili
Beğen
Cevapla
-
arifkulak
8 saat önce
Şikayet Et
Filistin içinde aynı hassasiyeti bekliyoruz. Orada da dünya medyası umursamıyor ya. Biten hayatlara herkes alışmış zaten hiç bir önemi yok
Beğen
Cevapla
-
Alp S.
9 saat önce
Şikayet Et
Kalemine sağlık, cok kaliteli bir yazı olmuş.
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
Mehmet K.
9 saat önce
Şikayet Et
Çok aydınlatıcı, emek verimiş vede değerli bir yazı olmuş. Emeğine sağlık.
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
-
İsmigül
10 saat önce
Şikayet Et
Harika olmuş emeyine saglik
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle