Mekke Paktı Rusya’da nasıl yankılandı? Moskova’dan Ortadoğu’nun yeni güvenlik denklemine bakış

  • GİRİŞ09.08.2026 09:10
  • GÜNCELLEME09.08.2026 09:10

Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan güvenlik krizleri, bölge ülkelerinin savunma politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden olurken, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan kolektif savunma anlaşması yeni bir güvenlik arayışının işareti olarak değerlendiriliyor.

Anlaşmanın temel maddesine göre taraflardan birine yönelik silahlı saldırı, üç ülkenin tamamına yönelik saldırı olarak kabul edilecek. Anlaşma aynı zamanda istihbarat paylaşımı ve bölgesel güvenlik alanında koordinasyonu öngörüyor.

Belgenin taraflara yüklediği somut askeri sorumlulukların tamamı henüz açıklanmış değil. Bu nedenle anlaşmanın nasıl bir kurumsal yapıya dönüşeceği ve olası krizlerde nasıl uygulanacağı belirsizliğini koruyor.

Rusya’daki uzman değerlendirmelerinde de temel ayrışma bu noktada ortaya çıkıyor. Bazı uzmanlar anlaşmayı bölgesel güvenlik mimarisindeki değişimin göstergesi olarak değerlendirirken, bazıları bunun henüz siyasi bir irade beyanı düzeyinde olduğunu savunuyor.

RİYAD’IN GÜVENLİK ARAYIŞI

Rus askeri uzman Yury Lyamin, Mekke Paktı’nın ortaya çıkışını Ortadoğu’daki güç dengelerinin değişmesiyle ilişkilendiriyor.

Lyamin’e göre Suudi Arabistan, özellikle ABD'ye duyduğu güvenin azalması ve ABD-İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmanın muhtemel sonuçları nedeniyle güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.

Uzman, Riyad’ın Türkiye ve Pakistan’ın gerektiğinde askeri destek sağlayabilmesini beklediğini, bunun karşılığında Suudi Arabistan’ın mali yardım, yatırım ve kredi imkanları sunabileceğini belirtiyor.

Ancak Lyamin, anlaşmanın şimdiden “İslam NATO’su” olarak nitelendirilmesine karşı çıkıyor. Ona göre anlaşmanın imzalanması ile bunun sahada işleyen bir askeri mekanizmaya dönüşmesi farklı süreçler.

Lyamin’in değerlendirmesine göre yeni yapının geleceğini belirleyecek temel unsur, tarafların anlaşmayı uygulamada ne ölçüde hayata geçireceği olacak.

NATO BENZETMESİ NE KADAR DOĞRU?

Mekke Paktı’nın “birine yönelik saldırının tüm taraflara yönelik saldırı sayılması” ilkesi NATO’nun kolektif savunma anlayışını hatırlatıyor. Ancak Rus siyaset bilimci Murad Sadygzade, iki yapı arasında önemli farklar bulunduğuna dikkat çekiyor.

Sadygzade’ye göre Washington'un uzun süredir oluşturmayı amaçladığı “Ortadoğu NATO’su”, ABD merkezli bir güvenlik sistemini öngörüyordu. Mekke Paktı ise bölge ülkelerinin güvenlik alanındaki sorumluluğu daha fazla kendi üzerlerine alma arayışını yansıtıyor.

Uzman, üç ülkenin sahip olduğu farklı kapasitelere dikkat çekiyor. Suudi Arabistan ekonomik ve mali gücüyle, Türkiye güçlü ordusu ve savunma sanayisiyle, Pakistan ise nükleer kapasitesiyle öne çıkıyor.

Sadygzade, bu unsurların bir araya gelmesinin bölgesel caydırıcılık açısından yeni imkanlar oluşturabileceğini düşünüyor.

Ancak bu potansiyelin gerçek bir askeri ittifaka dönüşmesi için henüz aşılması gereken önemli noktalar bulunuyor.

İRAN PAKTIN HEDEFİNDE Mİ?

Mekke Paktı'nın ardından gündeme gelen en önemli sorulardan biri anlaşmanın İran'a karşı olup olmadığı oldu.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bu yöndeki değerlendirmeleri reddederek İran'ın paktın hedefi olmadığını açıkladı. Fidan, herhangi bir ülkenin saldırmadığı sürece ittifakın hedefi olmayacağını vurguladı.

Rusya'daki uzman değerlendirmelerinde ise İran faktörü daha geniş bir bölgesel güvenlik çerçevesinde ele alınıyor.

Ortadoğu uzmanı ve “Rossiya Segodnya” medya grubu danışmanı Tural Kerimov, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın İran'la doğrudan veya dolaylı güvenlik bağlantılarına dikkat çekiyor.

Kerimov'a göre Türkiye ve Pakistan İran'la kara sınırına sahipken, Suudi Arabistan da İran'la Körfez üzerinden komşu.

Ancak uzman, paktın yalnızca İran üzerinden okunmaması gerektiğini belirtiyor. Kerimov, İsrail'in bölgedeki askeri faaliyetlerinin de yeni güvenlik arayışlarında önemli bir faktör olduğunu ifade ediyor.

Gazze, Lübnan, Suriye ve İran çevresindeki gelişmelerin yanı sıra İsrail'in askeri faaliyetlerinin genişleyen coğrafyasının bölge ülkelerinde güvenlik endişelerini artırdığını belirten Kerimov, yeni anlaşmanın bu gelişmelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini savunuyor.

ASIL SORU: SALDIRI DURUMUNDA NE OLACAK?

Mekke Paktı'nın en önemli sınavlarından birinin, taraflardan birinin gerçekten saldırıya uğraması halinde ortaya çıkacağı belirtiliyor.

Tural Kerimov, bu konuda geçmişte imzalanan savunma anlaşmalarına dikkat çekiyor.

Kerimov, Türkiye ile Katar arasındaki güvenlik işbirliğini örnek göstererek, Katar'a yönelik saldırılar sırasında Türkiye'nin doğrudan askeri karşılık vermediğini hatırlatıyor.

Benzer şekilde Pakistan'ın Suudi Arabistan ile daha önce imzaladığı savunma anlaşmasının da İran kaynaklı saldırılar sırasında sınandığını belirten Kerimov, Pakistan'ın doğrudan İran'la çatışmaya girmediğine dikkat çekiyor.

Bu nedenle uzmana göre Mekke Paktı'nın kolektif savunma maddesinin gerçek bir kriz sırasında nasıl uygulanacağı henüz açık değil.

Keşmir'de yaşanabilecek yeni bir gerilimde Türkiye ve Suudi Arabistan'ın Pakistan'a askeri destek verip vermeyeceği veya Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları karşısında Ankara ve İslamabad'ın nasıl hareket edeceği de cevap bekleyen sorular arasında.

ANLAŞMANIN SINIRLARI GENİŞLEYEBİLİR Mİ?

Tural Kerimov, Mekke Paktı'nın etkisinin üç ülkeyle sınırlı kalmayabileceği görüşünde. Uzman, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın Ortadoğu ve Güney Asya'da önemli siyasi ve askeri ağırlığa sahip olduğunu belirtiyor.

Bu çerçevede Suriye, Libya ve Sudan gibi ülkelerin yanı sıra Mısır ve Katar'ın da gelecekte bu yapıdan etkilenebileceğini ifade ediyor. Kerimov ayrıca Güney Kafkasya'daki Azerbaycan ile Orta Asya'daki Özbekistan'a dikkat çekiyor.

Azerbaycan'ın Rusya ve İran'ın yanı sıra Doğu ile Batı arasında kara bağlantısı sağlayan stratejik konumu, Özbekistan'ın ise Orta Asya'daki ekonomik ve lojistik ağırlığı nedeniyle bu ülkelerin gelişmeleri yakından takip edebileceği değerlendiriliyor.

MOSKOVA'NIN DİKKAT ÇEKTİĞİ “ENTEGRASYON” BOYUTU

Kerimov, Mekke Anlaşması'nı yalnızca askeri bir düzenleme olarak görmüyor. Uzman, ABD'nin Ortadoğu'daki güvenlik alanındaki belirleyici rolünün zayıfladığı bir dönemde bölge ülkelerinin kendi güvenlik ihtiyaçlarını karşılayabilecek alternatifler oluşturma arayışında olduğunu belirtiyor.

Kerimov bu süreci “entegrasyonun yeni bir aşaması” olarak tanımlıyor. Uzmanın değerlendirmesine göre Türkiye'nin savunma sanayisi, Pakistan'ın askeri ve nükleer kapasitesi ile Suudi Arabistan'ın ekonomik ve enerji gücü, üçlü yapının temel dayanaklarını oluşturuyor.

Kerimov ayrıca Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın Sünni dünyasının önde gelen güçleri olduğunu ve geçmişteki rekabetlere rağmen ortak bir güvenlik çerçevesinde buluşmalarının önemli olduğunu belirtiyor.

TÜRKİYE'NİN NATO ÜYELİĞİ ÖNEMLİ BİR SORU İŞARETİ

Rusya Bilimler Akademisi Doğu Araştırmaları Enstitüsü araştırmacısı Vasiliy Ostanin-Golovnya ise anlaşmanın geleceği konusunda daha temkinli. Ostanin-Golovnya, Mekke Paktı'nın şu aşamada yalnızca genel hatları belirlenmiş bir yapı olduğunu ve gerçek anlamda kurumsallaşmasının uzun bir süreç gerektireceğini belirtiyor.

Uzmanın dikkat çektiği temel konulardan biri Türkiye'nin NATO üyeliği. Türkiye'nin NATO kapsamındaki yükümlülükleri ile Mekke Paktı'ndan doğabilecek sorumlulukların gelecekte nasıl bir arada yürütüleceği, ittifakın kurumsallaşması halinde önemli bir konu olacak.

Ostanin-Golovnya, üç ülkenin pakt içerisindeki katkılarının da farklı olduğunu belirtiyor. Suudi Arabistan mali kapasitesiyle, Türkiye savunma sanayisi ve özellikle insansız sistemlerdeki yetkinliğiyle, Pakistan ise terör örgütlerine karşı yürüttüğü operasyonlardan elde ettiği askeri tecrübeyle öne çıkıyor.

Ancak bu farklılıkların tek bir güvenlik mekanizmasında birleştirilmesinin kolay olmayacağını belirten uzman, tarafların ulusal çıkarlarının ve bölgesel önceliklerinin farklı olduğuna dikkat çekiyor.

RUSYA İÇİN YENİ İŞBİRLİĞİ ALANLARI

Mekke Paktı'nın Moskova açısından dikkat çeken boyutlarından biri de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın Rusya ile farklı düzeylerde ilişkilere sahip olması. Murad Sadygzade, bölge ülkelerinin savunma ilişkilerini çeşitlendirmesinin Rusya açısından yeni işbirliği imkanları oluşturabileceğini belirtiyor. Sadygzade özellikle havacılık, hava savunma, elektronik harp ve füze teknolojileri gibi alanlarda Rusya'nın sahip olduğu kapasitenin önem kazanabileceğini ifade ediyor.

Buna karşın Vasiliy Ostanin-Golovnya, Rusya'nın Mekke Paktı'nın doğrudan müttefiki olmasının gerçekçi olmadığını düşünüyor. Ostanin-Golovnya'ya göre Moskova'nın Türkiye ve Suudi Arabistan ile iyi ilişkileri bulunmasına rağmen bu durum Rusya'nın yeni ittifakın içerisinde yer alacağı anlamına gelmiyor.

WASHİNGTON VE TEL AVİV AÇISINDAN YENİ TABLO

Mekke Paktı'nın ABD ve İsrail açısından ortaya çıkarabileceği sonuçlar da uzmanların değerlendirmelerinde önemli yer tutuyor. Ostanin-Golovnya, anlaşmanın Ortadoğu'daki güç dengesini etkileyebilecek olması nedeniyle İsrail'de olumsuz karşılık bulduğunu belirtiyor.

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin zaten gerilimli olduğu bir dönemde Ankara'nın Suudi Arabistan ve Pakistan ile yeni bir savunma çerçevesi oluşturması, Tel Aviv açısından ayrıca önem taşıyor. ABD açısından ise anlaşmanın Washington'un bölgedeki geleneksel güvenlik rolüyle ilişkisi öne çıkıyor.

Stimson Center kıdemli araştırmacısı Afsandiyar Mir, Mekke Paktı'nın ABD'nin yerini almaya yönelik bir girişim olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor. Mir'e göre anlaşmanın temel mesajı, bölgesel güvenlik ve istikrarın sağlanmasında yalnızca ABD'nin güvenlik taahhüdünün yeterli olmadığı yönündeki düşüncenin güçlenmesi.

HİNDİSTAN VE ÇİN BOYUTU

Pakistan'ın anlaşmanın kurucu taraflarından biri olması, Mekke Paktı'nın Güney Asya'daki yansımalarını da beraberinde getiriyor. Hindistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Randir Jaiswal, Yeni Delhi'nin gelişmeleri yakından takip ettiğini ve gerekli sonuçları çıkardığını açıkladı. Pakistan ile Hindistan arasındaki uzun süreli rekabet nedeniyle anlaşmanın Güney Asya'daki güvenlik hesaplarına dahil olması mümkün.

Diğer taraftan Pakistan'ın Çin ile stratejik ortaklığı, Mekke Paktı'nın Asya boyutunu güçlendiren bir başka unsur olarak öne çıkıyor. Bu nedenle anlaşmanın etkileri Ortadoğu'nun ötesinde, Güney Asya ve Çin bağlantısı üzerinden de takip ediliyor.

“İSLAM NATO’SU” DEMEK İÇİN ERKEN

Mekke Paktı'nın geleceği konusunda Rus uzmanların değerlendirmeleri, anlaşmanın mevcut aşamada kesin bir askeri ittifak olarak tanımlanmasına karşı temkinli bir yaklaşım ortaya koyuyor.

Yury Lyamin, belgenin imzalanması ile uygulamaya geçirilmesi arasında önemli fark bulunduğuna dikkat çekiyor.

Tural Kerimov, anlaşmanın öncelikle tarafların öz savunma kapasitesini güçlendirmeye yönelik olduğunu ve mevcut bölgesel çatışmaları çözmeye yönelik kapsamlı bir güvenlik sistemi anlamına gelmediğini belirtiyor.

Vasiliy Ostanin-Golovnya ise farklı ulusal çıkarların tek bir askeri yapı içerisinde birleştirilmesinin önemli bir sorun olacağını ifade ediyor.

Stimson Center kıdemli araştırmacısı Afsandiyar Mir de anlaşmanın NATO modelinde gerçek bir askeri entegrasyonun başlangıcı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor.

Bütün bu değerlendirmeler, Mekke Paktı'nın geleceği açısından temel meselenin anlaşmanın imzalanmasından çok uygulanma biçimi olduğunu ortaya koyuyor.

Ortak askeri planlama, istihbarat paylaşımı, savunma sanayisi işbirliği, ortak tatbikatlar ve olası krizlerde tarafların birbirlerine vereceği destek, paktın nasıl bir yapıya dönüşeceğini belirleyecek.

Şimdilik Mekke Paktı'nın ortaya koyduğu en somut tablo, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın bölgesel güvenlik konusunda ortak hareket etme yönünde siyasi irade ortaya koymuş olması.

Anlaşmanın gerçek bir askeri ittifaka dönüşüp dönüşmeyeceği ise önümüzdeki dönemde atılacak adımlarla netleşecek.

 

Yorumlar5

  • Birbilmeyen 1 saat önce Şikayet Et
    Adı İslam NATO'su olmasın. ICTO daha uygun (Islamic Countries Treaty Organization) ya da Arapça olması daha uygun olur.
    Cevapla
  • Misafir 1 saat önce Şikayet Et
    Sayın Cumhurbaşkanımız Sağolsun. Kendilerine ve tüm Bakanlarımıza önemli adımları için. Teşekkür ederiz. Bu cesaret ister. Dünyanın gözü Mekke anlaşmasında.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • işlem 2 saat önce Şikayet Et
    geç kalınmış bir işlemdir. musluman ülkeler daha kendilerine hakim olamadılar elbet bir gün bunuda halk olarak başarırlar aslında dünyada bir musluman birlik ordusu her daim lazımdır bunuda inşallah başaracaklardır .
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • Alp Çekiç 2 saat önce Şikayet Et
    Üç ülkenin farklı güçlerini bir araya getirmesi önemli bir caydırıcılık oluşturabilir. Paktın gerçek gücünü ise ilk ciddi kriz gösterecek. Değerli analiziniz için teşekkürler.
    Cevapla Toplam 5 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat