Trump-Xi görüşmesinden Ukrayna diplomasisine: Moskova ne görüyor?
- GİRİŞ27.09.2026 09:01
- GÜNCELLEME27.09.2026 11:22
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu haftası, dünya siyasetinin farklı başlıklarının aynı diplomatik zeminde buluştuğu yoğun bir trafiğe sahne oldu. New York’ta Rusya ve ABD arasında temaslar yürütülürken, Washington’da Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in görüşmesi gerçekleşti. İlk bakışta birbirinden farklı görünen bu iki gelişme, aslında ABD’nin aynı anda karşı karşıya olduğu jeopolitik ve ekonomik sorunların birbirini nasıl etkilediğini gösterdi.

Rusya medyasındaki değerlendirmelerde Trump-Xi görüşmesinin öne çıkan tarafı, iki ülke arasındaki rekabetin sona ermesi değil, bu rekabetin belirli bir süre için kontrol altında tutulmak istenmesi oldu. Moskova’daki uzmanlara göre Washington ve Pekin, ticaret ve teknoloji alanındaki stratejik rekabetlerinden vazgeçmiş değil. Ancak mevcut şartlarda yeni bir gerilim dalgasının iki taraf için de maliyetli olduğu görülüyor.
Rusya Yüksek Ekonomi Okulu’ndan Vasiliy Kaşin de görüşmeyi bu çerçevede değerlendiriyor. Kaşin’e göre Trump ile Xi arasındaki temas, kapsamlı bir uzlaşmadan çok taktiksel bir gerilimi azaltma arayışını yansıtıyor. ABD ile Çin arasındaki rekabet devam ederken, tarafların ticaret savaşının daha fazla derinleşmesini istememesi dikkat çekiyor.
Bu yaklaşım Moskova’nın Washington’a ilişkin genel değerlendirmesiyle de örtüşüyor. Rus uzmanların önemli bir bölümü Trump yönetiminin aynı anda Çin, Ortadoğu, enerji ve Ukrayna gibi birbirinden farklı dosyalarla uğraşmak zorunda kaldığına dikkat çekiyor. Dolayısıyla ABD’nin dış politikasında daha fazla esneklik ve maliyet hesabı yapması bekleniyor.
Bu durumun Ukrayna savaşına yansıması ise özellikle enerji başlığında görülüyor.
New York’ta Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında gerçekleşen görüşmenin ardından enerji altyapısı ve tahıl ihracatı konusunda sınırlı bir ateşkes ihtimali yeniden gündeme geldi. Washington açısından bu başlıkların önemi yalnızca savaşın insani ve ekonomik sonuçlarıyla sınırlı değil. Rus enerji tesislerine yönelik saldırıların küresel yakıt piyasalarına etkisi, ABD yönetiminin de yakından takip ettiği bir konu haline geliyor.

Ancak Moskova'nın yaklaşımında önemli bir ayrım bulunuyor. Rusya, Ukrayna konusunda müzakereye açık olduğunu söylerken geçici bir ateşkesin kalıcı çözümün yerine geçmesine karşı çıkıyor. Sergey Lavrov’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki açıklamaları da bu tutumu ortaya koydu. Moskova, savaşın kısa süreli olarak durdurulmasından ziyade uzun vadeli ve sürdürülebilir bir barış anlaşması üzerinde çalışılması gerektiğini savunuyor.
Bu nedenle BM haftasının ardından ortaya çıkan tabloyu “barış görüşmeleri yeniden başladı” şeklinde değerlendirmek için henüz erken.
Rusya, ABD ve Ukrayna arasında yeni bir üçlü görüşme konusunda somut bir hazırlık yapılmış değil. Rusya Federasyonu Federasyon Konseyi Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Grigori Karasin de temasların sürdüğünü ancak bunların henüz belirli bir toplantının hazırlığına dönüşmediğini belirtiyor. Bununla birlikte Moskova-Washington iletişim kanalının açık kalması başlı başına önemli.
Lavrov-Rubio görüşmesinin yanı sıra Rusya Devlet Başkanı’nın özel temsilcisi Kirill Dmitriev’in Amerikalı yetkililerle temasları da diplomatik kanalın tamamen kapanmadığını gösteriyor. Bu temasların henüz siyasi bir uzlaşmaya işaret ettiği söylenemez. Ancak tarafların birbirlerinin pozisyonlarını anlamaya çalıştığı bir iletişim zemininin korunması, ileride yapılabilecek görüşmeler açısından önem taşıyor. Sorunun temelinde ise tarafların barışın niteliği konusunda farklı beklentilere sahip olması yatıyor.
Moskova, kendi güvenlik taleplerinin ve savaşın nedenleri olarak gördüğü meselelerin dikkate alınacağı kapsamlı bir çözüm istiyor. Kiev ise Avrupa ve ABD’den güvenlik garantileri almadan kalıcı bir anlaşmaya yanaşmak istemiyor. Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya yönelik siyasi, askeri ve mali desteği sürdürmesi de Moskova tarafından müzakere sürecinin önündeki temel sorunlardan biri olarak değerlendiriliyor.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin, savaşın sona ermesinin ardından Ukrayna topraklarında NATO ülkelerinin asker bulundurma ihtimaline ilişkin açıklamaları da bu nedenle Moskova açısından önem taşıyor. Rusya açısından mesele yalnızca mevcut çatışmanın sona ermesi değil, savaş sonrasında ortaya çıkacak güvenlik düzeninin nasıl şekilleneceği.
Bu noktada Ukrayna krizinin neden kolay çözülemediği daha açık hale geliyor. Masadaki mesele yalnızca ateşkes değil. Toprak, güvenlik garantileri, Ukrayna’nın gelecekteki askeri konumu, Rusya’nın güvenlik talepleri ve Avrupa’nın savaş sonrası düzende üstleneceği rol gibi başlıklar aynı anda ele alınıyor.
Dolayısıyla enerji altyapısına saldırıların durdurulması veya Karadeniz’de güvenli deniz ulaşımının sağlanması gibi konularda ilerleme sağlanması önemli olsa da bunların tek başına savaşın siyasi çözümünü getirmesi beklenmemeli.
Rusya'daki değerlendirmelerde öne çıkan bir diğer unsur ise ABD'nin Ukrayna dosyasını artık daha geniş bir küresel denklem içerisinde ele almak zorunda olması. Trump-Xi görüşmesinin ardından ortaya çıkan tablo, Washington ile Pekin arasındaki stratejik rekabetin devam ettiğini ancak tarafların gerilimi kontrollü tutmaya çalıştığını gösteriyor. Moskova açısından bunun anlamı, ABD'nin dış politikada aynı anda birden fazla kriz alanını yönetmek zorunda kalması.
Bu durum Ukrayna açısından hem fırsat hem de risk taşıyor. Washington savaşı sona erdirmek için daha fazla diplomatik baskı uygulayabilir. Ancak aynı zamanda ABD'nin kendi ekonomik ve jeopolitik öncelikleri nedeniyle Ukrayna'ya yönelik desteğin niteliği ve kapsamı da değişebilir. Burada Trump yönetiminin yaklaşımını yalnızca Ukrayna sahasındaki gelişmeler üzerinden okumak yeterli olmayacaktır. Çin'le ilişkiler, Ortadoğu'daki gelişmeler, enerji fiyatları ve Amerikan iç siyaseti Ukrayna politikasının sınırlarını da belirliyor.
BM haftasının sonunda ortaya çıkan tablo bu açıdan dikkat çekici. Diplomasi kanalları kapanmış değil. Rusya müzakerelere açık olduğunu söylüyor. ABD, özellikle enerji ve tahıl gibi alanlarda sınırlı anlaşma ihtimallerini gündeme getiriyor. Kiev de belirli başlıklarda ateşkes arayışına destek veriyor. Fakat tarafların savaşın nasıl sona ereceği konusunda ortak bir çerçevesi henüz bulunmuyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde büyük bir liderler zirvesinden önce daha sınırlı anlaşmaların gündeme gelmesi daha gerçekçi görünüyor. Enerji tesislerine yönelik saldırıların durdurulması, Karadeniz'deki deniz güvenliği ve tahıl ticareti gibi konularda sağlanabilecek mutabakatlar, taraflar arasında güven oluşturabilecek ilk adımlar olabilir. Ancak bunların kalıcı bir siyasi çözüme dönüşebilmesi, daha zor başlıkların da müzakere edilmesini gerektiriyor.
Ukrayna savaşında bugün gelinen noktayı değerlendirirken belki de en doğru ifade, “diplomasi yeniden hareketleniyor ancak barışın koşulları konusunda henüz uzlaşma yok” olacaktır. BM haftası büyük bir anlaşma getirmedi. Fakat Washington ile Moskova arasındaki temasların sürmesi, enerji ve Karadeniz gibi somut başlıkların yeniden diplomasi masasının gündemine gelmesi ve Çin’in de Ukrayna meselesinin dışında kalmayan bir aktör olarak öne çıkması, önümüzdeki döneme ilişkin bazı ipuçları veriyor.
Trump-Xi görüşmesi de bu büyük tablonun bir parçası. ABD ile Çin arasındaki rekabet devam edecek. Rusya ile Batı arasındaki güvenlik sorunları da kısa sürede ortadan kalkmayacak. Ukrayna savaşının çözümü ise bu iki büyük güç mücadelesinden bağımsız ilerlemeyecek. Bu nedenle önümüzdeki dönemde asıl mesele, tarafların yeniden görüşüp görüşmeyeceğinden çok, hangi şartlarda masaya oturacakları olacak.
Çünkü savaşın sona ermesi için sadece silahların susması yeterli olmayacak. Savaş sonrasında Avrupa güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği, Ukrayna'nın güvenliğinin hangi mekanizmalarla sağlanacağı ve Rusya ile Batı arasındaki güvenlik sorunlarının nasıl yönetileceği de aynı müzakerenin parçası olacak.
BM haftasının ardından görünen gerçek şu: Barış ihtimali yeniden diplomatik gündemin merkezine dönmüş durumda, ancak taraflar henüz aynı masaya aynı beklentilerle oturmuyor. Bundan sonraki süreçte küçük anlaşmaların büyük bir siyasi çözümün önünü açıp açamayacağı, Ukrayna savaşının geleceği açısından belirleyici olacak.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol