Trump’ın Zelenskiy çıkışı ne anlama geliyor? Rus uzmanlara göre Washington’un Ukrayna stratejisi
- GİRİŞ14.10.2026 09:02
- GÜNCELLEME14.10.2026 09:02
ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’da yeni bir lider ihtimalini gündeme getirmesi, Kiev yönetimi üzerindeki siyasi baskıyı artırırken Washington’un savaşın sona erdirilmesine ilişkin yaklaşımını da yeniden tartışmaya açtı. Rus uzmanlar, açıklamaların Zelenskiy’i müzakereye zorlama amacı taşıdığı konusunda farklı değerlendirmelerde bulunurken, ABD’nin Ukrayna’ya verdiği desteğin geleceğinin de bu süreçte belirleyici olabileceğine işaret ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin yerine yeni bir lider gelmesi gerektiğine ilişkin açıklamaları, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın geleceği ve Washington’un Kiev yönetimiyle ilişkileri açısından yeni bir tartışma başlattı. Trump, Zelenskiy’nin Rusya ile anlaşma yapma fırsatlarını değerlendirmediğini savunarak Ukrayna’nın uzlaşmaya daha yatkın bir lidere ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. ABD Başkanı ayrıca Zelenskiy’yi söylemlerden ziyade somut bir anlaşmaya odaklanmaya ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmeye çağırdı.
Trump’ın açıklamaları, yalnızca iki lider arasındaki kişisel anlaşmazlık üzerinden okunmamalı. Washington’un savaşı sona erdirme hedefi, Ukrayna’ya sağlanan desteğin geleceği ve ABD’nin daha geniş jeopolitik öncelikleri birlikte değerlendirildiğinde, bu çıkışın Kiev yönetimine yönelik siyasi baskının bir parçası olduğu görülüyor. Bununla birlikte, Zelenskiy’nin görevden ayrılmasının gerçekten ABD yönetiminin hedefleri arasında bulunup bulunmadığı konusunda Rus uzmanlar arasında farklı görüşler var.
Zelenskiy üzerindeki baskı ve Ukrayna siyasetindeki olası değişimler
Amerikan siyaseti üzerine çalışan siyaset bilimci Malek Dudakov’a göre Trump’ın açıklamaları, öncelikle Zelenskiy’nin Ukrayna içindeki muhaliflerine yönelik bir mesaj niteliği taşıyor. Dudakov, Amerikan yönetiminin Zelenskiy’nin yerine geçebilecek açık ve üzerinde uzlaşılmış bir adayının bulunmadığını, buna karşın Ukrayna siyasetindeki bazı aktörlerin Trump yönetiminin yaklaşımına uyum sağlamaya çalıştığını belirtiyor.
Bu değerlendirme, Washington’un Kiev’de doğrudan bir iktidar değişikliğini gerçekleştirmekten ziyade, Zelenskiy’nin siyasi hareket alanını daraltabilecek alternatifleri gündemde tutuyor olabileceğine işaret ediyor. Trump’ın yeni lider çağrısı, Ukrayna iç siyasetinde müzakere yanlısı aktörlerin görünürlüğünü artırabilecek bir gelişme olarak da okunabilir.
Dudakov’un değerlendirmesinde öne çıkan bir diğer unsur, Zelenskiy’nin ABD’deki siyasi dengelere ilişkin hesapları. Ukrayna liderinin Demokratlarla ilişkilerini güçlendirmeye çalışabileceğini belirten uzman, bu yaklaşımın Trump yönetimiyle yaşanan gerilimi ortadan kaldırmayacağı görüşünde. Çünkü ABD’nin dış politika araçları, yalnızca Kongre’deki siyasi dengelerle sınırlı değil; yürütme erkinin istihbarat paylaşımı, askerî yardım ve diplomatik ilişkiler üzerindeki etkisi de önem taşıyor.
Bu çerçevede Ukrayna açısından temel mesele, yalnızca Beyaz Saray’dan gelen siyasi açıklamalar değil, bu açıklamaların somut politika değişikliklerine dönüşüp dönüşmeyeceği. ABD’nin istihbarat paylaşımını veya Avrupa üzerinden gerçekleştirilen silah tedarikini kısıtlaması, Kiev’in askerî kapasitesi ve müzakere pozisyonu üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir.
Ancak Trump’ın açıklamalarından hareketle böyle bir kararın kesinleştiğini söylemek mümkün değil. Dudakov’un değerlendirmesi, Washington’un elindeki baskı araçlarına dikkat çekiyor; bunların hangi ölçüde kullanılacağı ise ABD yönetiminin önceliklerine ve savaşın seyrine bağlı.
Trump gerçekten Zelenskiy’yi görevden uzaklaştırmak mı istiyor?
Moskova Devlet Üniversitesi profesörü ve APN Alter Bilgi ve Hibrit Savaşlar Bölümü Başkanı Andrey Manoilo ise Trump’ın açıklamalarının doğrudan bir iktidar değişikliği planı olarak değerlendirilmesine karşı çıkıyor. Manoilo’ya göre Trump, Zelenskiy’yi görevden uzaklaştırmaktan ziyade, onu kendi beklentileri doğrultusunda hareket etmeye zorlamak amacıyla siyasi baskı uyguluyor.
Manoilo, ABD Başkanı’nın gerçekten Zelenskiy’nin istifasını hedeflemesi durumunda bunu yalnızca kamuoyu önündeki açıklamalarla sınırlı tutmayacağı görüşünde. Bu nedenle Trump’ın sözlerini, Ukrayna yönetimini müzakereye yöneltmeye yönelik bir baskı yöntemi olarak yorumluyor.
Bu yaklaşım, Dudakov’un değerlendirmesinden önemli ölçüde ayrılıyor. Dudakov, açıklamaların Ukrayna iç siyasetindeki alternatif aktörlere alan açabileceğini vurgularken Manoilo, asıl amacın Zelenskiy’nin tutumunu değiştirmek olduğunu düşünüyor. İki yorum arasındaki ortak nokta ise Trump’ın açıklamalarının Kiev üzerindeki siyasi baskıyı artırdığı yönündeki değerlendirme.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, siyasi baskı ile yönetim değişikliğine yönelik somut bir girişimin aynı şey olmadığıdır. Trump’ın yeni lider çağrısı, Zelenskiy’nin Washington karşısındaki konumunu zayıflatabilir. Ancak bundan ABD yönetiminin Ukrayna’da belirli bir adayı iktidara getirmek üzere harekete geçtiği sonucu doğrudan çıkarılamaz.
Ukrayna, Trump’ın daha geniş jeopolitik hesaplarında nerede duruyor?
Amerikan uzmanı siyaset bilimci Konstantin Blokhin, Trump’ın Zelenskiy hakkındaki açıklamalarını geçici bir öfke veya kişisel anlaşmazlıkla sınırlı görmüyor. Blokhin’e göre Ukrayna, Trump’ın dış politika yaklaşımında başlı başına bir öncelik olmaktan çok, Rusya, Çin ve ABD arasındaki daha geniş güç mücadelesi içinde değerlendirilen bir unsur niteliğinde.
Bu yorum, Washington’un Ukrayna politikasında önceki yönetimden farklılaşan yaklaşımını anlamak açısından önem taşıyor. Trump yönetimi açısından savaşın sona erdirilmesi, yalnızca Ukrayna’nın askerî durumuyla ilgili bir mesele değil; ABD’nin kaynaklarını nasıl kullanacağı, Rusya ile ilişkilerini hangi zeminde yürüteceği ve diğer küresel rekabet alanlarına ne ölçüde odaklanacağıyla da bağlantılı.
Bu nedenle Trump’ın Zelenskiy’ye yönelik eleştirileri, Ukrayna’ya verilen desteğin koşulsuz ve sınırsız biçimde sürdürülmeyeceği mesajını da içeriyor olabilir. Bununla birlikte, bu yaklaşımın ABD’nin Ukrayna’ya yönelik bütün desteğini sona erdireceği anlamına geldiğini söylemek için yeterli veri bulunmuyor. Washington’un politikası, askerî yardımdan diplomatik girişimlere kadar farklı araçların yeniden düzenlenmesi şeklinde de gelişebilir.
Blokhin’in değerlendirmesi, Ukrayna meselesinin ABD açısından daha geniş bir stratejik çerçevede ele alındığını ortaya koyuyor. Bu çerçevede Kiev yönetiminin Washington’un beklentilerine ne ölçüde karşılık vereceği, iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceğinde belirleyici olabilir.
Moskova ile Kiev arasında anlaşma ihtimali
Siyaset bilimci Andrey Suzdaltsev ise Trump’ın çatışmanın devam etmesinden kaynaklanan sorumluluğu giderek daha fazla Zelenskiy’ye yüklemesine dikkat çekiyor. Suzdaltsev’e göre Trump, Ukrayna liderinin geçmişte Rusya ile anlaşma fırsatlarını değerlendirmesi gerektiğini savunarak mevcut çıkmazın sorumluluğunu Kiev yönetimi üzerinden açıklıyor.
Trump’ın Rusya ile Ukrayna arasında bir anlaşmaya ulaşılacağı yönündeki açıklamaları ve Putin ile Zelenskiy’yi yüz yüze görüşmeye çağırması da bu yaklaşımın bir parçası. ABD Başkanı, iki tarafın da anlaşma yapmak istediğini ancak bunun nasıl gerçekleştirileceği konusunda ilerleme sağlanamadığını ifade ediyor.
Bununla birlikte, tarafların müzakereye hazır olduklarını belirtmeleri, anlaşmanın yakın olduğu anlamına gelmiyor. Savaşın sona erdirilmesine ilişkin temel sorunlar arasında toprak meselesi, güvenlik garantileri ve ateşkesin hangi koşullarda uygulanacağı bulunuyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun mevcut durumu stratejik bir çıkmaz olarak nitelendirmesi de bu güçlükleri ortaya koyuyor.
Rubio’nun değerlendirmesi, Trump’ın daha iyimser açıklamalarıyla birlikte ele alındığında, Washington yönetimi içinde de savaşın kısa sürede sona erdirilmesine ilişkin beklentilerin önündeki engellerin farkında olunduğunu gösteriyor. ABD’nin arabuluculuk çabalarını sürdürmesi, diplomatik çözüm arayışının devam ettiğini ortaya koysa da tarafların temel talepleri arasındaki mesafe henüz kapanmış değil.
Dolayısıyla Trump’ın Zelenskiy’ye yönelik sert açıklamalarını, anlaşmaya ulaşılmış veya tarafların uzlaşmaya hazır olduğu şeklinde yorumlamak doğru olmaz. Bu açıklamalar, müzakere sürecinin siyasi çerçevesini etkileme girişimi olarak değerlendirilebilir; ancak sahadaki askerî ve diplomatik koşulların yerini tutmuyor.
Enerji ateşkesi ve diplomatik sürecin kırılganlığı
Trump’ın Ukrayna konusunda gündeme getirdiği enerji ateşkesi de diplomatik sürecin ne kadar hassas olduğunu gösteren gelişmelerden biri. ABD Başkanı, 11 Ekim’de Rusya ile Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurmayı kabul ettiğini açıkladı. Ancak Zelenskiy, Axios’a verdiği röportajda söz konusu düzenlemeden önceden haberdar olmadığını belirterek ateşkesin ne zaman başlayacağının açıklığa kavuşturulmasını istedi. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga ise Kiev’in enerji ateşkesine hazır olduğunu bildirdi.
Rusya Devlet Başkanı’nın Sözcüsü Dmitri Peskov, 12 Ekim’de konuya ilişkin ayrıntı vermekten kaçınırken Moskova’nın uzun vadeli barış hedefini vurguladı. Bu açıklamalar, enerji altyapısına yönelik saldırıların durdurulması konusunda diplomatik temasların sürdüğünü gösterse de ateşkesin kapsamı ve uygulanma koşulları konusunda belirsizliklerin bulunduğuna işaret ediyor.
Enerji altyapısı, savaşın askerî boyutunun yanı sıra sivil yaşam, ekonomik faaliyetler ve kış koşulları üzerinde de doğrudan etkili. Bu nedenle enerji tesislerine yönelik saldırıların durdurulması, kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşılmasa bile insani ve ekonomik sonuçları azaltabilecek bir adım olabilir. Ancak böyle bir düzenlemenin kalıcı olabilmesi, tarafların karşılıklı yükümlülükleri açık biçimde tanımlamasına ve bunların uygulanmasını sağlayacak mekanizmalar üzerinde uzlaşmasına bağlı.
Trump’ın açıklamaları ile sahadaki ve diplomatik temaslardaki gelişmeler arasındaki mesafe, Washington’un arabuluculuk girişimlerinin karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri. ABD Başkanı’nın anlaşmanın yakın olduğuna ilişkin mesajları, müzakerelerde ilerleme sağlandığını tek başına kanıtlamıyor.
Sonuç: Siyasi baskı artıyor, ancak çözümün koşulları değişmiş değil
Rus uzmanların değerlendirmeleri, Trump’ın Zelenskiy’ye yönelik açıklamalarının farklı biçimlerde yorumlandığını ortaya koyuyor. Malek Dudakov, bu çıkışın Ukrayna iç siyasetindeki alternatif aktörlere yönelik bir mesaj taşıdığına dikkat çekerken Andrey Manoilo, açıklamaları Zelenskiy üzerinde baskı kurma yöntemi olarak değerlendiriyor. Konstantin Blokhin, Ukrayna’nın Trump’ın daha geniş jeopolitik hesapları içindeki konumuna vurgu yaparken Andrey Suzdaltsev, ABD Başkanı’nın savaşın devam etmesinden kaynaklanan sorumluluğu Kiev yönetimine yüklediğini belirtiyor.
Bu görüşler, Moskova’daki uzman çevrelerinde Trump’ın açıklamalarının yalnızca kişisel bir anlaşmazlık olarak görülmediğini, ABD’nin Ukrayna politikasındaki önceliklerin değişmesi ihtimaliyle birlikte ele alındığını gösteriyor. Bununla birlikte, uzmanların yorumları ABD yönetiminin niyetlerine ilişkin farklı analizlerdir; Washington’un kesinleşmiş kararları olarak değerlendirilmemelidir.
Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak unsur, Trump’ın açıklamalarının somut diplomatik ve askerî kararlara dönüşüp dönüşmeyeceği. ABD’nin Kiev’e yönelik desteğinde bir değişiklik yaşanması, Ukrayna’nın hem cephedeki kapasitesini hem de müzakere masasındaki hareket alanını etkileyebilir. Buna karşılık, tarafların güvenlik ve toprak meselelerinde uzlaşmaya varamaması, siyasi baskının artmasına rağmen savaşın sona ermesini zorlaştırabilir.
Sonuç olarak Trump’ın Zelenskiy’ye yönelik çıkışı, Ukrayna yönetiminin Washington karşısındaki konumunu tartışmaya açıyor. Ancak yeni bir lider çağrısı, tek başına iktidar değişikliğinin gerçekleşeceği veya barış anlaşmasının yakın olduğu anlamına gelmiyor. Savaşın geleceğini belirleyecek olan, siyasi söylemlerin ötesinde, Moskova ile Kiev’in temel talepleri ve bu talepler arasında uzlaşma sağlayabilecek diplomatik koşullar olacak.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol